Abdulmecit Baskın 33 yıl önce Ankara’da kaçırıldıktan sonra öldürüldü ve cinayet faili meçhul bırakıldı. Eren Baskın, Faili Meçhul Suçlar Araştırma Daire Başkanlığına başvurdu ve babasının öldürülmesiyle ilgili olayın bütün bağlantılarıyla incelenmesini istedi.
HABER MERKEZİ – Ankara’da 3 Ekim 1993’te kaçırıldıktan sonra öldürülen Abdulmecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın, Faili Meçhul Suçlar Araştırma Daire Başkanlığına başvuru yaptı.
Abdülmecit Baskın | İki fotoğraf: Ölüdeniz ve Galatasaray Meydanı
Evrensel gazetesinin haberine göre Baskın, dosyada bulunan delillerin, kesinleşmiş mahkeme kararlarının, kamu görevlilerinin beyanlarının ve sonradan ortaya çıkan değerlendirmelerin birlikte ele alınarak olayın bütün yönleriyle yeniden araştırılmasını talep etti.
Başvurunun bir ailenin adalet talebi ötesinde 1990’lardaki cezasızlık rejimiyle yüzleşme çağrısı olduğunu ifade eden Eren Baskın, “Aradan geçen otuz yılı aşkın zamana rağmen, babamın kim veya kimler tarafından, hangi saikle, hangi planlama ve örgütsel ilişki içerisinde, varsa kimlerin bilgisi, yönlendirmesi, koruması veya ihmali altında öldürüldüğü soruları bütünüyle yanıtlanmamıştır” dedi.
Babasının Kürt olduğu ve fikirleri için 1990’lı yıllarda hedef gösterildiğine değinen Baskın, “Bu belirsizlik, yalnızca geçmişte sonuçlandırılamamış bir ceza soruşturması değildir. Aynı zamanda yaşam hakkının korunması, yaşam hakkı ihlal edildiğinde maddi gerçeğin açığa çıkarılması ve sorumluların hesap vermesinin sağlanması yönündeki kamusal yükümlülüğün uzun yıllar boyunca gereği gibi yerine getirilmemesidir” ifadelerini kullandı.
Yaşam hakkını ve hak arama özgürlüğünü güvence altına alan Anayasa maddelerini ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini hatırlatan Baskın, babasının cinayeti ile ilgili etkili soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmediğine dikkat çekti.
“TALEBİM OLAYIN BÜTÜN BAĞLANTILARIYLA İNCELENMESİ”
Cezasızlığın, yalnızca failin cezalandırılmaması olmadığını; soruşturmanın hiç açılmaması, geç açılması, daraltılması, delillerin toplanmaması, tanıkların korunmaması, kamu görevlilerinin etkili biçimde incelenmemesiyle süreklilik arz eden bir düzen olduğunu kaydeden Baskın, şunları belirtti:
“Bu nedenle başvurum, yalnızca babam Abdulmecit Baskın’ın ölümünden doğrudan sorumlu olan kişi veya kişilerin tespit edilmesine yönelik değildir. Talebim; olayın bütün bağlantılarıyla incelenmesi, varsa kamu görevlilerinin doğrudan veya dolaylı sorumluluklarının araştırılması, önceki soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde eksik bırakılan işlemlerin tamamlanması, yeni bilgi ve delillerin değerlendirilmesi ve hukuken mümkün tüm yargısal yolların işletilmesidir.”
Zaman aşımının, hakikatin ve adaletin önünde bir perdeye dönüştürülmemesi gerektiğini vurgulayan Baskın, “Babam Abdulmecit Baskın’ın 1993 yılında öldürülmesinden yaklaşık yirmi yıl sonra, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2013 yılında iddianame düzenlenebilmiştir. Bir yaşam hakkı ihlali bakımından, iddianamenin ancak yirmi yıl sonra hazırlanabilmiş olması; soruşturmanın makul süratle, delillere ulaşmaya elverişli ve etkili biçimde yürütülmediğini açıkça göstermektedir” dedi ve mahkeme sürecini anlattı.
MENTEŞ KAMPI VE SUSURLUK’U HATIRLATTI
Baskın, “Dosyanın yeniden incelenmesini özellikle gerektiren konulardan biri Menteş’teki özel harekât eğitim faaliyetleridir. Babama ilişkin cinayetin tarihi 3 Ekim 1993’tür. Dosyada bulunan resmi kayıtlar ve sonraki yargılama sürecinde yapılan değerlendirmeler, bazı sanıkların tam da bu tarihlerde Menteş’teki eğitim faaliyetleriyle ilişkilendirildiğini göstermektedir” ifadelerini kullandı.
Dosyada Susurluk araştırmaları sırasında kamu görevlilerinin verdikleri ifadelerin de bulunduğunun altını çizen Baskın, “Anlatımlar, Baskın cinayetinin içerisinde gerçekleştiği iddia edilen örgütsel yapının araştırılması bakımından önemli tarihsel ve adli materyallerdir” ifadelerini kullandı.
Baskın başvurusunda beraat kararının, olayın aydınlatıldığı anlamına gelmediğini de belirterek, dosyadaki diğer delilleri de detaylıca anlattı.
ABDULMECİT BASKIN DAVASI HAKKINDA41 yaşında, üç çocuk babası olan Abdülmecit Baskın, Ankara Altındağ Nüfus Müdürü idi. 30 Eylül 1993’te makamından çıktıktan sonra özel harekât polisleri tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alındığı inkâr edilen Baskın’ın cansız bedeni, 3 Ekim 1993’te sorgulandıktan sonra ateşli silahla öldürülmüş, elleri arkadan bağlı şekilde Gölbaşı mevkiinde bir çiftçi tarafından bulundu. Bulunduğu yer MİT Genel Koordine Merkezi’ne çok yakın mesafedeydi.
Ailenin başvurusu üzerine başlatılan soruşturma etkin bir biçimde yürütülmedi, dosya uzun süre sürüncemede bırakıldı. Ancak olaydan 18 yıl sonra, 26 Mart 2011’de özel harekât polisi Ayhan Çarkın, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadede, 1993 yılında Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin’in emriyle Abdülmecit Baskın’ı gözaltına aldıklarını ve Baskın’ın özel harekât polisleri Ziya Bandırmalıoğlu ile Ayhan Akça tarafından öldürüldüğünü detaylı biçimde itiraf etti.
Çarkın’ın basına da yansıyan itiraflarının ardından, Baskın dosyası ile birlikte Çarkın’ın beyanlarında adı geçen gözaltında kaybedilen veya infaz edilen 18 kişiye ilişkin yeni bir soruşturma başlatıldı.
Bu soruşturma sonucunda, 2014’te Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Korkut Eken’in de aralarında bulunduğu 19 kişi hakkında “cürüm işlemek için oluşturulan silahlı örgütün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçundan dava açıldı.
Çarkın’ın emniyet, savcılık ve mahkeme huzurunda verdiği beyanların, olay yeri tarifleriyle örtüştüğü kayıt altına alındı. Mahkemede dönemin üst düzey kamu görevlileri, bu cinayetlerin devletin bilgisi dâhilinde gerçekleştiğini ifade ederek ayrıntılı açıklamalarda bulundu. Ayrıca, suçların kimler tarafından, hangi talimatlar doğrultusunda ve nasıl işlendiği mahkeme kayıtlarına geçti. Buna rağmen, kamuoyunda “Ankara JİTEM Davası” olarak bilinen dava, 13 Aralık 2019’da tüm sanıkların beraatıyla sonuçlandı.
Yerel mahkemenin kararına karşı aileler istinafa başvurdu. 5 Nisan 2021’de Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, beraat kararını bozarak dosyayı Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.
Ancak yeniden görülen davada, 26 Mayıs 2023’teki duruşmada, istinafın bozma kararına rağmen sanıklar bir kez daha beraat ettirildi. On yıllık yargılama sürecinde 41 hâkimin ve 8 savcının değiştiği dava, zaman aşımıyla sonuçlandırıldı.
Cumartesi Anneleri’nin 1070’inci eylemi | Abdülmecit Baskın için adalet çağrısı







