BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Ana dilim

Ana dilim
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

Çünkü bizim coğrafyamız sömürge coğrafyasıydı. 1937-38 Dersim Tertelesi’nden sonra, misyoner Sıdıka Avar’ın eğitiminden geçen küçük Dersimli kız çocukları buralara öğretmen olarak tayin edilmişlerdi. Devletin YİBO’larında yetişen Kürt Aleviler, Türkçenin en büyük savunucularıydı; böylece coğrafyada Sıdıkalar artmıştı. Onun öğrencileri Dersim’e gelip bizlere Türkçe öğrettiler.

Yüksel Mutlu

Yeni bir eğitim-öğretim yılı açıldı. Öğrenciler, veliler heyecanlı ama aynı zamanda mağdurlar; çünkü küçük, mutlu bir azınlık dışında, nasıl geçineceğini düşünen aileler için okul masraflarını karşılamak oldukça zor. Ebeveynlerin hayatlarında birçok şeyden fedakârlık etmeleri gerekiyor.

Ekonomik krizin faturası küçücük çocuklara da çıkadursun, paralı eğitim tavan yapmış durumda. Paran varsa çocuğunu iyi okullarda okutabilirsin, yoksa çocuklar imam hatiplere gitmek zorunda kalır. Zorunlu din dersleri ve ÇEDES gibi projeler nedeniyle Alevi çocuklar için durum daha vahim. Aleviler, AİHM’de dava kazandıkları hâlde zorunlu din dersinden vazgeçilmiyor. Dinselleştirilen ve bilimden uzaklaşan eğitim sistemi, öğretmenlerin de yoksulluk sınırında olduğu devasa bir eğitim-öğretim meselesi. Şimdilik bu mesele burada dursun.

Ben, yeni okul dönemi açılırken kendi ana dilimi yazmak isterim. Kırmancki, yani Dimili…

Dersimliyim. Okula başladığımızda ben ve yaşıtlarım tek bir kelime Türkçe bilmiyorduk. Okula gittiğimizde herkes Kırmançki konuşuyordu. Bildiğimiz dil buydu, annelerimizden öğrenmiştik. Başka bir dünyanın, kentin ve dahi başka dillerin olduğundan habersizdik. Okula başladık. Orada başka bir dünya vardı; biz oraya ait değildik, okul da bize ait değildi. Okulda Kırmançki konuşmak yasaktı. Çocuktuk; bilmediğimiz bir dil konuşuluyordu ve bambaşka bir dünyanın içine düşmüş gibiydik. Mutsuzduk çünkü suskunduk, konuşamıyorduk. Teneffüs aralarında da konuşamıyorduk, yasaktı. Çünkü öğretmen de yerliydi; konuşsak dilimizi anlıyordu. Yasak olduğunu anlamıştık. Sanırım bu, çocuk aklımızla anladığımız ve uğradığımız ilk ayrımcılıktı.

Hatırlıyorum, hepimiz bir yılı öylece, derste hiçbir şey anlamadan geçirdik. Kendimizi eve, kırlara, tarlalara zor atıyorduk. Ana dilimizi konuşmak istiyorduk, okul bize eziyet gibi geliyordu.

Kırmançki konuşan her arkadaşımız dayak yiyordu. Biz de dayak yememek için teneffüslerde koşarak okul sınırlarının dışına çıkardık. Orada, yani tarlalarda, uzaklarda ana dilimizi konuşurduk. Öğretmen buna da bir çare buldu: Öğrencilerden birini gizlice muhbir olarak tutmuştu. Bizden yaşça bayağı büyüktü; bizi öğretmene şikâyet ediyor, biz de dayak yiyorduk. Yine ben en şanslıydım çünkü ben de bir öğretmenin kızıydım. Babam tanınıyordu, torpilli sayılırdım. Bir gün, arkadaşlarımızdan birini konuşanları öğretmene söylerken duyunca, tabii yine dayak faslından sonra, aramızda bir karar aldık. Bizi ele verenin adı Zeynep’ti; onu aramızdan uzaklaştırmalıydık. Ne yapalım diye düşünürken, nasıl olduysa çocuk aklımızla Zeynep’i her gördüğümüz yerde yüzüne tükürme kararı almıştık. Her fırsatta, Zeynep’i gören arkadaşımız onun yüzüne tükürüyordu. Onu aramızdan izole etmiştik.

Öğretmen, Türkçeyi en kısa zamanda bize öğretmeye kararlı olduğu için ailelerimize gelmiş ve Türkçe konuşmanın nasıl güzel bir şey olduğunu anlatmıştı. Hayatımız, çocukluğumuz öğretmenin elindeydi ve biz ondan çok korkardık çünkü yanına giden daima dayak yerdi. Adı Arzu’ydu, namıdiğer Arzu Öğretmen. Ancak okulun ikinci yılında Türkçeyi sökmeye başladık. Dışarıdan gelen devlet memurlarının çocuklarıyla arkadaş olmak istiyorduk çünkü Türkçeyi onlardan öğrenecektik.

Çünkü bizim coğrafyamız sömürge coğrafyasıydı. 1937-38 Dersim Tertelesi’nden sonra, misyoner Sıdıka Avar’ın eğitiminden geçen küçük Dersimli kız çocukları buralara öğretmen olarak tayin edilmişlerdi. Devletin YİBO’larında yetişen Kürt Aleviler, Türkçenin en büyük savunucularıydı; böylece coğrafyada Sıdıkalar artmıştı. Onun öğrencileri Dersim’e gelip bizlere Türkçe öğrettiler.

Sıdıka Avar, Dağ Çiçeklerim adlı kitabında, anılarında şöyle diyor: “Atatürk, bu dağ köylerinde bütün yoksunlukların Türkçe bilmemekten ileri geldiğini söylemiş, bunu isyan sebeplerinden biri olarak görmüştü. Onun için Türkçenin bu köylere ‘ana’ ile sokulmasını arzu etmişti. Bu en köklü öğretimdi. Tarihte örneği vardı. Rumeli vilayetlerinden ilk kız sultanisinin açıldığı bir ilden pek çok siyaset adamı yetişmişti. ‘Buraya da Türkçeyi ana ile sokmalıyız.’ diyorlardı.”

Yine hatıralarında, Elâzığ’a tayini çıkınca müdürü kendisine şöyle söylüyor: “Şimdi Türk misyoneri olarak yatılıları özümseyeceksin. Atatürk’ün isteği bu… Bunu herhangi bir kimseye hissettirmek halkı gücendirir. Ona göre tedbirli olun, demişti. Zaten Gazi Eğitim’de bu iş için okumamış mıydım?” diyor.

Sonra tabii Türkçeyi de öğrendik, okulları da bitirdik. O çocukluk travması bende ve hepimizde kaldı. İzmir’de ortaokula giderken, bir yıl takdir belgesiyle sevinç içinde eve döndüm. Ev sahibimiz, merdivende elimde karneyi görünce, “Karnene bakayım.” dedi. Karneyi verdim. Karneye bakar bakmaz, “Bu Kürt bebesi Türkçeden nasıl 10 alıyor?” deyince, bu söz metropollerde nasıl yaşayacağımızın benim için ilk işaretiydi.

Bugün bizler değiştik, dünya değişti, toplum değişti, mücadele başka bir yola evrildi. Özgürlük, eşitlik mücadelesi yürüten Kürt hareketi dil, kültür, sanat mücadelesini yürüttü ve hâlâ bunun mücadelesini veriyor. Peki, biz ne yapıyoruz? Tam da müzakere, diyalog ve barış süreci yürütülürken hem kişi olarak her birimize hem de örgütlü mücadeleye düşen önemli görevler var. O günlerde bir kelime Türkçe bilmeyenler, bugün bir kelime Kırmancki bilmiyorlar. Biz sonraki kuşaklar, kendimize oto asimilasyon mu yaptık? Şu soruyu sormalıyız: Peki, biz ana dilimize ne kadar sahip çıkıyoruz? Ulus devlet kendi ideolojisi için elinden geleni yaptı, kısmen başardı da; peki, biz?

Ana dilimiz, BM ve UNESCO tarafından yok olmaya yüz tutmuş diller arasında gösterilirken Dersim halkı Kırmancki’ye yeteri kadar sahip çıkıyor mu?

Bir başka soruyu da sormalıyız: Kurmanci bilen arkadaşlarımız kaç kelime Kırmancki öğrenmiş olabilir ya da Kırmancki öğrenme gayretleri var mı?

Okullar açılırken ana dilde eğitim yapamıyoruz; bunun mücadelesini yürütmekten asla vazgeçmeyelim. Dil hiçbir zaman bölmez; birleştirir, bütünleştirir. Bunun dünyada örnekleri var. Şimdi, tam da barış ve demokrasi mücadelesi verirken ana dilimizi yaşatma çabasına kendimizden başlamalıyız. Asimilasyon uygulamaları başarılı oluyor. Bununla mücadele etmek insanlığın ve çocuk haklarının sorunudur. Kendimi de katarak söylüyorum: Çabamız yetersiz.

Sıdıka Avarlardan günümüze, Türkçe öğrenmek için maruz kaldığımız baskıyı ve yediğimiz dayağı unutmadan ama her şeyden önce dilimizi unutmadan mücadelemizi sürdürelim.

Dil ve kültür, annelerimiz sayesinde bugüne ulaştı. Analarımıza borcumuz çok fazla. Hatıralarını, yaşanmışlıklarını ve acılarını bilelim ki dilimiz kaybolmasın. Ana dilimizde eğitim alacağımız, çocuklarımızın ana dilimizde deyişlerimizi, klamlarımızı söyleyecekleri günler kendiliğinden gelmeyecek. Bunun farkında olup, dilimizin özgürleşeceği günlere ulaşmak için demokrasi mücadelesini sürdürelim. Başta annem olmak üzere, bize bu dili öğreten ve yaşatan analarımızın ellerinden öperim.

Yüksel MUTLU kimdir?

Uzun yıllar aktif olarak Eğit-Sen ve Eğitim-Sen de sendikal faaliyetlerinden sonra İHD Ankara Şube yöneticiliği, İHD Ankara şube Başkanlığı, 2002-2008 yılları arası İHD Genel Merkez Yöneticiliği yaptı. 2008-2009 yıllarında Türkiye Barış Meclisinin kuruculuğunu ve sözcülüğünü yaptı.

30 Mart 2014 seçimlerinde kayyum atanana dek Mersin Akdeniz Belediyesi Eş Başkanlığı’nı yaptı.

DEM Parti Halklar İnançlar Komisyonu Eşsözcüsü.

Benzer Haberler

18 kişi hakkında gözaltı kararı

Ünlülere yönelik yeni uyuşturucu operasyonu

Türkiye’nin ‘umut hakkı’ dosyası

AB Bakanlar Komitesi'nin Aralık ayı gündeminde

Bini aşkın akademisyenden ortak bildiri:

Meslektaşlarımızın ve LGBTİ+ hareketinin yanındayız

7 ayı aşkın süredir tutukluydu

Gazeteci Elif Bayburt hakkında tahliye kararı

Provokasyon uyarısı: ‘Tedbirler alınıyor’

Efkan Ala: Alt kurullar sahada çalışmalara başladı

Mahkeme ‘ihtiyati tedbir’ kararını kaldırdı:

Kayyum Gürsel Tekin'in görevine son verildi

BM 81. Genel Kurulu

Erdoğan, Trump ile görüşecek: F-35’ler hala belirsiz

‘Erdoğan son kez aday olacak’

Uçum, Öcalan’ın yer alacağı komisyonu açıkladı