ABD’de sığınma başvurusu reddedildikten sonra ICE tarafından gözaltına alınan Kürt yönetmen Gabar Choli, açlık grevi sırasında sekiz ay boyunca zorla beslendi. Mahkeme kayıtları, göçmenlik makamlarının Choli’ye zorla tıbbi müdahale için defalarca izin aldığını gösteriyor.
HABER MERKEZİ- ABD’de göçmenlik merkezinde gözaltında tutulduğu süre boyunca açlık grevi yapan İranlı Kürt yönetmen Gabar Choli, zorla beslendiğini anlattı.
Burnundan midesine kadar uzatılan bir tüple yapılan müdahalenin kendisini fiziksel olarak yaraladığını ve psikolojik olarak çökerttiğini söyleyen Choli, “Bir noktada bedenime bir özür mektubu yazmaya karar verdim” dedi.
İRAN ZULMÜNDEN KAÇARKEN TRUMP’A YAKALANMAK
Guardian gazetesi Choli’nin 8 ay boyunca yaşadıklarını haberleştirdi. Habere göre, İran’daki siyasi faaliyetleri nedeniyle hakkında hapis kararı bulunan Kürt yönetmen ve aktivist Gabar Choli, 2022’de ABD’ye geldi. Ama aslında Vancouver’da yaşıyordu.
Kanada’da yürüttüğü siyasi faaliyetleri nedeniyle ölüm tehditleri alan Choli, ABD’ye sığınma başvurusunda bulunmaya karar verdi. Los Angeles’ta çalışma izniyle yaşadığı sırada yaptığı sığınma başvurusu reddedildi. 25 Şubat 2025’te ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) ile yaptığı rutin görüşme sırasında gözaltına alındı.
Gözaltı koşulları iyi değildi. Üstelik göçmenlik davası da sonuçlanmıyordu. Ancak kötü şöhreti ile bilinen ICE yetkilileri, Choli’yi İran’a geri göndermeye çalışınca açlık grevine başladı.
Önce Kaliforniya’da tutulan Choli, daha sonra Teksas’taki Port Isabel Federal Gözaltı Merkezi’ne gönderildi.
ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) ile ICE, Choli’nin açlık grevini sürdürmesi üzerine federal mahkemeye başvurarak zorla tıbbi müdahale izni istedi.
Mahkeme bu talebe izin verince Choli’nin işkencesi de başlamış oldu.
8 AY BOYUNCA ZORLA BESLEME
ICE yetkilileri yaklaşık sekiz ay boyunca Choli’ye zorla besleme yaptı. Bu uygulama Choli’nin yemek borusunda kalıcı hasara, sinüslerinde şişliğe ve derin psikolojik yaralara yol açtı.
Guardian’a konuşan Choli, “İki muhafız ayaklarımı, ikisi ellerimi, biri de kafamı tutuyordu. Burnumdan aşağı tüpleri zorla sokuyorlardı. O an sadece her santimetresini hissediyorsunuz.”
Mahkeme belgelerine göre zorla beslemenin yanı sıra damar yoluyla sıvı verilmesi, kan alınması ve başka tıbbi işlemler yapılmasına da izin verildi.
Choli ise işlemler sırasında bir hemşirenin tüpü çok sert ittiğini ve burnunun iç kısmının yaralandığını söyledi.
“Bana insanca davranılmasını istiyordum. Başka bir şey değil” diyen Choli, görevlilerin kendisini açlık grevini bırakmaya zorladığını
ICE’NİN SİSTEMATİKLEŞTİRDİĞİ BİR UYGULAMA
Choli’nin yaşadıkları münferit bir olay değildi.
Guardian tarafından yürütülen araştırmaya göre ICE, Ocak 2025 ile Ağustos 2026 tarihleri arasında en az 18 açlık grevcisini daha “zorla beslemek” üzere mahkemeden karar çıkarttı.
Bu kararların hepsi zorla besleme anlamına gelmiyor. Bazı göçmenler, mahkeme kararının ardından açlık grevini sonlandırdı.
Choli’nin vakası ise belgelenmiş örnekler arasında en uzun süre devam eden zorla besleme uygulamalarından biri olarak öne çıkıyor.
Choli yaklaşık sekiz ay boyunca bu süreçten geçti. Bu dönemde bir avukatı da yoktu.
Mahkeme kayıtlarına göre davaya bakan federal yargıç Rolando Olvera, Choli’nin hukuki yardım talebini reddetti ve ICE’nin başvuruları üzerine zorla besleme kararını birkaç kez uzattı.
Hukuki temsilden yoksun bırakılan sığınmacılar, beden bütünlüklerini ihlal eden bu kararlar karşısında tamamen savunmasız kalıyor.
“TIBBİ BAKIM DEĞİL, İŞKENCE”
Tıbbi müdahalelerin zorla uygulanması, özellikle kişinin bilinçli olarak tedaviyi reddettiği açlık grevlerinde, tıp etiği ve insan hakları açısından tartışmalı bir konu.
Choli’nin dosyasını ve benzer vakaları inceleyen Columbia Üniversitesi Tıp Merkezi’nden doktor Chanelle Diaz, gazeteye verdiği demeçte, uygulamayı “tıbbi bakım değil, işkence” olarak nitelendirdi.
Bireylerin rızası alınmadan ve çoğu zaman avukat erişimi sağlanmadan yürütülen bu işlemler; fiziksel kısıtlama, nazal entülasyon ve tüple besin aktarımını içeriyor.
Dünya Sağlık Örgütü, akli dengesi yerinde olan bireyler tarafından yürütülen açlık grevlerini meşru bir protesto biçimi olarak kabul ediyor. Hasta özerkliği tıp etiğinin temelini oluştururken, ABD göçmenlik gözaltı merkezlerinde bu ilkelerin göz ardı edildiği görülüyor.
ICE UYGULAMAYI SAVUNDU: “ÖLÜM RİSKİNİ ÖNLEMEK İÇİN”
ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE), kişinin uygun koşullarda tıbbi müdahaleyi reddetme hakkına sahip olduğunu belirtiyor.
Ancak kurum, bir kişinin sağlık durumunun ölüm veya kalıcı hasar riski yaratması halinde mahkemeden zorunlu tıbbi müdahale için izin isteyebileceklerini de söylüyor. Choli ise “ölüm” eşiğinde olmamasına rağmen bu uygulamaya maruz bırakıldı. Üstelik bir sosyal hizmet uzmanının Choli’nin “kendi özgür iradesiyle hareket ettiği” yönündeki değerlendirmesi kararı onaylayan yargıç tarafından dikkate dahi alınmamıştı.
ICE’ye göre Choli’nin uzun süre yemek yememesi yalnızca kendi sağlığı açısından değil, gözaltı merkezinin güvenliği ve düzeni açısından da risk oluşturuyordu.
Kuruma göre Choli açlık grevini göçmenlik sürecini etkilemek için kullanıyordu.
Choli ise açlık grevinin intihar girişimi olmadığını, gözaltındaki koşulları protesto etmek için başvurduğu bir yöntem olduğunu mahkemeye yazdığı mektupta anlatmıştı.
“BİR NOKTADA BEDENİME BİR ÖZÜR MEKTUBU YAZMAYA KARAR VERDİM”
Kürt yönetmen Gabar Choli, ABD’de göçmenlik gözaltısında geçirdiği sekiz ayı bu sözlerle anlatıyor.
Choli, Ocak 2026’da Kanada’ya sınır dışı edildi.
Şimdi yaşadıklarını anlatmasının nedenlerinden birinin, ABD’de göçmenlik gözaltı merkezlerinde neler yaşandığının kamuoyunda yeterince bilinmemesi olduğunu söylüyor.
×
TARTIŞMALARIN ODAĞINDAKİ ICE
ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE), Trump yönetiminin göçmenlere yönelik sert politikasının sahadaki en önemli kurumlarından biri. Gözaltına alma ve sınır dışı işlemlerini yürüten kurum, özellikle gözaltı merkezlerindeki koşullar ve operasyonlar nedeniyle insan hakları örgütlerinin yoğun eleştirilerine maruz kalıyor.
Trump’ın ikinci başkanlık döneminde ICE’nin yetkileri ve operasyonlarının kapsamı daha da genişledi.
Kurumun yürüttüğü operasyonlar, göçmenlerin gözaltına alınma biçimi ve gözaltı merkezlerindeki uygulamalar ABD içinde de yoğun siyasi tartışmalara yol açtı.
20 Ocak 2025’ten 4 Haziran 2026’ya kadar en az 52 kişi ICE gözaltısında öldü.
San Francisco Chronicle’ın ICE kayıtları ve otopsiler üzerinden yaptığı araştırmaya göre ise 2025’te 33 kişi ICE gözetiminde öldü; bu, kurumun 2003’te kurulmasından bu yana bir takvim yılında kaydedilen en yüksek sayıydı.
Araştırmada incelenen 32 vakadan en az 17’sinde doktorlar, gerekli tıbbi müdahalenin geciktirilmesi veya verilmemesinin ölüme katkıda bulunmuş olabileceği sonucuna vardı.







