Volkan Yaraşır
Yıl 1933, Mayıs ayının 10’u, Berlin opera alanına kamyonlarla K. Marx, J. London, S. Freud, A. Gide gibi bir çok yazarların binlerce kitabı getirilip yığılır, kitaplardan koca bir tepe oluşturulur, tören havası içinde üstlerine dökülen benzinle kitaplar ateşe verilir. Her şey, bir ritüel gibi son derece disiplinli şekilde, çığlıklar atarak yerine getirilir. Bu kitap yakma törenine marşlar eşliğinde binlerce Nazi katılır. Olanlar bir toplu ayine benzer. Aslında Berlin’e ve Almanya’ya zifiri bir karanlık çökmektedir. Yaşanan tarihin bir kırılma anıdır.
Faşist salgını somutlayan bu töreni Nazi kültür ve propaganda bakanı J. Goebbels esrik bir halde karşılar, kitapların yanarken çıkardığı ışığın “yeni bir çağa ışık tuttuğunu” söyler. Kısa bir zaman sonra yok etme ve çalışma kampı olarak faaliyet yürütecek toplama kampları kurulur. Naziler kampları, İngilizlerin Güney Afrika’da Boer Savaşları’nda kurdukları toplama kamplarından esinlenerek hayata geçirirler.
Alman tekelci burjuvazinin kâr açlığına, faşizm bir ölüm endüstrisi ve köle işçilik sistemi kurarak hizmet eder. Başta Almanya olmak üzere Nazi işgal bölgelerinde toplama kamplarının sayısının 2500’ün üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Bu ölüm kampları için birçok kampın komutanlığını yapmış Nürnberg Mahkemeleri’nde Holokost faili olarak yargılanan ve idam edilen, Rudolf Hoess şöyle der: “Vücutların yanmasından çıkan koku bütün bölgeye sindiği için çevredekiler Auschwitz’de insanların imha edildiğini pekala biliyorlardı.’’






