BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Barış karşıtlığı, çene ve tetik

Barış karşıtlığı, çene ve tetik

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Akın OLGUN

Barış bir insan hakkıdır ve eğer hakikati buradan kurarsak, karşısında duranların pozisyonlarını daha net görmüş oluruz.

“Barış” dememek için, meseleyi “terör” algısı içinde konuşanların çok “dertli” oldukları malum ama asıl derdin, bu hakkın Kürt’le birlikte anılması olduğu görülüyor.

Şovenizmin kabusudur çünkü eşitlik.

Barışın kurucu öznelerinden biri Kürt olunca, şoven duygular çeneye düşüyor ve umarım bugün çeneye düşen, yarın tetiğe düşürülmez. (Bunu kışkırtan bir lümpen siyaset var çünkü)

Öte yandan, kendilerinin söyleyemediklerini, İYİ Parti gibi, barış karşıtı şoven parti temsilcilerine söylettirerek, onları her yerde görünür kılarak, barış karşıtlığından şantaj, çıkar ve tehdit üretme basitliğine meyledenlerin hali de acıklı görünüyor.

Barışı dillendirmemek için köşe bucak kaçanların, iktidara yarar diyerek karşıtlığı kaşıyanların, barışı bir tehdit, iktidarla iş birliği, ihanet vb. diyerek kodlayanların, elli yıldır en kanlı haliyle süren bu savaşın bitmesine dair oluşturdukları suni kaygı, aynı zamanda provokasyona gönüllü olmanın da yansımasıdır. Bunu da hep akılda tutmakta fayda var kanaatindeyim.

Elli yıldır, ülkenin dört bir yanında cenazeler taşındı.

Her tabut, toplumun duygularında kocaman yaralar açtı.

Ölüm ölümü çoğalttı, şiddet şiddeti ve kör bir düğüm haline gelen acılar, birbirini anlamaya vakit bulamadan, öfkenin yok ediciliğine katıldı.

Evet, barış birbirini anlamanın, birbirini dinlemenin, kör öfkelerden arınıp, en çok da evlatlarına sarılmanın kendisidir.

Bu yüzden, ne zaman barışı konuşmaya başlasak, “barış” diyerek nefeslensek, umutlarımız ve hayallerimiz daha da canlanıyor.

Çünkü barış ayrıştıran değil hem fiziken hem de ruhen yakınlaştırandır.

Birbirimizi gerçek anlamda duymaya başladığımızda, düşmanlaştırılan duygularımızın, ayrıştırılan dertlerimizin, bastırılan taleplerimizin, en makulü kurmakta nasıl hünerli hale geldiğine pek çok kez şahidiz, biliyoruz. (Bkz. Gezi)

Toplumsal barışı yaşamanın en saf, en temiz halini inşa ettiğimiz yerde büyüyen o dayanışma, hakikati konuşmaya cesaret eden o motivasyon ne kadar da çok şey söyledi, hatırlattı oysa…

Gezi’deki penguen medyasıyla anlayıp, “meğer Kürtler yılladır neler çekmiş!” diye konuşmaya başladığımız o günün cesaretini, bugün barış için hatırlamak ve yenilemek zorundayız.

Bizi yeniden halk yapacak olan şeyin barış olduğunu söylemek yanlış olmaz bu nedenle.

Barış, halkların arasına çekilen tel örgüleri ve en önemlisi o tel örgülere takılan hayalleri yeniden yaşanır kılacak çünkü.

“Barış” diyenin kurduğu iradeyi, aldığı inisiyatifi güçlendirmenin ve bunu ortak mücadelenin bir parçası haline getirmenin siyasetinden korkmak, yarına dair hiçbir iddiam yok anlamına gelir ki bu siyasi karaktersizliğin tanımıdır.

Var olanı yok saymak yorucudur.

Olanı inkâr etmek, hiç yokmuş, olmamış gibi davranmak, öz saygının yok edilmesidir.

Öz saygının kaybedildiği yerde ise eziklik, zulme gönüllü olmaya dönüşür. Tüm toplumun dönüştürülmeye çalışıldığı şeydi işte bu.

Bu denendi, istendi ama başarılamadı. Başarılamadığı için bir masa var işte ortada.

Savaş kaygan zeminini insan kanından oluşturur ve o zeminde olan hiç kimse kendini güvende hissetmez.

Her an düşecekmiş gibi kaygılar taşımamızın bir sebebi de budur belki de.

Ve evet, barışa dair umutlu olmayı tercih ediyorum bu yüzden. Türkiye toplumunun bu kadar kederle, kahırla baş edebilmesinin tek yolunun bu olduğunu düşünüyorum.

Bunu “naiflik”, “ahmaklık” olarak addedenlerin ürettikleri karşıt argümanlara baktığımda, daha çok kocaman bir ego, devasa bir korku ve en çok da kahredici bir yılgınlık görüyorum.

Katkı sunan değil dağıtan, yolu açan değil tıkayan ve tüm olmazları negatif söylemlere yedirerek barışın önüne koyan kim varsa, onlar ölmeyi bayılmak sananlardır.

Nerede üst perdeden ölüm üzerine nağraları atılıyorsa, beka üzerine tumturaklı sözler kuruluyorsa, “bölünmez bütünlük” demagojisi dilde palazlandırılıyorsa, orada kocaman bir rant vardır.

Şimdi o rantın kenarlarına yapışmış, her taraftan çekiştirenlerin tavırlarına tanıklık ediyoruz ve anlıyoruz ki yarın meclise “yasal çerçeve” geldiğinde, kışkırtmak için en öne, önce onlar fırlayacaklar.

Tam da bu nedenle sakinliği korumak, soğukkanlılığı akil kılmak ve ne söylenirse söylensin taş çatlatan sabrı göstermek çok ama çok kıymetli olacak.

DEM Parti’ye çok sorumluluk düşüyor bu yanıyla.

Sabrın selameti adına, erdemli olanı sakinlikle korumak, gelişmeleri kurumsal temelde karşılamak, temsili düzeyde iradeyi göstermek, yarının kurucu siyasetinin de göstergesi olacak ve elbette sahte olan tutumlarını da açığa çıkaracak.

Tarihi bir andayız.

Barış yolunun mücadelesi, kendi tarihselliğini anlamlı kılacak iradeyi de büyütecek.

Kışkırtıcı söylemlerin, aşağılayıcı ifadelerin, çağrıların karşısına “kurucu” iradeyle çıkmanın, yarının Türkiye’sinde barış temelli bir özsaygıyı inşa etmek için çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Tutum, tarz ve irade uyum içinde olduğunda, erdem mutlaka kendi karşılığını üretecektir.

Akın OLGUN kimdir?

1975 yılında Ankara’da doğdu.
1990’larda siyasi faaliyetleri nedeniyle 7 yıl cezaevinde kaldı. 19 Aralık
2000 tarihinde adına “Hayata Dönüş” denilen kanlı operasyona maruz kalan tutuklulardan biri oldu.
2002 yılındaki tahliyesinin ardından İngiltere’ye yerleşti.
Akın Olgun çeşitli haber portallarında ve sitelerinde köşe yazarı olarak, insan hak ve özgürlüklerini konu alan yazılarıyla, düzenli olarak okurlarıyla buluştu.
Cezaevi ve ölüm oruçları sürecini anlattığı ilk kitabı Adları Saklıdır dışında, Ecel Öyküleri, Karanfil Mevsimi, Kül Sesleri, Elalem, Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi isimli beş kitabı bulunmaktadır.
Olgun’un kitapları dışında İngiliz Film Enstitüsü’nün desteğiyle Kül Sesleri
ve Elalem kitaplarından uyarlanan Beyaz ve Elveda isimli kısa filmleri
yayınlandı. Ardından senaristliğini ve yapımcılığını üstlendiği kısa filmi
Fısıltılar, Feel The Reel International Film Festivali’nden ödülle döndü.

Benzer Haberler

DEM Parti’den ihraç edilmişti

Belediye başkanvekiline yumurtalı protesto

Bahçeli, Öcalan için çağrıda bulundu

Umut hakkı nedir, olmaması neden yasak?

İzmir Büyükşehir ve Avcılar belediyelerine operasyon:

Veli Ağbaba'nın ağabeyi ve 14 kişi gözaltında

Devlet Bahçeli’den çağrı:

Demirtaş evine, Ahmetler görevine, Öcalan umut hakkına kavuşmalı