27 Ekim 2026 Nûmedya24
Dünya

Netanyahu’lu, Netanyahu’suz: Ne fark eder?

İsrail sandık başında: Yerel seçimden fazlası

İsrail bugün sandık başına gidiyor. 1988’den beri ilk kez zamanında yapılan genel seçimler, İsrail’in iç siyaseti kadar, Filistin, İran, Lübnan, Suriye ve Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor.

HABER MERKEZİ - İsrail bugün seçim yapıyor. Merkez Seçim Kurulu verilerine göre, oy kullanma hakkına sahip 7,3 milyon seçmen bulunuyor ve bugün seçime katılımın ortalamanın üzerinde olması bekleniyor.

İsrail'de kritik seçim: Netanyahu’nun iktidarı tehlikede

Bugünkü seçimin dikkat çekici özelliklerinden biri 1988’den beri ilk kez zamanında yapılacak genel seçim olması. Aradan geçen süre boyunca ittifakların dağılması gibi farklı nedenlerden dolayı sandıklar erken kuruldu.

Netanyahu’suz bir İsrail, Ortadoğu ve Dünya nasıl olurdu?

Benjamin Netanyahu’nun başbakanı olduğu koalisyon hükümeti ise, İsrail tarihinde kritik öneme sahip gelişmelere rağmen dört yılı tamamlayabildi.

İsrail seçime gidiyor: Ana aktörler kim?

Bu dört yılda hem İsrail’i hem de Ortadoğu’yu doğrudan etkileyen gelişmeler yaşandı. Hamas 7 Ekim 2023’te İsrail’e saldırdı ve bu saldırı bir milat oldu.

Hamas’ın saldırısı sonrasında Gazze’de iki yılı bulan ve on binlerce kişinin yaşamına mal olan yıkıcı bir savaş yaşandı. Bu savaşla bağlantılı olarak İsrail Lübnan’da, Hamas’ı destekleyen Hizbullah örgütüne yönelik operasyonlara başladı. Gazze’deki savaş İsrail’in Yemen’deki Husilerle çatışmasına da yol açtı. Ancak en önemli gelişme, Hamas’ı destekleyen İran ile İsrail’in karşı karşıya gelmesi oldu.

Netanyahu’nun başbakanlığı döneminde 2023-2025 aralığında İsrail, İran’ın vekil güçleri olarak değerlendirilen Filistin’deki Hamas, Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husilerle çatıştı.

İran, özellikle İsrail’in Gazze’deki operasyonları sırasında yer yer füze saldırılarıyla karşılık verdi.

ABD ile İsrail ise Haziran 2025’te İran’a yönelik 12 gün süren hava saldırıları gerçekleştirdi. Esas büyük savaş ise 28 Şubat’ta başladı. Bu savaş, hala düşük gerilimle ve çözümsüz şekilde devam ediyor.

İsrail’deki seçimlerin ve ardından 3 Kasım’da ABD’de yapılacak ara seçimlerin sonuçlarının İran ile savaşın gidişatına etkisi, son dönemlerin en çok değerlendirilen konularından biri.

Bugünkü seçim, bütün bu çok cepheli savaşların ardından ve Netanyahu’ya yönelik muhalefetin başarısızlık suçlaması eşliğinde, seçmenlerin karar vermeleri için ilk fırsat oluyor.

2025 PANORAMA: Gazze’nin bir yılı | Trump geldi: Ateşkes bozuldu, büyük yıkım, yeni barış planı

İRAN SAVAŞI: NETANYAHU’LU VEYA NEYANYAHU’SUZ NE OLACAK?

İsrail’deki seçimlerden önce en çok konuşulan konulardan biri, Netanyahu’nun seçimi kaybetmesinin İran’daki savaşa olası etkileri oldu.

Trump ‘Bekleyin’ dedi, İran bekliyor | Hürmüz’de gerilim sürüyor: Yeni taktikler devrede

ABD Başkanı Donald Trump, Netanyahu’ya desteğini son bir haftada iki kez dile getirdi ve seçimden iki gün önce (24 Ekim) yaptığı destek açıklamasında "Başbakanlık için Bibi Netanyahu'ya oy verin, başladığımız işi bitirmeliyiz!" dedi.

Sözünü ettiği iş İran’daki savaş. Bu durumda, Netanyahu’nun kazanması İran’a karşı savaş politikasına ve Trump ile „işin bitirilmesi“ne onay anlamına geleceği kaydedilebilir. Netanyahu seçim kampanyasında da İran en önemli başlıktı; ona göre seçilmesi halinde İran işi bitecek ve İsrail kadim bir tehditten kurtulacak, aksi halde nükleer saldırı dahil İsrail’i kötü günler bekleyebilir.

Peki, Netanyahu’nun kaybetmesi İsrail için bu derece vahim bir tabloya yol açabilir mi?

Netanyahu’nun en büyük rakibi ve anketlerin bugünkü seçimde az farkla da olsa birinci çıkacağını işaret ettiği Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’a göre öyle bir tablo ortaya çıkmayacak. Eiskot, Netanyahu’yu "Tel Aviv'in kalbinde nükleer bomba görüntüleri de dahil olmak üzere korku yayma, yalan ve tehdit kampanyasına başvurmakla" suçluyor ve "Bu sefer işe yaramayacak" diyor.

Ancak bu muhalefet, Eisenkot’un İran konusunda Netanyahu’dan farklı bir siyaset izleyeceği ve savaş yerine diyaloğu esas alacağı anlamına gelmiyor. İran, Netanyahu için de, Eisenkot için de, diğer muhalefet partileri için de öncelikli tehdit. Bu da, İran’a yönelik İsrail politikasında önemli bir değişiklik beklenmeyeceğini gösteriyor.

Eisenkot’a göre, İran’a yönelik savaşta Netanyahu liderlik yapabilecek kapasitede değil, İran’da hedef rejim değişikliği olmamalı, bunun yerine İran’ın nükleer hedefleri ile balistik füze kabiliyetlerine odaklanılmalı ve bunlar ortadan kaldırılmalı. Bu, Eisenkot’un da, Netanyahu gibi, İran konusunda Trump ile çalışabileceğine dair bir çerçeve sunuyor. Trump, savaşın başlangıcında rejim değişikliğinden söz etmişti, ancak daha sonraları çoğunlukla esas hedefini İran’ın nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılmasına indirgedi.

ABD-İran: Savaştan anlaşmaya | Taraflar neyi hedefliyordu, şimdi neyi konuşuyor?

Hangi aktörün kazanmasından ziyade seçimden sonra hükümeti kurmak konusunda ortaya çıkacak tablo, savaşın gidişatına etki edebilir. Anketler, Netanyahu ile Eisenkot’un liderliğini yaptığı koalisyonların hiçbirinin tek başına hükümeti kurmaya yetecek çoğunluğu elde edemeyeceğini gösteriyor. Bu, yeni hükümetin kurulmasının zaman almasına ve belki de yeniden bir seçimin ufukta görünmesine yol açabilir. Bunun en yakın örneği hemen Netanyahu öncesi dönemde yaşandı. 2019-2022 yılları arasında yaşanan siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle İsrail’de yaklaşık 3,5 yıl içinde 5 kez seçim yapıldı. Ayrıca İsrail’de 1948-2022 arası dönemde koalisyon hükümetlerinin ortalama ömrü 2 yıl olarak hesaplanıyor.

ABD’de de 3 Kasım’da ara seçimler var ve Netanyahu’yu destekleyen Trump’ın partisi Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ile Senato’da çoğunluğu kaybetmesi bekleniyor.

İsrail ve ABD’deki seçimlerin Netanyahu ve Trump aleyhine sonuçlanmasının, bir süreden beri savaşın yeniden tırmanabileceğine dair verilen mesajları nasıl etkileyeceği tartışılıyor. Ancak ihtimaller, İran’ın beklentilerine uyumlu sonuçlara işaret etmiyor. İran’ın, iki rakibinin seçmen nezdinde destek kaybetmesiyle savaştan çekilebileceğini veya ortaya koyduğu şartlara göre müzakerelere oturabileceğini umduğu kaydediliyor. Ancak Trump ara seçimlerden sonra da iki yıl daha görevde olacak ve İran’a olası bir yeni saldırı planı muhtemelen konuşulmaya devam edilecek.

Verilerle hedefler ve sonuçlar: ABD İran’da neyi başardı?

GAZZE, BATI ŞERİA VE NİHAYETİNDE FİLİSTİN: NE FARK EDECEK?

Netanyahu’nun İsrail’de alışık olmayan tam zamanlı başbakanlığı döneminde Hamas’ın en büyük saldırılarından biri yaşandı ve 7 Ekim 2023’ten sonra İsrail Gazze’de tam kapasiteyle savaşa girdi. 70 binden fazla insan yaşamını yitirdi, Gazze’nin yüzde 80’ininden fazlası yerle bir oldu ve nihayetinde 10 Ekim 2025’te Trump’ın sunduğu  Gazze Barış Planı çerçevesinde ateşkes ilan edildi. Ateşkese rağmen İsrail’in yüzde 70’ine yakın kontrol ettiği Gazze’ye yönelik saldırıları sürüyor; plan kapsamında silah bırakmayı kabul eden Hamas ise hala Gazze’nin geri kalan bölgelerinde varlığını koruyor.

Orta Doğu’da milat oldu | İsrail 7 Ekim’in kurbanlarını anıyor: Gazze’de ise geriye yıkım kaldı

Son haftalarda resmen Mahmud Abbas’ın başkanlığındaki Filistin yönetimine bağlı olan, ancak fiili olarak İsrail işgalinde bulunan Batı Şeria’da da tansiyan yeniden yükselmiş durumda. Netanyahu seçimden günler önce Batı Şeria’da da kapsamlı bir operasyon planını gündeme getirdi. Batı Şeria’daki en önemli sorun ise, yasadışı İsrail yerleşimleri ve bu durum, İsrail’in uluslararası alanda Gazze’deki yıkıcı operasyonlarından daha çok tepki toplamasına yol açıyor.

Bugünkü seçimde Netanyahu’nun kazanması halinde Gazze’dekine benzer yıkıcı bir tablonun Batı Şeria’da da yaşanması ihtimaline dikkat çekiliyor. Rakibi Eisenkot’un kazanamsı durumunda ise bu ihtimal ortadan kalkmıyor.

Netanyahu da Eisenkot da Hamas silahsızlandırılana kadar İsrail birliklerinin Gazze'den çekilmeyeceğini ve İsrail'in bunu başarmak için çatışmaları yeniden başlatmaya hazır olduğunu belirtiyor.

Eisenkot, Hamas'ın Gazze'deki varlığının devam etmesinden Netanyahu’yu sorumlu tutuyor ve göreve geldikten sonraki 18 ay içinde, ABD arabuluculuğuyla veya askeri güçle Hamas yönetiminin dağıtılacağını vaat ediyor.

Yüz binlerce İsrailli, İsrail'in 1967 savaşında ele geçirdiği Batı Şeria'da yaşıyor ve İsrail kabul etmese de, dünyanın büyük çoğunluğu tarafından bu durum uluslararası hukuka aykırı kabul ediliyor.

Netanyahu, Filistin Yönetimi tarafından sivil yönetim için ayrılan Batı Şeria'nın bazı bölgelerinde İsrail yerleşimlerinin hızla genişlemesine destek sunuyor. Bu bölgelerde Filistinlilere yönelik saldırılar gittikçe artıyor.

Eisenkot genel itibarıyla yerleşimden yana, bununla birlikte İsrail yasalarına uygun olması gerektiğini savunuyor, izinsiz inşa edilen yerleşimlere karşı çıkıyor ve yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddetini önleyeceğini taahhüt ediyor.

Daha genel planda ise, İsrail’in neredeyse tamamen sağa kayan ana akım siyasetine uygun olarak, Netanyahu da Eisenkot da İsrail'in yanında bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkıyor. Bu, on yıllardır sık sık uluslararası barış görüşmelerinde gündeme getirilen "iki devletli çözüm"ün gittikçe zor olacağına işaret ediyor.

TÜRKİYE, SURİYE, KÜRTLER: RETORİKLER VE DENGELER DEĞİŞECEK Mİ?

İsrail ile Türkiye ilişkileri gönüşte tarihin hiçbir aşamasında olmadığı kadar kötü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’i ve Netanyahu hükümetini özellikle Gazze’deki savaş nedeniyle rutin düzeyde soykırım yapmakla suçluyor. Netanyahu da Erdoğan’a benzer tonda karşılık veriyor. Bu durum, iç siyasette seçmeni "dış güçler" söylemi üzerinden konsolide eden klasik seçim kampanyasının bir sonucu olmakla birlikte, iki ülke arasındaki bölgesel çekişmenin gerçek bir yansıması olarak da değenlediriliyor.

Bibi'den Ebu Zuhur açıklaması: Türkiye'ye bir mesaj ilettik

Netanyahu, seçim kampanyasında Erdoğan’ı Hamas, Hizbullah, İran liderleriyle birlikte afişlerde gösterdi ve ona göre Erdoğan liderliğindeki Türkiye, "karşı cephedeki düşman" ülkelerden biri veya "yeni İran."

Türkiye'nin bölgesel hesapları, Esad sonrası Suriye'nin geçiş hükümeti ile ilişkileri, Hamas’a desteği, Doğu Akdeniz’deki jeopolitik hamleleri gibi nedenler İsrail ile ihtilafın en somut göstergeleri olarak ele alınıyor.

Netanyahu ile Erdoğan arasındaki sertleşen retorik, İsrail ile İran arasında on yılları bulan sert söylem savaşını hatırlatıyor. İki ülkenin, İran örneğinde olduğu gibi, karşı karşıya gelip gelmeyeceğini özellikle uzun vadede belirsiz hale getiren bu sert söylemin her şeyden önce somut bölgesel çıkar uyuşmazlıklarından kaynaklandığı değerlendiriliyor. Doğu Akdeniz’de kurulan ittifaklar ve hakimiyet mücadelesi, Filistin’in geleceği, Suriye’nin nasıl şekilleneceği, olası İran sonrası Ortadoğu dengelerinin nasıl olacağı konularında Türkiye ile İsrail uzlaşan siyasetler izlemiyor.

Türkiye ve İsrail’in de ‘hayalleri’ var | ABD’nin desteği, Şara’nın hedefi: Banyas Hürmüz’e alternatif olur mu?

Netanyahu’nun seçimi kazanması halinde bu gerilimin benzer sertlikte devam edeceği belirtiliyor; ancak Netanyahu’nun kaybetmesi ile, söylem düzeyinde kısmi bir yumuşama olsa bile, esas gerilimin ortadan kalkacağının beklenmemesi gerektiğine de işaret ediliyor.

Netanyahu’nun en güçlü rakibi Eisenkot, İsrail siyasetinde yeni bir isim ve seçim kampanyası da büyük ölçüde Netanyahu hükümetinin iç politika krizlerine, güvenlik konseptine, Gazze ve ABD ile ilişkiler üzerine kuruluydu. Bu nedenle Eisenkot’un Türkiye’ye yönelik Netanyahu kadar net bir politik çerçeveye sahip olduğuna dair işaret bulunmuyor. Bununla birlikte bölgesel politikalar çerçevesinde Eisenkot’un Türkiye politikasına dair verilere işaret ediliyor. Suriye bu noktada önem kazanıyor.

Netanyahu, İran yanlısı Esad rejimini karşıydı, Esad devrildikten sonra iktidara gelen cihatçı Ahmed Şara hükümetini de sıcak karşılamadı. Şara’nın iktidara geldiği Aralık 2024’ten bu yana İsrail binlerce kez Suriye’deki hedefleri bombaladı, halihazırda Hermon Dağı gibi stratejik noktalar dahil güney Suriye’de önemli bölgeleri kontrol ediyor, Süveyda vilayetindeki Dürzilerin doğrudan hamiliğini üstleniyor ve Türkiye’nin Suriye’de etkili olmasına karşı duruyor. Netanyahu’ya göre, Türkiye’nin Suriye’deki varlığı, Esad zamanındaki İran’ın varlığıyla aynı anlama geliyor.

Eisenkot, Türkiye’ye dair belirsiz politik duruşuna rağmen, Netanyahu’nun Suriye’de ileri sürdüğü güvenlik kaygılarını paylaştığı görülüyor. İsrail basınına yansıyan demeçlerine bakıldığında, Eisenkot’un da Şara’nın cihatçı olduğuna kuşkusu yok ve bu nedenle İsrail ordusunun hemen Suriye’den çekilmesini taahhüt etmiyor. Ancak bununla birlikte ABD’nin yakın işbirliğini tercih ettiği Ahmed Şara ile Eisenkot’un olası bir anlaşmaya varması ihtimali Netanyahu’ya oranla daha iyimser bulunuyor. Eisenkot, Golan Tepelerini değil, halihazırda Suriye ordusunun kontrolünde bulunan güney Suriye’deki toprakların iadesini Suriye yönetimiyle olası bir güvenlik anlaşması için masaya yatırabileceği belirtiliyor. Bu arada Suriye ile İsrail arasında 2025’in yazında ABD’nin arabuluculuğunda başlayan görüşmeler, sonuç vermemişti.

İsrail’in Kürt politikası ise bütün bu meseleler arasında en belirsiz başlığı oluşturuyor. Bugüne kadar doğrudan İsrail ile Kürtlerin ilişkisine dair herhangi bir veri ortaya çıkmış değil.

Netanyahu’nun zaman zaman Erdoğan’ın Gazze’de soykırım yapıldığına dair suçlamalarına karşılık olarak Türkiye’nin Kürtlere soykırım yaptığını dile getirmesi, Kürtlerle doğrudan temas veya Kürtlerle somut ilişkilerin varlığına işaret etmiyor; bu durum, daha ziyade karşıt söylemde Kürtlerin araçsallaştırılığı yorumlarıyla birlikte değerlendiriliyor.

Eisenkot'un Kürtlerle ilgili nasıl bir politika izleyeceğini gösteren işaretler bulunmuyor, ancak Netanyahu gibi Kürt muhalefetini rakip ülkelerde "istikrarsızlaştırıcı unsur" olarak değerlendirebileceği kaydediliyor. Bu da Kürtlerin doğrudan muhatap alınmasını değil, ilgili ülkelere yönelik politikanın bir parçası olarak görülmeye devam edileceğine işaret ediyor.

Öte yandan İsrail ile Türkiye, Suriye ve İran arasındaki ilişkilerin seyrinin Kürtleri etkilediği de belirtiliyor.

İlgili Haberler

Anasayfa