BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Çiftçinin maliyet yükü ağırlaşıyor

Çözüm kooperatiflerde: Dünyada hangi örnekler var?

Çiftçinin maliyet yükü ağırlaşıyor

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Türkiye’de artan girdi maliyetleri ve üretimdeki dalgalanmalar çiftçinin üzerindeki baskıyı artırıyor. Çiftçi-Sen Onursal Başkanı Abdullah Aysu, tarımın piyasa koşullarına terk edilmesinin üreticiyi zayıflattığını savunurken, çözümün üreticilerin söz ve karar sahibi olduğu kooperatiflerde olduğunu söylüyor. Peki farklı ülkelerde uzun yıllara dayanan kooperatif modelleri neler? Ayrıntılar haberimizde.

GÜLER YILDIZ

Türkiye’de tarım sektörü, yükselen üretim maliyetleri, iklim kaynaklı riskler ve üretimdeki dalgalanmalar nedeniyle zor bir dönemden geçiyor. Mazot, gübre, yem, tohum ve zirai ilaç gibi temel girdilerin maliyeti artarken, çiftçinin ürününü sattığı fiyat aynı ölçüde yükselmiyor. Bu durum özellikle küçük üreticinin borç yükünü artırıyor ve bazı bölgelerde tarım arazilerinin satışına kadar varan sonuçlar doğuruyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre 2024’te tahıllar ve diğer tarla ürünlerinin üretimi bir önceki yıla göre yüzde 5 azalarak yaklaşık 75,5 milyon tona geriledi. Sebze üretimi yüzde 5,6 artarak 33,6 milyon tona, meyve, içecek ve baharat bitkileri üretimi ise yüzde 2,1 artışla 28 milyon tona çıktı.

Üretimdeki bu farklı seyir, tarımdaki sorunun yalnızca toplam üretim miktarıyla açıklanamayacağını gösteriyor. Üreticinin karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri, girdi maliyetleri ile ürün fiyatları arasındaki makasın açılması.

‘ÇİFTÇİ ŞİRKETLERLE KARŞI KARŞIYA KALDI’

ANF’ye konuşan Çiftçi-Sen Onursal Başkanı Abdullah Aysu, Türkiye’deki tarımsal gerilemenin son yıllardaki fiyat artışlarından ibaret olmadığını, sorunun daha uzun bir politika değişiminin sonucu olduğunu savunuyor.

Aysu’ya göre 1980’lerden itibaren tarımın giderek serbest piyasa koşullarına bırakılması ve devletin piyasayı düzenleyen destekleme kurumlarının zayıflaması, üreticiyi büyük şirketlerle karşı karşıya bıraktı.

Tarımın giderek endüstriyel bir modele dönüşmesiyle tohum, gübre, ilaç ve diğer girdilerin önemli bölümünün şirketlerden temin edildiğini belirten Aysu, buna karşılık çiftçinin ürününü düşük fiyatla satmak zorunda kaldığını söylüyor.

Bu tabloya göre üreticinin sorunu yalnızca yüksek maliyet değil; girdiyi satın alırken ve ürününü satarken pazarlık gücünün zayıf olması.

×

TÜRKİYE’DE KOOPERATİFLEŞME NE DURUMDA?

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2024 verilerine göre tarımsal kalkınma, sulama, su ürünleri ve pancar ekicileri alanlarında 9.442 kooperatif bulunuyor.

Bu kooperatiflerin toplam 2 milyon 210 bin 710 ortağı var. Bunlara ayrıca 1.623 tarım kredi kooperatifi ve 851 bin 621 ortak eşlik ediyor.

Tarım satış kooperatiflerinde de 2025 başı itibarıyla 14 birlik ve bağımsız yapılar altında 286 kooperatif ile 251.157 ortak bulunuyor.

‘KOOPERATİF SADECE ÜRETİM YAPMAMALI’

Aysu, mevcut kooperatiflerin önemli bölümünün üreticinin ihtiyaçlarına yeterince yanıt veremediğini savunuyor. Ona göre kooperatiflerin yalnızca üretimi örgütleyen yapılar olarak kalmaması, ürünün depolanması, işlenmesi ve pazarlanmasını da üstlenmesi gerekiyor.

Bu modelde üreticiler gübre, yem, tohum ve diğer girdileri toplu alarak maliyetlerini düşürebilir; ürünlerini birlikte pazarlayarak alıcı karşısındaki pazarlık güçlerini artırabilir. Depolama ve işleme imkânlarının ortaklaşa kurulması ise çiftçinin hasat döneminde ürününü düşük fiyattan elden çıkarmak zorunda kalmasını azaltabilir.

Aysu ayrıca çiftçinin ürününü ham madde olarak satmak yerine kooperatif aracılığıyla işlemesinin, yaratılan katma değerin daha büyük bölümünün üreticide kalmasını sağlayacağını belirtiyor.

SORUN SAYI DEĞİL, İŞLEYİŞ

Ancak Aysu’nun eleştirisinin önemli bir boyutu da burada ortaya çıkıyor: Kooperatif sayısının yüksek olması, üreticinin ekonomik olarak güçlü olduğu anlamına gelmiyor.

Aysu, Türkiye’deki kooperatiflerin önemli bölümünün yukarıdan aşağıya oluşturulduğunu, üreticilerin yönetim ve karar süreçlerinde yeterince söz sahibi olamadığını savunuyor. Ona göre gerçek bir kooperatif modelinde ortaklar yönetimi belirlemeli, mali yapı şeffaf olmalı ve elde edilen gelir adil biçimde ortaklara dönmeli.

Kooperatiflerin güçlendirilmesi devletin de son dönemdeki politika başlıklarından biri.

Ticaret Bakanlığı’nın 2025-2029 Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı, kooperatiflerin daha rekabetçi, sürdürülebilir ve verimli hale getirilmesini hedefliyor. Bakanlık, Türkiye genelinde 50 bine yakın kooperatif bulunduğunu belirtiyor.

Çok sayıda kooperatifin varlığı, çiftçinin piyasadaki konumunu gerçekten güçlendiriyor mu? Aysu’nun yanıtı, bunun ancak üreticinin kooperatifin yönetiminde söz sahibi olduğu ve kooperatifin üretimden pazarlamaya kadar sürecin tamamında etkin olduğu bir modelle mümkün olabileceği yönünde.

ÜRETİCİYİ GÜÇLENDİREN KOOPERATİF MODELLERİ

Kooperatiflerin üreticinin pazardaki konumunu güçlendirmesine ilişkin farklı ülkelerde uzun yıllara dayanan örnekler bulunuyor. Bu modellerin ortak özelliği, çiftçiyi yalnızca ürününü teslim eden kişi olmaktan çıkarıp kooperatifin sahibi ve karar vericisi haline getirmeleri. Ancak başarılı örneklerde demokratik yönetim, profesyonel işletmecilik ve güçlü pazarlama yapısı da birlikte yürütülüyor.

Hindistan’da Amul modeli, bu açıdan en bilinen örneklerden biri. Gujarat’ta küçük süt üreticilerinin özel alıcılar karşısındaki zayıf konumunu güçlendirmek amacıyla gelişen sistem, üç kademeli bir yapıya sahip.

Köy düzeyindeki üretici kooperatifleri sütü topluyor, bölgesel birlikler işleme ve taşımayı yürütüyor, eyalet düzeyindeki federasyon ise pazarlama ve stratejik yatırımları üstleniyor.

Üreticiler kooperatifin sahibi ve seçilmiş temsilciler aracılığıyla yönetimde söz sahibi olurken, günlük işletme profesyonel yöneticilere bırakılıyor.

Amul, üreticilerin satın alma, işleme ve pazarlama süreçlerini kontrol ettiği bu yapı sayesinde aracılarla üretici arasındaki mesafeyi azaltmayı hedefliyor.

FAO da modelde köy, bölge ve eyalet düzeyindeki yapının farklı işlevlere ayrıldığını belirtiyor.

İtalya’nın Emilia-Romagna bölgesinde ise kooperatifçilik yalnızca tek bir ürünün pazarlanmasıyla sınırlı değil. Tarım kooperatifleri üreticilere teknik danışmanlık, girdi temini, ürünün işlenmesi ve pazarlanması gibi farklı alanlarda hizmet sunuyor.

Örneğin Emilia Tarım Konsorsiyumu, üreticilerin ürünlerini küresel pazarda değerlendirmeyi amaçlayan entegre bir üretim zinciri modeli uyguluyor; üretim planlamasından teknik desteğe ve pazarlamaya kadar farklı aşamalarda hizmet veriyor.

Bu yaklaşım, küçük işletmelerin tek başına karşılayamayacağı hizmet ve yatırım maliyetlerinin ortak yapı üzerinden paylaşılmasını sağlıyor.

İspanya’nın Bask bölgesindeki Mondragón modeli doğrudan bir tarım kooperatifi değil, ancak demokratik kooperatif yönetiminin büyük ölçekli işletmelerde nasıl uygulanabileceğine ilişkin önemli bir örnek.

Sistemde kooperatif üyeleri, yönetim organlarının seçimi ve temel kararlar üzerinde “bir kişi, bir oy” ilkesiyle söz sahibi.

Sermayenin işletmedeki varlığı, tek başına daha fazla oy hakkı sağlamıyor; karın dağıtımında da emeğin katkısı esas alınıyor.

Günlük işletme ise profesyonel yöneticilere bırakılıyor. Böylece demokratik sahiplik ile profesyonel yönetim birbirinden ayrılıyor.

Etiyopya’daki çiftçi örgütleri ise kooperatifleşmenin küçük üreticilerin pazara erişimindeki etkisini gösteren başka bir örnek. FAO’nun araştırmasına göre üretici örgütleri, küçük çiftçilerin ürünlerini ticari olarak pazarlamasını kolaylaştırabiliyor ve bazı durumlarda ürün satışlarından elde edilen geliri artırabiliyor.

Ancak araştırma, kooperatiflerin otomatik olarak bütün üreticilere aynı faydayı sağlamadığını da gösteriyor: En yoksul çiftçiler her zaman en fazla yararlanan grup olmayabiliyor ve üye sayısının aşırı büyümesi ya da kooperatifin çok fazla farklı hizmet üstlenmesi pazarlama etkinliğini azaltabiliyor.

Bu örnekler, kooperatifleşmenin yalnızca üreticilerin bir araya gelmesinden ibaret olmadığını gösteriyor.

Başarılı modellerde çiftçi ortak ve karar verici konumunda bulunurken, kooperatif aynı zamanda ürünün toplanması, depolanması, işlenmesi, markalaştırılması ve pazarlanması gibi aşamalarda rol üstleniyor. Böylece üreticinin hem girdi alımında hem de ürününü satarken pazarlık gücünün artırılması hedefleniyor.

FRANSA’DA BİOCOOP MODELİ

Fransa’daki Biocoop ağı, üretici odaklı kooperatifçiliğin yalnızca çiftçilerin ortak üretim yapmasından ibaret olmadığını gösteren örneklerden biri. 1986’da tüketici ve üreticilerin oluşturduğu kooperatiflerden doğan Biocoop bugün yaklaşık 750 mağazalık bir ağ üzerinden faaliyet gösteriyor. Mağazalar bağımsız olsa da ortak bir tüzük ve ürün kriterlerine bağlı. Kooperatifin yönetiminde mağazaların yanı sıra üreticiler, çalışanlar ve tüketiciler de temsil ediliyor.

Biocoop’un modelinde üreticiler yalnızca ürün sağlayan taraf değil. Kooperatifin “Paysan.ne.s Associé.e.s” olarak tanımladığı üretici grupları karar süreçlerine katılıyor.

Ağ, 2.700 çiftliği kapsayan üretici gruplarıyla çalışıyor ve uzun vadeli tedarik ilişkileri kuruyor. Bazı ürünlerde üreticilere asgari fiyat garantisi ve en az üç yıllık satın alma taahhüdü veriliyor. Böylece çiftçinin yalnızca ürününü satacağı pazarı değil, üretim planlamasını da daha öngörülebilir hale getirmesi amaçlanıyor.

Modelin bir diğer özelliği, kooperatifin yalnızca ürünleri mağazalarda satmakla yetinmemesi. Biocoop, üretici gruplarıyla birlikte tarımsal tedarik zincirleri oluşturuyor; ürünlerin işlenmesi, pazarlanması ve yerel üretim kapasitesinin geliştirilmesine yatırım yapıyor. Bu yönüyle model, çiftçinin ham maddesini düşük fiyatla satmak zorunda kalması yerine, üretimden tüketime uzanan zincirde daha fazla söz ve ekonomik pay sahibi olmasını hedefliyor.

Biocoop örneği aynı zamanda kooperatif sayısının tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.

Buradaki belirleyici unsur, üreticinin karar mekanizmasına katılması, uzun vadeli alım ilişkilerinin kurulması ve kooperatifin pazarlama zincirinde etkin olması.

Türkiye’de binlerce tarımsal kooperatif bulunmasına rağmen tartışmanın düğümlendiği nokta da burada: Kooperatifler üreticiyi yalnızca örgütleyen yapılar mı olacak, yoksa üreticinin pazarlık gücünü ve ürünün yarattığı katma değerden aldığı payı gerçekten artırabilecek mi?

ORGANİK ÜRÜN ŞARTI

Biocoop modelinde üretici örgütlenmesi çevresel kriterlerle de birlikte ele alınıyor. Ağda satılan ürünlerin temel koşullarından biri organik sertifikasyona sahip olmaları. Bu da sentetik kimyasal pestisit ve gübre kullanımının yasaklanması ya da sıkı biçimde sınırlandırılması anlamına geliyor. Böylece kooperatif modeli yalnızca üreticinin pazarlık gücünü artırmayı değil, tarımsal üretimin çevresel etkisini azaltmayı da hedefliyor.

Meclis’te tarihi gün

Çerçeve yasa görüşmeleri Genel Kurul'da başladı

Soruşturmada 19 kişi tutuklanmıştı

Adalet Bakanı Gürlek, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ailesiyle görüşecek

MKM’den Duman grubuna tepki

‘Kurt dumanlı havayı sever’ 

EFFP ‘atılması gereken adımları’ sıraladı:

Yasayı bir sonuç olarak değil, bir kapının açılması olarak görüyoruz

Kılıçdaroğlu’dan çerçeve yasa mesajı:

‘Bu sürece tereddütsüz katkı vereceğiz’

Mansur Yavaş’tan çerçeve yasa açıklaması:

'Gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz'