Devletin katliamını unutturmak için misyonerlik faaliyeti yüklediği Avar, kız çocuklarını betimlerken vahşi, çirkin, çatık kaşlı olarak tarif ediyor. Zaman içerisinde mezun ettiklerini de Dersim köylerine misyoner faaliyetleri için gönderip sonra onların kendisini nasıl taklit ettiğini anlatıyor anılarında, onlarla da bağını hiç kesmiyor.
Yüksel Mutlu
“Dersimin yönetimi sömürge yönetimi gibi ele alınmalı ve burada bir sömürge idaresi kurulmalıdır. Yüksek memurlara sömürge yönetimlerindeki yetkiler verilmelidir”.
Fevzi Çakmak
Eminim Sıdıka Avar’ın “Dağ Çiçeklerim” kitabını okuyan çok sayıda insan vardır ama okumayan, “bu da kimmiş?” diyenler için birkaç kelam etmek lazım diye düşünüyorum. Çünkü 1937-38’e ve sonrasındaki devlet faaliyetlerine bakıldığında bugüne nasıl gelindiğini görüyorsunuz.
Dersim Tertelesi ve sonrasında yaşananlar dünya sömürgecilik tarihini aşacak zalimlikler barındırıyor, bunlar bizim coğrafyamızda mı yaşandı, denecek türden uygulamalardı.
Devlet fiziksel kırımdan sonra Dersim Kürt- Kızılbaş kimliğini yok etmek için kültürel kırım yani asimilasyon politikalarına başvurdu.
Dersim’de yaşanan mezalim Avustralya’da yaşayan yerli halka mı yoksa Amerika’da yerlilere mi yapıldı? Türkiye toplumu bu hakikati henüz anlamış ve vicdan süzgecinden geçirmiş değil.
DERSİM’İN KAYIP KIZLARI…
Dersimli kız ve erkek çocuklarına yaşatılanlar unutulmayacak toplumsal travmalar yaratmış, yüzlerce ve hatta binlerce çocuk ana kucaklarından koparılarak Batı kentlerine gönderilmiş; bilmedikleri bir coğrafyaya, hiç duymadıkları dil ve kültürün içine hapsedilmişlerdi.
Dersim’in kayıp kızlarının kimilerine askerler tarafından el kondu; kimileri ise at sırtında köy köy dolaşan Sıdıka Avar tarafından ailelerinden zorla koparılarak, Elâzığ’daki kız okulunda Türkleştirmek ve sunnileştirmek için götürüldü.
SIDIKA KİM ?
Peki kimdir bu misyoner Sıdıka Avar?
Kendi anılarını yazdığı “Dağ Çiçeklerim “ kitabında misyonerlik faaliyetini nasıl uyguladığını detaylı anlatıyor. Yıllar önce Dersimli bir arkadaşım “benim annem Sıdıka Avar’ın öğrencisi” deyince ilgimi çekmişti işte o zaman “Dağ Çiçeklerim” kitabını okumuştum.
Sıdıka Avar Bolu’dan Elâzığ’a öğretmen olarak tayin edilir. Okul müdürünün yanına giderken endişelidir. Müdür “Hoca’nım bakanlıktan emir geldi; sizin durumunuz hakkında şimdi Türk misyoneri olarak yatılıları özümseyeceksin. Atatürk’ün isteği bu… Bunu herhangi bir kimseye hissettirmek halkı gücendirir. Ona göre tedbirli olun demişti. Yani köy kızlarının bir nevi muavini, sorumlususunuz. ”Atatürk bana bu dağ köylerinde Türkçe bilmemekten ileri geldiğini söylemiş, bunu isyan sebeplerinden biri olarak görmüştü.
Onun için Türkçe’nin bu köylere “ana” ile sokulmasını arzu etmişti. Bu en köklü eğitimdi. Tarihte örneği vardı Rumeli vilayetlerinde ilk kız sultanisinin açıldığı bir ilden pek çok siyaset adamı yetişmişti.
Buraya da Türkçeyi “ana”ile sokmalıyız diyorlardı.”
Devlet; ailede dil, kültür ve inancın taşıyıcısının kadın olduğu gerçeğinden hareketle gerçekleştirmek istediği kültürel soykırımı Sıdıka Avar eliyle uygulamaya koymuş, Dersimli kız çocuklarını Türkleştirerek asimilasyonun bir aparatı haline getirmişlerdi.
ABDULLAH ALPDOĞAN
Soykırımın başında olanlardan biri de Abdullah Alpdoğan’dı. Ayda birkaç kez Elâzığ’daki okulu ziyaret ediyor, çalışmalar hakkında Sıdıka Avar’dan bilgi alıyormuş.
Köylerden çocuk toplarken bir gün “köy caddenin öbür tarafında ,aşağıda inişe doğru yayılmıştı. Alacakaranlıkta çantamız elimizde jandarma ile gittik. Kapı kapı dolaştık. Kimse bizi misafir etmek istemedi. Hiçbirinin ağası evde yoktu erkeği olmayan evlere zorla girilmemesi için jandarmaya emir verilmişti. Jandarma küfür ediyor bazı kapıları tekrar çalıyordu.”
“Kurşuna dizilenlerin yasak bölge dağlarına kaçan çocuklardan sekizi yakalanmış, yaşları küçük olanlar çocuk esirgeme kurumuna verilmiş, ikisinin yaşları büyükmüş şimdi bize gönderiliyorlarmış. Bakımı okulca idare edilecekmiş. Ambar açılana kadar iaşeleri için müfettişlik on lira gönderiyormuş. Bu kızlar şerefsiz asilerin çocukları olduğu için okutulmayacak, okul işlerinde kullanılacakmış. İki kız geldi. Biri iriyarı ismi Geyik. Ne hain bakışlı! Saçları karmaşık. Yedi ay dağda, tarağı nerde bulacak ki? Sırtında etekleri dizlerine, kolları pazularına kadar parçalanmış, deseni belirsiz basma elbisenin sırtı çürüyüp parçalanmış, sağ küreğe yapışık, göğüs kısmının yırtmaçları göbeklerine kadar yırtılmış. Bellerinde birer urgan bağlı.”
“Gece uğradığımız her ev, kızını gelin etmişti. On iki yaşındakiler hep evlendirilmişti bize vermemek için”.
Avar köylülerden red yedikçe sinirlenir. Çünkü köylüler çocuklarını vermemek için saklıyor: “Artık isyan misyan beş para etmez ağalar. Şeyh Sait isyanının sonu ne oldu? diyerek kendisinin Türk misyoneri olduğunu da ifşa eder.
Kitapta bunun gibi çok sayıda örnek var. Türkiye basınında o dönem genişçe yer alır bu olaylar hatta gazeteciler Avar’ın “örnek öğretmenliğini ”överek yazılar yazar.
Hikmet Feridun Es “Kızımı da Götür” başlıklı yazı yazıyor. Yazıya göre Sıdıka Avar’ı gören herkes kızlarını alması için yalvarır Avar’a. Elbette hakikat bu değil: Sıdıka’nın yollarda olduğu köyden köye haber olarak ulaştırılır, kız çocukları saklanır ve hatta küçük yaşta evlendirirler. Kapılarını ona açmazlar, parayla bile bir şey satmazlar.
Kitabı okuduğunuzda bir toplumun kadınlar üzerinden nasıl bilinçli bir şekilde asimile edilmek istendiğini görüyorsunuz. Avar, toplumu dönüştürmenin kadınlardan geçtiğini biliyor ve bunu en iyi şekilde yapmaya çalışıyor. Devletin katliamını unutturmak için misyonerlik faaliyeti yüklediği Avar, kız çocuklarını betimlerken vahşi, çirkin, çatık kaşlı olarak tarif ediyor. Zaman içerisinde mezun ettiklerini de Dersim köylerine misyoner faaliyetleri için gönderip sonra onların kendisini nasıl taklit ettiğini anlatıyor anılarında, onlarla da bağını hiç kesmiyor.
Kitapta dikkat çekici bir şey de katliamın sebeplerinden ya da sonuçlarından hiç bahsetmiyor olması. Kürtçe kelimesini dahi kullanmıyor, “bilinmedik” ya da “kendi dillerinde” diyor. İsyansa bu isyan neden oldu ben neden buradayım, sorusu hiç yok.. Devlet görevlilerinin emrini yerine getirme konusunda çok maharetli. Devlet katletmiş, Avar katliam sonrası devletin kurtarıcı yumuşak eli görevi görüyor.
Sömürgecilik tam olarak Türk ulus devletinin Sıdıka Avarlar eliyle yaptığı bu değil miydi:
“Sömürgecilik, bir devletin başka ulusları, toplulukları veya devletleri bilerek, isteyerek, planlayarak; siyasi, ekonomik ve kültürel egemenliği altına alarak kendi çıkarları doğrultusunda yönetmesi ve denetlemesidir.”
BİR HALK NASIL ASİMİLE EDİLİR?
Dersim halkının inancına, itikatına, kimliğine dönük saldırılar günümüzde de çeşitlenerek devam ediyor.
Bu bazen Kürt-Kızılbaş çocuklarını imam hatiplerde zorla sünnileştirme ile oldu, bazen de bir kelime bile Türkçe bilmeyen çocuklara zorla Türkçe öğretmekle…
Asimilasyon her boyutuyla sürerken Dersim’liler bundan her ne kadar zarar görse de, birçok Dersimli genç özgürlük mücadelesinde hayatını kaybetse de eşit yurttaşlık mücadelesi, bu tekçiliğe ve ulus devlet zihniyetine direnmeye, kendi hakikatinin peşinden gitmeye devam ediyor.
“Dağ Çiçeklerim” kitabı Türk ulus devleti ve onun misyoneri Sıdıka Avar’ın işlediği insanlık suçu ve yürütülen inkar asimilasyon belgesi olarak kalacaktır. Bir halkın çocukları nasıl asimile edilir, sorusunun cevabı bu kitapta mevcut. Dün Sıdıka Avar’ın köy köy, kasaba kasaba dolaşarak Dersim’li anne babalarını devletin öldürdüğü yetim çocukları asimilasyon merkezlerinde toplayıp devşirme politikası neyse…bugün Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevi Bektaşi Cemevi Daire Başkanlığı üzerinden devletin Kürt Alevi çocukları üzerindeki devşirme politikası aynıdır. Sadece yöntem değişmiştir.
Kaynak: Sıdıka Avar “Dağ Çiçeklerim”







