BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

“Türkiye için bir tehdit değiliz”

Karayılan: Devlet hâlâ güven oluşturmuş değil

“Türkiye için bir tehdit değiliz”
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

The Amargi’ye konuşan HPG Komutanı Murat Karayılan, silahsızlanmanın tek başına Kürt sorununu çözmeyeceğini vurguladı. Öcalan’ın statüsü ile ilgili konuşan Karayılan, “Statüsü netleştirilmeli, rol oynayabilmeli, dışarıdakilerle, medya ve siyasetçilerle ilişki kurabilmelidir” dedi. Beklenen geri dönüşlerle ilgili soruyu da yanıtlayan Karayılan, “Bazen devletin bu sürecin gelişmesini ve gerillanın silah bırakmasını istemediğini düşünüyorum. Eğer bunun gerçekleşmesini istiyorsa pratikte nasıl gerçekleşecek? Komutanların geride kalıp askerlerini gönderdiği bir örnek hiç gördünüz mü? Gerillalar bu şekilde gitmez. Mevcut yasa sorunlu” ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ – Halk Savunma Güçleri (HPG) Komutanı Murat Karayılan, The Amargi’ye Ortadoğu’daki gelişmelerden, Türkiye’de Kürt sorunun çözümü için devam eden sürece dair değerlendirmelerde bulundu.

The Amargi’den Kamal Chomani’nin sorularını yanıtlayan Karayılan, devlet ile aralarında diyalog olduğunu fakat aradan geçen iki yıllık süre zarfında devlet tarafından ikna edici bir adım atılmadığını söyledi.

Karayılan, röportajda iktidarın muhalefete dönük baskılarına ilişkin de soruları yanıtladı. Karayılan, “Mücadele gerekiyor. Mücadele etmeliyiz. Türkiye’deki bütün muhalefetle birlikte halkın demokrasisini oluşturmak istiyoruz. Demokratik mücadeleyi yükseltmek istiyoruz. Bunu iktidardakilere kabul ettirmek istiyoruz. Bunu geliştirmek istiyoruz. Devlet tutuklamalar yapıyor, muhalefete saldırıyor. Bunu kendi önünü açmak ve iktidarını güvence altına almak için yapıyor” dedi.

The Amargi’den Kamal Chomani’nin Karayılan ile röportajının Kürt sorunun çözümü için devam eden sürece ilişkin bölümleri şöyle:

Kamal Chomani: Şimdi barış süreci hakkında biraz daha konuşalım. İki gün önce güçlerinizi Metina’dan ve Türkiye’den Kürdistan Bölgesi’ne, Kandil Dağları’na ya da diğer adıyla Medya Savunma Alanları’na, yani PKK’nin kontrolündeki bölgelere çektiğinizi açıkladınız.

Öcalan’ın barış için üç koşulu netleştirdiğini biliyoruz. Birincisi, silahların bırakılmasıydı ve şimdi silahlar bırakıldı. İkincisi, müzakere masasında birlikte oturmanın koşullarının oluşturulmasıydı. Şimdi bu koşullar da oluşturuldu. Sanırım birkaç PKK komutanı Öcalan’ı ziyaret etmek, görüşmeler yapmak ve tartışmalarda bulunmak üzere İmralı’ya gitti. Üçüncüsü ise siyasi, etik ve kurumsal önlemlerin netleştirilmesi yoluyla barışın tesis edilmesiydi. Bu barış sürecinin başlamasının üzerinden neredeyse iki yıl geçti. Talebinizin asimilasyon politikalarına son verilmesi olduğunu ve güçlerin geri çekileceğini söylediniz. Bu, sürece ve barış olasılığına olumlu baktığınızı söyleyebileceğimiz anlamına mı geliyor?

Yani bu süreçte bir aşamanın tamamlandığını, artık masada olduğumuzu, çalıştığımızı ve barışın mümkün olacağını söyleyebilir miyiz?

DİYALOG VAR AMA DEVLET HALA GÜVEN OLUŞTURMUŞ DEĞİL

Murat Karayılan: Hayır. Ne olumlu düşünüyorum ne de olumsuz düşünüyorum. Şimdi durum şöyle: Biz bu süreci bir mücadele süreci olarak anlıyoruz. Yeni bir yol açmak, barışın ve çözümün yolunu açmak istiyoruz.

Sizin de belirttiğiniz gibi bu süreç yaklaşık iki yıldır devam ediyor. Ancak bugüne kadar Türk devleti tarafından inanç oluşturacak ya da ikna edici olacak hiçbir adım atılmadı.

İmralı’daki koşulların biraz gevşetildiği doğru. Heyetler geldi. Böyle şeyler oldu. Önder Apo ile Türk devlet heyeti arasında görüşmeler yapılıyor. Hareketimiz ile Türk devlet heyeti arasında da dışarıda görüşmeler gerçekleştiriliyor.

Diyalog var, tartışmalar var. Ama Türk devleti hâlâ güven oluşturmuş değil.

Kamal Chomani: Sürecin daha fazla ilerlemesi için devletin güven oluşturmak adına ne yapmasını istiyorsunuz?

SADECE GERİLLANIN SİLAHSIZLANDIRILMASI KÜRT SORUNUNU ÇÖZMEZ

Murat Karayılan: Şimdi bir yasa çıkarıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ilk kez bu sorunun çözümü için bir komisyon kuruldu. Komisyon çok çalıştı ve bir rapor hazırladı. Rapor tam anlamıyla yeterli olmasa da bazı şeyler içeriyordu.

Bu temelde Türkiye Parlamentosu’nda çerçeve yasa hazırlandı. 464 milletvekili bunu onayladı. Bu çok yüksek bir oran. Türkiye’de daha önce hiçbir yasa böylesine yüksek bir oranla kabul edilmemişti. Ancak yasa çok yetersiz. Yeterli değil. Yasa meseleye güvenlik perspektifinden yaklaşıyor. Oysa bu siyasi bir meseledir. Yasa, meselenin en siyasi yönlerini kapsamıyor. Gerillanın silahsızlandırılması için bir çerçeve ortaya koyuyor. Bu yönü içeriyor. Ama gerillanın silahsızlandırılması Kürt sorununu çözmez.

ÖCALAN BARIŞ VE SİYASALLAŞMANIN KOORDİNATÖRÜDÜR

Kamal Chomani: Ama ilk aşama olarak?

Murat Karayılan: Evet. Önder Apo, “Bin kilometrelik bir yürüyüş ilk adımla başlar” dedi.

Biz de buna böyle bakıyoruz. Bu ilk adımdır. Ama sürecin ilerleyebilmesi için bizim fesih kongremizin kararı var. PKK’nin 12’nci ve son kongresinin kararı.

Biz ne karar aldık? Silahsızlanmayı Önder Apo yönetmelidir. Önder Apo çalışabilmelidir. Özgür olmalıdır. Süreci yönetmelidir.

Ben de bu örgüt içinde sorumlulukları olan biri olarak şunu söyledim: Ben şahsen gerillaya silahlarını bırakıp gitmesini söyleyemem. Önder Apo cezaevindeyken ben bunu söylemem. Bunu Önder Apo söyleyebilir.

Önder Apo, silahsızlanma ve barış süreci üzerinde çalışan heyetin bir parçası olmak istiyor. Bu söyleniyor. Şu anda süreci Önder Apo yönetiyor. Ne Türk devleti ne de biz.

Süreci Önder Apo yönetiyor. Önder Apo’nun konumu nedir?

Barış ve siyasallaşmanın koordinatörüdür.

Bunu yasallaştırmamız gerekiyor. Yasaya dönüştürmemiz gerekiyor. Önder Apo’nun statüsünü netleştirmemiz gerekiyor.

Önder Apo baş muhataptır, baş müzakerecidir ve barış ile siyasallaşma sürecinin koordinatörüdür. Bunun açıkça belirtilmesi gerekiyor.

Devlet hâlâ bunu yapmadı. Tıkanma noktalarından biri burada.

Şimdi durum şöyle: Bu önemli bir sorundur. Biz hem Önder Apo’nun süreci bizzat yönetmesini hem de halkla konuşabilmesini istiyoruz. Tıpkı sizin şimdi medya olarak buraya gelmeniz gibi, o da gidip konuşabilmelidir. Siyasetçilerle ve aydınlarla görüşebilmelidir.

Kürt meselesinin Türkiye kamuoyu tarafından anlaşılmasını istiyoruz.

Türk devleti, hükümet, bu görevi kendisi yerine getirmiyor. Örneğin hükümet hâlâ Önder Apo’yu terörist lider olarak görüyor. Bazen medyaları da onu böyle nitelendiriyor. Bu bizim açımızdan kabul edilemez. Önder Apo iki yıldır süreci yönetiyor. Bu süreç Türkiye’nin elini güçlendirdi. Türkiye bu süreci desteklediğini ve arkasında olduğunu söylüyor.

O zaman Sezar’ın hakkı Sezar’a verilmelidir.

Önder Apo hâlâ cezaevindeyken bu iş yürümez. Bu süreci yönetebilmesi için özgür olması gerekiyor. Şimdi bu konuda adımlar atılmadı ve biz bu adımları bekliyoruz.

ÖCALAN MEDYA VE SİYASETÇİLERLE İLİŞKİ KURABİLMELİ

Yani statüsü netleştirilmeli, rol oynayabilmeli, dışarıdakilerle, medya ve siyasetçilerle ilişki kurabilmelidir. Fiziksel olarak özgür olmalıdır.

Bunlar olursa işler ilerler. Bunun yanında, öncelikle Türk devletinin bütün yetkilileri “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyor. Doğru. Kürtlerle Türkler arasında barışı sağlamalıyız.

Kürtlerden söz ediyorlar, Kürtlerin varlığını kabul ediyorlar. Bu iyi bir şey.

Biz de diyoruz ki: Kabul ettiğiniz bu şeyi yasaya koyun, yazın. Hukuken resmileştirilsin.

Çıkarılan yasada bu yok. Dolayısıyla bunun yasayla güvence altına alınması gerekiyor.

Bu iki konu bizim için temel konulardır. Türk devleti bu konularda adım atabilirse süreç başarıyla ilerler. Özellikle ve her şeyden önce Önder Apo’nun rolünün ve misyonunun belirlenmesi, statüsünün yasallaştırılması ve tanınması gerekiyor.

Bu olmadan süreç ilerlemez.

Bunu birçok kez söyledik.

Son olarak, siz sorduğunuz için yanıtlayacağım:

Biz güçlerimizi neden Bakur’dan, yani Kuzey Kürdistan’dan çektik?

Bakur’dan iki tür gücümüzü çektik.

Birincisi Amed, Botan ve Mêrdîn’deki açıkça bilinen güçlerimizdi. Halk onların kim olduğunu ve nerede bulunduklarını biliyor. Türk devleti de biliyor.

Onları geri çektik. Bulundukları yerler artık yok. Bu geri çekilmeyi tamamladık.

Bu birincisi.

İkincisi, Türk devletinin en çok korktuğu özel güçlerimiz vardı. İstanbul metropolünden ve Türkiye şehirlerinden çekilmelerini talep ettikleri güçler.

Onlara da geri çekilme talimatı verdik.

Bunlar gösterişli törenlerle geri çekilen insanlar değil. Gizli faaliyet yürütüyorlar.

Onları geri çektik. Bunu yaptık.

Üçüncüsü Metina meselesidir. Medya Savunma Alanları’nda, yani Güney Kürdistan’da, sınır hattında, Zap, Heftanîn ve Avaşîn hattında zaten savaş devam ediyordu. Savaş başlamıştı.

Ama büyük işgal operasyonu 17 Nisan 2021’de başladı.

Nerede?

Metina’da. Zendura’da.

Zendura’da büyük bir tünel savaşı yaşandı. O savaştan bugüne kadar Türk devleti Zap ve Metina’yı işgal etmek istiyor. Evet. Bunu gerçekleştirmek için NATO’nun, Irak devletinin ve bazı başka aktörlerin desteğiyle birçok saldırı başlattılar ve bize karşı her türlü silahı kullandılar.

Kimyasal ve taktik nükleer silahlar kullandılar. Bütün modern teknolojileri kullandılar. Ama Metina’yı alamadılar. Zap’ı da alamadılar.

Daha sonra iyi niyetimizi göstermemizi ve Zap’tan çekilmemizi istediler.

Çok tartıştık. Önder Apo bize iki kez mektup gönderdi.

“Onlara samimiyetimizi göstermek için geri çekilin” dedi.

Böylece geçen yıl Zap’tan çıktık. Güçlerimizi geri çektik. Gizlenmiş durumdaydılar ama bazılarını araçlarla, bazılarını yollardan çıkardık.

Böylece güçlerimizi geri çektik.

Bu yıl da “Metina’dan da çekilin” diyorlar. Zap ve Metina birbirine komşudur. Bize Metina’dan da çekilmemiz gerektiğini söylüyorlar. Biz de diyoruz ki: “Neden? Neden sadece biz adım atıyoruz?” Sonunda, çok sayıda diyalog ve kendi içimizdeki tartışmalardan sonra Metina’dan da çekilme kararı aldık. İki gün önce.

Bugün 10 Ekim. Yani ayın 8’inde son güçlerimiz Metina’daki tünellerden çıktı. O tarihten beri Metina’da hiç kimsemiz kalmadı. Geri çekildiler. Peki bunu neden yaptık?

TÜRKİYE İÇİN TEHDİT DEĞİLİZ

Halkımız ya da süreci takip eden insanlar nedenini sorabilir. Bakın, biz tek taraflı adımlar atıyoruz. Bununla ciddiyetimizi gösteriyoruz ve samimiyetimizi açıkça ortaya koyuyoruz. Yani Türkiye için bir tehdit değiliz. Silahlı savaş stratejisini sona erdirdik. Artık Türk devleti adım atmalıdır. Önder Apo’nun önünü açmalı ve demokratik bir yasa çıkarmalıdır. Son çıkarılan çerçeve yasa tek başına yeterli değildir.

Şimdi arkadaşlarımızın durumuyla ilgili iki mesele var.

Birincisi, arkadaşlarımız Türkiye’ye gidecekse Önder Apo onları kabul etmelidir. Onlarla görüşmelidir. İkincisi, arkadaşlarımız giderse orada siyasi mücadeleye başlayabilmelidir. Arkadaşlarımız sadece gidip evlerinde oturmayacak. Bizim bir mücadelemiz var. Dağlarda yaptığımız şeyleri ovalarda yapacağız. Ama silahsız. Sözle. Siyasetle.

Dolayısıyla bunun yasayla mümkün hâle getirilmesi gerekiyor. Buradaki görüşmelerde Türkiye ne diyor? “Adım atın, biz bu konuya odaklanacağız” diyorlar. Peki, biz adım attık. Güzel. Şimdi bekliyoruz.

Kamal Chomani: Sizinle Türkiye arasında, ağustos ayında çıkarılan çerçeve yasaya göre silahsızlanma sürecinin tamamlanması için altı aylık bir süre var. Şimdiye kadar hiçbir PKK gerillası geri dönmedi ya da silahlarını teslim etmedi. Yalnızca 2025 yılında bazı gerillalar silahlarını yaktı. Peki bu sürecin tamamlanması için altı ay yeterli mi?

Murat Karayılan: Öncelikle şunu söyleyeyim: Silahların yakılması da dâhil olmak üzere birçok şey yaptık. KCK Eşbaşkanı Bese Hozat yoldaşın sorumluluğunda 30 yoldaş silahlarını yaktı.

Bu, ciddiyetimizi gösterdi. Bir mesaj verdi. Ardından güçlerimizi geri çektik. Bu geri çekilmeyi tamamladık. Bitti. Geçen yıl Bakur’dan, yani Türkiye Kürdistanı’ndan güçlerimizi çekmeye başladık. Bugüne kadar bunun gibi birçok şey yaptık. Şimdi devlet tarafından yeni adımlar atılmazsa silahsızlanma konusunda güven oluşmaz.

Biz açığız. Gerillanın silah bırakabilmesi için Türk devletinin Önder Apo hakkında bir karar alması gerekiyor. Bakın, her şeyin ilk adımlara bağlı olduğu söylenir. Değil mi? Böyle bir söz vardır. Şimdi bu konunun da ilk adımlara bağlı olduğunu söyleyebilirsiniz.

İlk adımlar neydi?

Devlet Bahçeli iki yıl önce bir çağrı yaptı. Öcalan’ın partisini feshetmesini ve silahlı mücadeleye son vermesini istedi. Türkiye Parlamentosu’na gelip DEM Parti grubunda konuşmasını ve devletin kendisi için umut hakkını tanıyacağını söyledi. Bu gerçekleşmedi. Önder Apo, 27 Şubat 2024’te bu çağrıya yanıt verdi. Bu süreci üstlenebileceğini söyledi ve sevgili Sırrı Süreyya Önder’e bunu yazdırdı.

Sürecin ilerleyebilmesi için devletin hukuki adımlar atması gerektiğini söyledi.

Her şey bunun içinde saklıdır.

Bu henüz gerçekleşmedi.

Silah bırakma sürecinin başlayabilmesi için bir yasa çıkarılması ve gerekli adımların atılması gerekiyor.

NEDEN ARABULUCU YOK?

Kamal Chomani: PKK ile Türk devleti arasında 2013-2015 yıllarında yürütülen önceki barış süreçlerinde PKK, Birleşmiş Milletler, ABD ya da Avrupa Birliği gibi bir arabulucunun bulunmasını talep etmişti. Bu kez arabulucu yok. Peki bu kez neden Türk devletiyle aranızda ABD, AB ya da BM gibi bir arabulucu istemediniz?

Karayılan: Daha önce bazı arabuluculuk girişimlerinin olduğu doğru. Örneğin Oslo süreci vardı. O dönemde arabulucu aktörler bulunuyordu. Ancak şimdi yeni bir yöntem kullanılıyor. Bu süreç iç görüşmelerle başladı. Bu nedenle dışarıdan bir gücün sürece katılması gerekli görülmedi. Aynı zamanda dış güçlerin gerçekte ne kadar barış istediği de belli değil. Dün, Önder Apo’nun barış mücadelesini sürdürmek üzere 9 Ekim 1998’de Avrupa’ya gidişinin yıl dönümüydü. Ama Avrupa bunu kabul etmedi. O dönemde dürüst bir insan olan Massimo D’Alema, Kürt sorununun barışçıl çözümü için bir konferans düzenlemeye çalıştı. Almanya’ya gitti. Ancak dönemin Başbakanı Gerhard Schröder bunu reddetti. İngiltere ve ABD esas olarak bunu engelledi. Önder Apo’yu yakalayıp Türkiye’ye teslim etmeyi planladılar. Barışın gerçekleşmesini istemediler. Herkes barış istemiyor. Bölgeyi yönetebilmek için çatışmalara ihtiyaç duyuyorlar. Böyle bir durum var. Bu nedenle bu kez arabulucu yok.

Kamal Chomani: Şimdi Ortadoğu’da ve Avrupa’da yeni bir durum var. Avrupa’daki bazı kesimler, ABD’nin NATO’dan çekilmesi hâlinde Türkiye’nin NATO içinde büyük bir güç hâline geleceğini düşünüyor. Ayrıca Putin liderliğindeki Rusya’nın Avrupa ülkelerine karşı savaş yürütmek ve bu ülkeleri işgal etmek istediğini düşünüyorlar. Barış süreci başarılı olursa Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olmak isteyeceğini düşünmüyor musunuz? Türk devletinin AB’ye entegre olacağını düşünmüyor musunuz? Böyle bir şeyin gerçekleşmesini istiyor musunuz?

TÜRKİYE’DE DEĞİŞİM YARATMAK İSTİYORUZ

Murat Karayılan: Türk devletinin Avrupa Birliği’ne entegrasyonuna karşı değiliz. Ama Türkiye’nin Avrupa’yı korumak için bir askerî üs hâline gelmesine karşıyız. Demokratik entegrasyonu başarmamız hâlinde Türkiye’yi dönüştüreceğiz. Türkiye’de demokratik bir cumhuriyet kurmak istiyoruz. Demokratik bir toplum ve demokratik bir cumhuriyet inşa etmek istiyoruz. Türkiye, insanları korumak için bir askerî üs olmayacak. Türkiye, Ortadoğu’da demokrasinin ve özgürlüğün kalesi hâline gelecek. Onun rolü ve misyonu bu olacak. Türkiye’de değişim yaratmak istiyoruz. Hedefimiz yalnızca Türkiye’deki Kürt sorununu çözmek değil. Aynı zamanda Türkiye’de demokrasiyi güçlendirmek, cumhuriyeti demokratik bir cumhuriyet hâline getirmek istiyoruz.

Değişim yaratmak istiyoruz.

Türkiye NATO üyesi olsun ya da olmasın, bu değişimi gerçekleştirirsek hiç kimsenin askerî ya da savunma gücü hâline gelmeyeceğine inanıyoruz.

Özgürlüğün ve barışın gücü hâline gelecek.

Kamal Chomani: Türkiye’nin demokratik olmasını istiyorsunuz. Ama şimdi bazı insanlar Türkiye’nin, özellikle de Erdoğan’ın, barış sürecini demokrasiye karşı kullandığını söylüyor. CHP bölündü. Gazeteciler tutuklanıyor. LGBTQ bireyler tutuklanıyor. Özgürlük için mücadele eden insanlar tutuklanıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tutuklandı. Barış süreci demokrasiye karşı kullanılıyor. Otoriter bir sistem içinde demokrasiyi nasıl oluşturabilirsiniz?

MUHALEFETE BASKILAR

Murat Karayılan: Bu uygulamaların olduğu doğru. Bunlar iyi şeyler değil.

Bir yandan Kürt sorununu çözeceklerini ve demokratik yasalar oluşturacaklarını iddia ediyorlar. Diğer yandan muhalefete saldırıyorlar. Her gün tutuklamalar yapılıyor.

Her gün muhalefete yönelik saldırılar gerçekleşiyor. Cezaevindeki arkadaşlarımız da hâlâ baskılarla karşı karşıya. Bütün bunlar var. Bu nedenle başlangıçta ne olumlu ne de olumsuz düşündüğümü söyledim.

Mücadele gerekiyor. Mücadele etmeliyiz. Türkiye’deki bütün muhalefetle birlikte halkın demokrasisini oluşturmak istiyoruz. Demokratik mücadeleyi yükseltmek istiyoruz. Bunu iktidardakilere kabul ettirmek istiyoruz. Bunu geliştirmek istiyoruz. Devlet tutuklamalar yapıyor, muhalefete saldırıyor. Bunu kendi önünü açmak ve iktidarını güvence altına almak için yapıyor. Böyle girişimler var.

Bu nedenle mücadelemizi sürdürmemiz gerekiyor. Milyonlarca insanın sokaklara çıktığı çok daha geniş bir mücadeleye ihtiyaç var. Bunu güçlendirmeli ve genişletmeliyiz. Demokratikleşmeyi bütün taraflara bu şekilde kabul ettirmek istiyoruz. Bu bir mücadele meselesidir. Bunun için mücadele etmeliyiz. Şimdi baktığınızda demokrasinin gelişeceğine dair çok az umut var.

Ancak demokratikleşme olmazsa demokratik entegrasyon da mümkün olmayacak. Demokratik entegrasyonun gerçekleşebilmesi için demokrasinin gelişmesi gerekiyor. Bu nedenle bu mücadele, Kürt özgürlüğü için olduğu kadar Türkiye’de demokrasi için de verilen bir mücadeledir. Türk halkının, Türk işçilerinin ve Türk kadınlarının da mücadelesidir. Biz bu mücadeleyi halk adına yürütüyoruz. Demokratikleşme gelişmezse demokratik entegrasyon gerçekleşmez.

DEMOKRATİK ENTEGRASYON

Demokratik entegrasyon hakkında birkaç söz daha söylemek istiyorum.

Birçok insan demokratik entegrasyonu yanlış anlıyor.

Bizim için demokratik entegrasyon, olduğumuz gibi katılmak demektir. Bir araya geliyoruz. Biz, Kürt halkı ve Türk devleti bir araya geleceğiz. Biz onları kabul edeceğiz, onlar da bizi kabul edecek. Dilimizi, kültürümüzü ve kendimize özgü özelliklerimizi kabul etmek zorundalar. Bu şekilde işleyecek. Demokratik entegrasyon budur.

Kamal Chomani: Bu tartışmalar devletle yapılıyor mu?

Murat Karayılan: Elbette bu tartışmalar yapılıyor. Devlet bunları kabul etmezse demokratik entegrasyon nasıl gerçekleşecek?

Kamal Chomani: Şimdi Türkiye’deki bazı kesimler, özellikle Erdoğan, yeni bir anayasa yapmak istiyor. Bu yeni anayasada Kürt halkının varlığının yer alıp almayacağına ilişkin bir tartışma var mı?

YENİ ANAYASA

Murat Karayılan: Yeni anayasa hakkındaki tartışmalar konusunda fazla bilgim yok. Ama Türkiye’nin yeni ve demokratik bir anayasaya ihtiyaç duyduğu açık. Mevcut anayasa bölünmüş durumda. Askerî cunta tarafından hazırlandı. Bu nedenle değiştirilmesi gerekiyor. Ancak değiştirilebilmesi için bütün tarafların ortak düşünmesi ve birlikte çalışması gerekiyor. Böylece Türkiye, özgür Kürtlerin kendi kültürleri ve özgün özellikleriyle özgür yurttaşlar olarak yerlerini alabildiği demokratik bir cumhuriyet hâline gelebilir.

Bizim demokratik entegrasyon dediğimiz budur. Bunun için mücadele etmeliyiz. Henüz bunun yolu açılmış değil. Bu yolu açabilmek için mücadeleyi geliştirmemiz gerekiyor.

Kamal Chomani: Sayın Murat, sanırım 1980’lerde askerî cunta döneminde Türkiye’den ayrıldınız ve bütün yaşamınızı bu hareket için feda ettiniz. Şimdi bir barış süreci var. Ancak bu barış sürecinde Türk devleti Murat Karayılan’ın geri dönemeyeceğini söylüyor. Demokrasinin gerçekleşmesini, Kürtlerin ve Türklerin kardeşçe birlikte yaşamasını istiyorsunuz. Ama Murat Karayılan’ın Türkiye’ye dönmesine izin verilmeyecek. Bu nasıl olabilir? Bunu anlamak istiyorum.

GERİ DÖNÜŞ BENİM İÇİN KİŞİSEL MESELE DEĞİL

Murat Karayılan: Benim için bu kişisel bir mesele değil. Eğer kişisel bir mesele olsaydı kendimi feda etmeye hazır olurdum. Bu mesele için daha önce de kendimi birçok kez feda ettim.

Ama sorun şu ki bu yasa herkesi kapsamıyor. Bu, yasanın eksikliklerinden biridir.

Örneğin Önder Apo kapsamda değil. Yalnızca beni değil, bütün komutanları kapsam dışında bırakıyor.

Türk devleti bize askerlerinizi gönderin, siz kalın diyor.

Kamal Chomani: Peki siz nerede kalacaksınız? Dağlarda mı?

Murat Karayılan: Belli değil. Bazen devletin bu sürecin gelişmesini ve gerillanın silah bırakmasını istemediğini düşünüyorum. Eğer bunun gerçekleşmesini istiyorsa pratikte nasıl gerçekleşecek?

Komutanların geride kalıp askerlerini gönderdiği bir örnek hiç gördünüz mü?

Askerler bu şekilde gitmez. Mevcut yasa sorunlu. Mesele yalnızca bize, bana ya da birkaç kişiye bağlı olsaydı bunu büyük bir sorun hâline getirmezdik. Bizim için meselenin ne olduğunu biliyor musunuz Sayın Kamal?

Biz tarihsel bir mesele üzerinde çalışıyoruz. Biz diyoruz ki tarih boyunca Kürt ve Türk halkları ne zaman ittifak içinde olmuşsa iki taraf da bundan yarar sağlamıştır.

Ama zaman zaman birbirleriyle de savaştılar.

Bu savaşlarda iki taraf da başarılı olamadı.

Biz 41 yıl savaştık ama Türk devleti başarılı olamadı.

Onlar kendilerini başarılı görüyor. Metina’ya bakarsak biz diyalog sonucunda geri çekildik. Metina’yı bizden zorla alamadılar. Bu açık ve tarihsel bir gerçektir.

Kimse bunu inkâr etmemeli. Eğer inkâr edilirse geri çekilmeye ilişkin videoları göstereceğiz. Güçlerimizi onlarca araçla geri çektik. Gerçek şu ki bizi yenemediler. Biz de onları Kürdistan’dan çıkaramadık. Bu da bir gerçektir.

Bu nedenle yeni bir ittifak ve özgürlük dönemine girmek istediğimizi söylüyoruz. Türk devletiyle ittifak yapmak istiyoruz. Halkların birlikte iş birliği yapmasını ve ittifak kurmasını istiyoruz. Türk devletinin kendi içindeki Kürtleri kabul etmesini istiyoruz. Türkiye sınırları dışındaki Kürtleri düşman olarak görmemesini, onlardan korkmamasını istiyoruz. Türk devleti Kürtlerden korkmasın.

Kürtlere saldırmayı bıraksın. Bize saldırmayı bıraksın. Barış yapmak istiyoruz. Barış yapılırsa ben de giderim. Ama bu zihniyetle mümkün değil. Şimdi Türk devletinin zihniyetinde bunu görmüyoruz. Sadece “Silahları bırakın” diyorlar. Sadece “Silah, silah, silah.”

Biz barış yapıyoruz.

Düşmanlığı sona erdiriyoruz.

Bu yalnızca silahsızlanma ve silahlı mücadelenin sona erdirilmesi değildir. Biz Türk devletiyle barış yapmak ve düşmanlığı sona erdirmek istiyoruz. Ama bu tek taraflı gerçekleşemez. İki taraflıdır. Onlar da halkımıza yönelik düşmanlığa son vermelidir.

Bu düşmanlığı bugüne kadar sürdürüyorlar.

Mezarlarımıza, şehitliklerimize saldırıyorlar.

Cezaevindeki insanlarımıza düşmanca davranıyorlar. Birçoğu ağır hasta.

Onlardan her şeyi alıyorlar ve hâlâ daha fazlasını istiyorlar.

Biz devlete diyoruz ki Kürtlere yönelik düşmanlığı sona erdirmelisiniz. Kendi yetkilileri halkların kardeşliğinden söz ediyor. Kardeşliğin gerçekten gerçekleşebilmesi için, tarihten gelen bu tarihsel çabalar ve mücadele temelinde yeni bir dönem açmak istiyoruz. Düşmanlık ve savaş dönemi değil, dostluk ve barış dönemi. Bu mücadele gerektiriyor. Başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek.

Benzer Haberler

Kablo Paris’ten, boru hattı Ankara’dan

Doğu Akdeniz’de enerji rekabeti kızışıyor

Yıldız: Kasım sonuna kadar sonuç alınır

Yaklaşık 2 bin 800 kişi yasadan yararlanacak

« Lekelenmeme hakkı » lekeli :

 AİHM’de 1004 ihlal kararı

Gemi trafiği askıya alındı

İstanbul Boğazı'nda kimyasal tanker arızası

Figen Yüksekdağ:

Süreç için ortak mücadele hattı kritik bir ihtiyaç

“Türkiye için bir tehdit değiliz”

Karayılan: Devlet hâlâ güven oluşturmuş değil

Seçim yapıldı

Birçok kentte yeni dönem baro yönetimleri belirlendi