Hicri İzgören
Türkiye’nin modern siyasi tarihinin hafızasında, iyileşmesi en zor, kabuk bağlamayan derin bir yara var. 10 Ekim 2015 sabahı, Saat 10.04… Ankara Garı’nın önündeki meydanda, ülkenin dört bir yanından gelen binlerce insan bir araya gelmişti. Yükselen ses; savaşa, çatışmaya ve kutuplaşmaya karşı atılan ortak bir çığlıktı: “Emek, Barış ve Demokrasi.”
Ancak o sabah gökyüzünü barış güvercinlerinin kanat çırpışları değil, kenti yasa boğan patlama sesleri kapladı. Cumhuriyet tarihinin en kanlı saldırısında 104 canımızı yitirdik; yüzlerce insanımız bedensel ve ruhsal yaralarla o meydanın izlerini taşıyor hala.
10 Ekim, yalnızca takvimdeki bir yaprağın anılması ya da istatistiki bir matem günü değil, bu ülkenin toplumsal vicdanında, adalet arayışında ve ortak geleceğe olan inancında kırılmanın yaşandığı tarihsel bir eşiktir.
Saldırının ardından geçen yıllar boyunca o meydan, sadece bir katliamın gerçekleştiği coğrafi bir nokta olmaktan çıktı; adalet mücadelesinin, dayanışmanın ve kaybettiklerimizin anısını yaşatma iradesinin anıtlaşmış simgesine dönüştü. Kaybettiğimiz her bir canın; bir öğrencinin, bir işçinin, bir öğretmenin, bir emeklinin ya da henüz hayatın baharındaki bir gencin hikâyesi, o meydanın taşlarına kazındı.






