BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Figen Yüksekdağ:

Süreç için ortak mücadele hattı kritik bir ihtiyaç

Figen Yüksekdağ:
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

Tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, süreçte somut adımların atılmamasını, siyasi tutukluların durumunu ve yeni anayasa tartışmalarını değerlendirdi. İktidarın süreci silah bırakmaya indirgemeye çalıştığına dikkat çeken Yüksekdağ, “Ortak mücadele hattının kurulması, yaşamsallaştırılması kritik bir ihtiyaç” dedi.

HABER MERKEZİ – Kandıra F Tipi cezaevinde tutuklu bulunan, eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, çözüm sürecinde gelinen aşamayı, siyasi tutukluların durumunu, yeni anayasa tartışmalarını ve sol-sosyalist hareketin süreçteki “sorumluluklarını” değerlendirdi.

Yeni Yaşam gazetesinden Nezahat Doğan’ın sorularını yanıtlayan Yüksekdağ, Meclis’in açılması ve çerçeve yasanın çıkarılmasına rağmen sürecin “demokratikleşme yönünde somut sonuçlar üretmediğine” dikkat çekti.

İktidarın süreci silah bırakmaya indirgeyen bir anlayışı öne çıkardığını belirten Yüksekdağ, Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme için toplumsal mücadelenin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Siyasi tutukluların özgürlüğünden kayyumlara, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinden yeni anayasanın nasıl oluşturulacağına kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulunan Yüksekdağ, sol ve sosyalist güçlere birleşik mücadeleyi büyütme çağrısı yaptı.

‘SOMUT BİR ADIM GÖREMEDİK’

Yüksekdağ’ın röportajından öne çıkan başlıklar şöyle:

Bütün yetmezliklerine rağmen Meclis’ten çerçeve yasa çıktı… Somut adım beklentileri var ama demokratikleşme adımları atılmıyor. Sizin özgürlüğünüz için kararların uygulanması dahi yetiyor ama halen tutsaksınız. Bunun nedeni halen nedir? Ne görüyorsunuz?

Çerçeve yasa iktidar çevresinden çıkarılıp toplumsal politik çözüme bir faydası olacak mı noktasındayız. İçerdiği sorun ve yetmezliklerine, içermediği demokratik altyapıya rağmen yasa çıktı. Kürt siyasi iradesinin ve önderliğinin yürüttüğü müzakere sürecinin resmi bir çıktısı olması hasebiyle ve bir start çizgisi anlamı biçerek verilen destek, elbette halkın ve demokratik kamuoyunun beklentilerine yanıt bulduğu anlamına gelmiyor. Kürt sorununun çözümünü dert edinen, demokratik siyasete dair beklentisi olan birçok kesim, kaygılarını ve menfi kanaatlerini not ederek yüzünü esasta sürecin ilerlemesine döndü. Ekim itibarıyla çerçeve yasa ve bu bağlamda sürece verilen desteğin iktidar propagandası için kullanılması dışında somut bir gelişme göremedik. Umarım Meclis açılışı ve komisyonların kurularak faaliyete geçmesi gibi gelişmelerle birlikte halkın talep ve beklentilerine yanıt olacak adımları da görebiliriz

‘AYAK DİREME VAR, KISITLI ŞARTLAR DAYATILIYOR’

Gelinen aşamada iki yıl çok uzun bir süre değil mi? Atılmayan adımlar neyin göstergesi? Ne yapılmak isteniyor?

Gerçekten, İki yıllık uzun bir zamana rağmen bu konuda ciddi sorunlar, sürece yayma ve çözümsüzlüğü farklı kılıf ve söylemlerle idame ettirme yaklaşımları hâkim. Çerçevenin peşi sıra atılacak somut yasal adımlar atılmadığı durumda, mevcut metin bir güvenlik belgesi ve Kürt sorununu anti-terör çerçevesine sıkıştıran bir siyasi tutanak olmanın ötesine geçemez. Hâlâ sürecin asli muhatabı olarak görülen Sayın Öcalan’ın statüsü tanımlanmış değil. Halk hareketinin yasal ve meşru düzlemde tanınması, dünyadaki birçok örneğe yakın bir muhataplık ve çözüm mekanizmasının kurulması bakımından iktidarın ciddi bir ayak diremesi var. Kısıtlı ve geri şartlar dayatılıyor.

Peki, burada yol yöntem nedir, nasıl olmalı?

Elbette bunları bilerek ve bunlara karşı yol almak; bunun için mücadeleye seferber olmak. Türkiye’deki iktidar da dahil hiçbir egemen güç, mecbur kalmadıkça ulusal ya da sınıfsal bir mücadele dinamiği ile müzakere masasına oturmaz. Oturduktan sonra da en sınırlı tavizlerle savsatmalarla durumu kotarmaya, hegemonyasını tahkim amaçlı davranmaya yönelir. Dahası, her yasanın içerik ve niteliğini politik kuvvet ilişkileri ile toplumsal yapının içeriği belirler. Kürt sorununda savaş çizgisini toplumsal yapı, ekonomik, sosyal, siyasal açıdan artık kaldıramıyordu. Devlet ve iktidar kendi ekseninden bir çözüm tavrı geliştirdi. Ancak politik kuvvet ilişkileri-çelişkileri düzleminde bu tavrın ayakları havada kalıyor. Zira “devletçi güvenlikçi çözüm” aksının karşısında “halkçı özgürlükçü çözüm” ve bu çerçevede barış isteyenler var. Bu toplumsal tarafın verdiği mücadele ve belirleme iradesi bugün çerçeve yasada karşılık buldu. Politik kuvvet ilişkileri bundan ötesine şimdilik yetmedi. Tam da bu nedenle mevcut durumu kabullenip normalleştirmeden uzak durup “daha fazlasına nasıl gücümüz “yeter”in peşine düşmeliyiz. Zaten ihtiyaç duyulan da budur.

‘AİHM-AYM KARARLARI KENARDA TUTULUYOR’

Sizin, Selahattin Demirtaş ve Leyla Güven’in, Osman Kavala, Can Atalay, Ayşe Gökkan ve birçok tutsağın özgürlüğü için AİHM ve AYM kararların uygulanması yeterli ve zorunlu iken tutsaklıklar devam ediyor. Kayyım uygulamaları sürüyor. Hukuk uygulanmadan toplumsal kapsayıcılıktan söz edilebilir mi?

Tutsak siyasetçilerin özgürlüğü konusunda çerçeve yasaya bakmaya lüzum olmadığını, aksine rutin yazılı hukuk kurallarına bağlılık gerektiğini daha önce de belirtmiştik. Yasasızlığın yasasını konuşmak gibi tuhaf bir durum karşımıza çıkarılıyor. İktidar bileşenlerinin de altına imza attığı AİHM- AYM kararlarının uygulanması maddesini içeren yol haritası raporu kenarda tutuluyor. Bu sadece biz tutsak HDP-DEM siyasetçilerinin değil, sürecin demokratik kapsamını ve toplumsal kapsayıcılığını ilgilendiriyor. Evet, çerçeve yasanın uygulanması gerekiyor ama onunla birlikte mevcut anayasanın sürecin anlamına uygun maddelerinin de uygulanması gerekiyor. Tutsak edildiğimiz siyasi davalarda yazılı ceza hukuku bile uygulansa Türkiye hapishanelerinde bunca yıl bu kadar siyasetçi olmazdı. Dolayısıyla karşılaştığımız muamele de bir niyet sorunu var. Aynı sorunu hasta tutsakların bırakılmaması, tahliyesi gelen mahpusların infaz süresinin keyfi biçimde uzatılmasında da görüyoruz. Halkın bu noktalarda herhangi bir koşul ve takvim olmaksızın hemen adım atılması beklentisini bilmezden gelme tavrı kabul edilebilir değil. Aynı durum kayyımlar için de geçerli. Dolayısıyla çerçeve yasa ve ötesine göre konumlanmak, kazanım sağlamada kendi yetmezliklerimizi, birikim ve kapasiteyi etkin kullanmadaki sorunları aşarak bugüne ve geleceğe bakmak önemlidir. Çaba, mücadele ve arayış değerlidir. Fakat işin asıl kısmı bundan ötesidir.

‘BEKLEMECİLİK GİBİ BİR ŞANSIMIZ YOK’

Barış sürecinde gelinen aşamada demokratik siyaset için tüm siyasal tutsaklar ve sürgünler açısından beklenen ve olması gereken nedir? Burada iktidardan eylem beklemek mi yoksa bir o ortak mücadele hattını mı oluşturmak gerekiyor? Artılar ve eksiklikler nelerdir?

Barış ve Demokratik Toplum Süreci, içerdiği kavramlar ve içinden çıktığı toplumsal mücadele hakikatinden ötürü, yani temelden dinamiktir. Bunun üstüne güncel politik düzlemde yaşanan çelişkileri, çatışmaları, halkın üzerindeki ağır baskı ve saldırıları koyarsanız zaten beklemecilik gibi bir şansınız yoktur. Bu sürecin asli amacı, toplumda barış ve demokrasi bilincini yapısal olarak geliştirmek için her şeyden önce güncel politik sürece müdahale etmeye, yeninin toplumsal tabanını hazırlamaya dayanıyor.

Bugün aktif politik mücadele eden her toplumsal sorun ve özgürlük talebini kapsayan eylem kapasitesini geliştirmekten bağımsız bir süreç düşünülemez. Eksiklikler ve tıkanmaların kaynağı da esas olarak buradaki yetmezliklerdir. Karşısında organize bir hareket, gücün doğru kullanımı ve seferberliği gibi şeyler yoksa ya da zayıfsa iktidarın süreci pozitif düzeyde ilerletmek, hızlandırmak gibi bir derdi olmaz.

Ortak bir mücadele hattı mı örülmeli? İşçisinden emekçisine, kadınına, toplumsal sorunlara kadar dil, söylem ve ezber bozan adımlarla mı yol alınmalı?

Ortak mücadele hattının kurulması, yaşamsallaştırılması bu açıdan kritik bir ihtiyaç. “Yapmak” bizi buraya götürmeli. Barış ve Demokratik Toplum Süreci, bilinen Kürt sorununun çözümü odağına paralel olarak bütün bir toplumsal politik hayatın demokratikleştirilmesi, barışın halkları kaynaştıran harç olması amacını taşıyor. Bu amacı somutlaştıran en geniş yoksul, işsiz, işçi-emekçi, kadın, emekli, genç köylü kitlelerini kapsayan politik faaliyetler görünür ve etkili hale getirilebilir. Bununla birlikte, Kürt halkının somut ve öncelikli taleplerini içeren hareketler eşzamanlı biçimde yürütülebilir. Sürece toplumsal katılımın genişlemesini istiyorsak, bu genel çağrılarla olmaz. Halkların farklı kesimleri arasındaki etkileşim kanallarının ve ortak gündemlerin arttırılması gerekir. Bugün Kürt sorununun çözümü hâlâ ağır bedellere bağlanmış ve halkın tünelin sonunu henüz göremediği bir kesite sıkıştırılmışken, Batıda da toplum en ağır ekonomik-siyasi ve mental bunalımını yaşıyor. Bunlar hareketin, ortaklaşmanın yani somut politikanın konusudur.

‘TAKVİM ENDEKSLİ ALGILAR BUGÜNE KADAR SONUÇ VERMEDİ’

Mekanizmalar nasıl aşılır ve zorlanır?

Siyasi tutsaklar-hapishaneler ve sürgünler meselesinde takvim endeksli algılar ve beklentiler bugüne kadar sonuç vermedi, veremezdi de. İmralı’dan memleketin en ücra köşesindeki bir hapishaneye kadar her yerde siyasi tutsaklara rehine muamelesi yapıldığı bir sır değil. Bunun üzerinden bir siyasi mekanizma kuruldu, işletildi. Yani sürecin genel kapsamı içerisinde daha özel çalışmalar, yönelimler olmadığı durumda mekanizmayı aşmak zor. Dolayısıyla en fazla bu alanda yayvan, durumu idare eden yaklaşımlardan ve beklenti sarmalından kurtulmak gerekir. Müzakere ve çözüm süreçlerinde öne çıkan savaş ve uzlaşma-ateşkes deneyimlerinde iki ana hareket hattı öne çıkar: Birincisi kitlesel, komplike ve katmanlı barış hareketi; ikincisi toplumsal politik bir talep olarak tutsaklara özgürlük hareketi. Şimdi bu iki temel hattın tesisi bizde var mı? Hangi düzeyde var ona bakmak lazım.

‘BUGÜNE NASIL GELDİYSEK ÖTESİNE DE GİDEBİLİRİZ’

Gelişen süreçle birlikte Kürt siyasi hareketinin, geniş ve ortak bir katılımla yeni bir siyasal yapılanma ve parti oluşumunu hayata geçirmesinden söz ediliyor. Böyle bir oluşumun, perspektifi, programı, ekonomik ve sosyal hedefi ne olmalı? Kendini siyasal yelpazenin neresinde tanımlamalı? Türkiyelileşme nasıl sağlanır? Sosyalistler bunu nasıl okuyor, okumalı?

HDK ile başlayıp, HDP’den DEM’e uzanan dönem, Kürt Özgürlük Hareketi bakımından da Türkiye-Sol Sosyalist hareketi bakımından da bir milattır. Daha önce de farklı isim ve biçimlerde ittifak, birleşik mücadele deneyimleri olsa da değiştirme gücü, ortaya çıkardığı nitelik sınırlıdır. HDK-HDP’nin ortaya çıkışı ve yükselişi, ülkede ve bölgede değişim basıncının yüksek olduğu, toplumsal arayışın kendine kanal aradığı bir momentte denk düşer. Sayın Öcalan’ın arayış ve ihtiyacı Kürt Halk Hareketi adına görerek buradan bir politik hamle geliştirmesi; Türkiye emekçi, devrimci, sol ve sosyalist hareketleri ile demokrasi ve özgürlükler alanında boy veren 50’ye yakın kurumun, örgütlenmenin benzer bir görüş açısıyla birbirine doğru yürümesi tarihsel bir ortaklaşma, stratejik bir değişiklik doğurmuştur. Büyük başarılara, kazanımlara imza attığı kadar, büyük saldırıların hedefi olan bir stratejik konum inşa edilmiştir. Nesnel kuvvet toplamının, tek tek bileşenlerinin çok ötesinde bir hinterlant ortaya çıkmış ve “halkların demokratik birliği” düzen kutuplaşmalarına sürüklenmeden kendi kutbunu belirlemiş, demokratik siyasette kendi gücüne güven, farklılıkların hem birleşik hem de özerk nitelik ve fonksiyonlarının güce dönüştürülmüş güce dönüştürülmesi tarzını geliştirmiştir. Kadınların, ezilen halkların, inançların özgürlük ve eşitliğini, emek, doğa, gençlik, kent, kır yoksullarının, güvencesizlerin mücadelelerini, düşünce-eylem-örgütlenme hakkı ve adalet hareketlerini, cinsel yönelimi yaşam tarzı nedeniyle baskıya, zorbalığa uğrayanları kapsadığı kadar, Türkiye, Kürdistan, Ortadoğu politik mücadelesinin kadim ve canlı damarlarını, örgütlenme geleneklerini de ortak çatıda buluşturmuştur.

Bu ortaklaşmada ve siyasi tıkanmışlıkta sol- sosyalist yapılara nasıl bir rol ve sorumluluk düşüyor?

Sosyalistler, hem ezilen ulusa karşı var olan varoluşsal ve tarihsel görev ve nitelikleri gereği, hem de içinde bulunduğumuz büyük toplumsal politik açmazdan çıkmak adına Kürt siyasi hareketinin yönelim ve arayışlarına bigane kalamaz. Sosyalizm kavramına, ona gidiş yoluna, teorisine farklı anlamlar yükleseler ve değişik programlara sahip olsalar da asgari temel ilkelerden biri genel olarak ezilenler ve özelde ezilen ulus karşısında sorumluluğun reddedilemez ya da ertelenemez olmasıdır. Bu ilkenin tüm emekçi sol-sosyalist cenahı daha etkin yönlendireceğine inanıyorum. HDK, HDP ve DEM çatısı altında bir araya gelen sosyalist bileşenler ise Kürt halk hareketinin en zor, en fazla bedel gerektiren dönemlerinde sorumluluklarına sarıldılar. Bu dönemde de ilgisiz kalıp kendilerini ayrıştırmıyorlar, ayrıştırmazlar. Sadece bu dönemin de kendine özgü ama aşılabilir zorlukları var. Çok şiddetli saldırıları birlikte göğüsleyip, çok ağır yükleri birlikte sırtlananların karşılıklı tanıma ve anlama çıtası da daha yüksek olmalıdır. Dolayısıyla farklılıklara rağmen bugünlere nasıl geldiysek bundan ötesine de gidebiliriz.

Yeni yapılanma süreci iddiasına uygun olarak birleşme alanları açmalıdır. Politik ve programatik düzeyde, çalışma ve konumlama, yer alma düzeylerinde zorlayıcılıktan çok kolaylaştırıcılık, doğrusallıktan çok katmanlılık tercih edilmelidir. Tabii bu konudaki son sözü Marx’tan alarak söylemeden geçemeyeceğim: “Gerçek bir hareketin her adımı düzinelerce programdan daha önemlidir.”

 

Benzer Haberler

Manisa’da 11 kişinin öldüğü kaza:

Şoförler adliyede: Kaza anını anlattılar

Kablo Paris’ten, boru hattı Ankara’dan

Doğu Akdeniz’de enerji rekabeti kızışıyor

Yıldız: Kasım sonuna kadar sonuç alınır

Yaklaşık 2 bin 800 kişi yasadan yararlanacak

Figen Yüksekdağ:

Süreç için ortak mücadele hattı kritik bir ihtiyaç

“Türkiye için bir tehdit değiliz”

Karayılan: Devlet hâlâ güven oluşturmuş değil

Seçim yapıldı

Birçok kentte yeni dönem baro yönetimleri belirlendi