Mehmet Nuri Özdemir
Geçen haftaki yazımızda küresel ölçekte bir savaş uğultusu olduğunu öne sürmüş; devamında bu uğultunun psikolojik mi, gerçek mi olduğunu sorgulamak gerektiğini ve her iki olasılığın da ciddiye alınmasının son derece hayati tedbirler olacağını önermiştik. Göründüğü kadarıyla savaş uğultusunun Kürt meselesinde yürüyen sürecin üzerinde etkili olmayacağını iddia eden yok. Bu nedenle bu yazımızda “savaş ve süreç” ilişkisine değineceğiz.
Günümüz dünyasında, savaşın ve barışın yapbozu aynı dinamiklerin elinde değil. İktidar ve hegemonya savaşlarının artık çoklu dinamikleri var. Bu çoklu dinamiklerin eliyle makro-mikro ölçekte oyunlar kurgulanıyor. Dostluklar düşmanlıklar oyunların serencamına göre güncelleniyor. Yeni ve değişen koşullar, tüm dinamikleri konjonktürün kuvvetli ve zayıf akıntıları ile yüzleştirerek nesnel koşullara göre yeniden konumlanmalarına olanak sunuyor.
Savaş uğultusunun şiddete dönüşmemesi genellikle zayıf bir olasılıktır. Uğultunun çok azı blöftür. Ve savaşlar eskiden olduğu gibi birbirinden bağımsız ve toplumdan uzak coğrafyalarda yapılmıyor. 1500’lü yıllarda bazı köyler bir Çin liderinin ölümünü on yıl sonra duyuyordu. Günümüz jeopolitiğinde mikro ölçekteki savaşlar bile canlı yayınlanıyor ve büyük küresel sonuçları olabiliyor. 14 yıl süren Suriye savaşını düşünelim. Suriye savaşı, birçok hesabın görüldüğü küresel bir savaştı. Şu an sıcağı sıcağına devam eden Yemen savaşına bakalım. Küçük bir gerilim bölgesi gibi görünüyor, ama göründüğü gibi değil. Yemen savaşı ile yine birçok hesap aynı anda görülüyor. Enerji savaşları, mezhep savaşları, ticaret savaşları eş zamanlı yapılıyor. Dünyanın bu küçük bölgesindeki gerilim, bölgesel ve küresel ölçekte politik, iktisadı ve kültürel fay hatlarını harekete geçirebiliyor.






