BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Gurbetçi Kürtler Türkiye, Suriye, Irak ve İran’daki “davaya” nasıl bakıyorlar?

Gurbetçi Kürtler Türkiye, Suriye, Irak ve İran’daki “davaya” nasıl bakıyorlar?
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

“Bu hayal kırıklığına rağmen toplumsal, siyasal ve kültürel alanda faaliyet gösteren seçkin Kürt zümreleri öngörülebilir gelecekte Rojava’daki Kürt meselesinde durumun daha iyi olabileceği konusunda iyimserliklerini gizlemiyorlar. Şam rejimi tarafından kimliklerinin, kültürlerinin, hak ve hukuklarının tanınmış olmasından hareketle Şam devletiyle Kürt toplumu arasında interaktif bir iletişim ağı kurulacağını, yakın gelecekte daha olumlu neticeler alınabileceğini söylemekteler.”

Faik Bulut

Avrupa ülkelerinde gurbetçi (diasporadaki) Kürtler siyasal, kültürel ve sosyal alanlarda oldukça faal sayılırlar. Hemen her etkinlik, şenlik, fuar, anma, bayram veya tarihi münasebette mutlaka bir organizasyon düzenleyip gerçekleştirirler. Bu anlamda neredeyse sivil açıdan eylemsiz bir gün geçmiyor denilebilir.

Bu husus şimdi Erbil’de ikamet eden Suriyeli Kürt sosyolog, araştırmacı ve yazar Rustem Mahmud’un dikkatini çekmiş olacak ki Avrupa’nın farklı yerlerinde yaşamakta olan gurbetçi Kürtlerin Rojava, Başur ve Rojhelat’taki davaya ilişkin bakış açılarını Londra merkezli El Mecelle dergisinin 13 Eylül 2026 tarihli nüshasında yayınladı; birlikte izleyelim:

“Almanya’nın Düsseldorf kentinde Kürdistan Yazarlar Federasyonu (veya Birliği) 1. Kongresini gerçekleştirip Avrupa kıtası genelinde Uluslararası Kürt Dili Federasyonu kurmak için sivil topluma ait bir Kürt ittifakının duyurusunu yaptı. Konferans, yayın organlarının haber bültenlerinde genişçe paylaşıldı. Bu etkinlik, 2026 yılının ilk aylarında silahlı saldırının hedefi haline Rojava’da yaşanan mağduriyeti ve imha operasyonu karşısında siyasi olarak ayağa kalkan 3 milyon Kürt gurbetçinin protesto eyleminden sonraki en büyük hadise sayılabilir.”

Biz burada ara verip, Rustem Mahmud’un yukarıda sözünü ettiği etkinliğin bazı ayrıntılarını yazar Gülbahar Altaş’ın kaleminden okuyalım isteriz. Zira kendisi Kürt gazeteci ve yazar sıfatıyla bu toplantıya katılıp izlenimini aktarmıştı.

Kürtçenin geleceği tartışılıyor

“Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin başkenti Düsseldorf’ta toplanan 120 delege, 30 yayınevi temsilcisi ve dünyanın dört bir yanından gelen akademisyenler, eğitimciler ile sivil toplum temsilcileri, diasporada Kürtçenin geleceğine ilişkin kapsamlı bir yol haritası çizdi.

Irak Kürdistan Federal Bölgesi Eğitim Bakanlığı ve Kürdistan Enstitüsü işbirliğiyle hayata geçirilecek dijital öğretim projesiyle 35 ülkedeki Kürt çocuklarına yönelik sürdürülebilir bir dil politikası modeli oluşturulması hedefleniyor.

Kongre boyunca yapılan değerlendirmelerde, Kürtçenin muhafazasının yalnızca kültürel bir faaliyet olmadığı; kimliğin, toplumsal hafızanın ve gelecek kuşaklarla kurulacak bağın temel unsurlarından biri olduğu vurgulandı.

Katılımcılar, bugüne kadar farklı ülkelerde yürütülen dağınık çalışmaların bütünleşik bir çatı altında toplanmasının tarihî bir adım olduğu görüşünde birleşti.” (https://www.indyturk.com/node/779514/, 6 Temmuz 2026; https://www.kurdistan24.net/tr/story/922539/)

Farklı amaçlı ama benzer içerikli bir etkinlikten daha söz edebiliriz: Kürdistan Diaspora Yazarlar Federasyonu (KDWF), “Özgün ve Çağdaş Bir Diaspora Kürdistan Edebiyatına Doğru” sloganıyla 1. Kongresini Almanya’da gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Kürt edebiyatının merhum üstadı Hejar Mukriyanî’ye ithaf edilen tarihi buluşma için tüm hazırlıklar tamamlandı.

Kürdistan Toplulukları Konfederasyonu (Konfederasyona Revenda Kurdistanî) çatısı altında organizasyonu sağlanan bu kapsamlı etkinlik, 25 Temmuz 2026’da Almanya’nın Lintorf-Ratingen kentinde kapılarını açacak.

Kongre; Avrupa, Amerika, Kanada, Avustralya, Asya ve eski Sovyet Cumhuriyetleri dâhil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki Kürt yazarları, entelektüelleri ve edebiyatçıları tek bir çatı altında bir araya getirmeyi hedefliyor. (https://www.kurdistan24.net/tr/story/922539/)

Yazar Rustem Mahmud’a göre: “Bu ve benzeri etkinlikler, Avrupa’daki Kürt camiasının öz yurdunda meydana gelen hadiselerle interaktif etkileşim ve eşgüdüm halinde olduğunun işareti sayılır. Gurbetçi Kürtler on yıllar boyunca siyasi, medyatik ve mali açıdan aktivist konumundayken şimdiki aşamada bölge ülkelerinde yaşamakta olan kendi halkı için hem aktif destek ve dayanışma halindeler.”

Rustem Mahmud’un görüşlerini aktarmaya devam edelim:

Göçmen Kürtlerin dört aşamalı süreci

“Gurbetçi Kürtler son iki yılda bölgesel çapta yaşanan hadiselerden derinden etkilendiler. Haliyle onların kendi davalarına ilişkin pratikleri/faaliyetleri ve algılama tarzları da değişti. Bilhassa Kürt toplumunun yaşadığı ülkelerdeki seyri/gidişatı farklı biçimler aldı; birbirine uymayan uygulamalar yaşandı, yaşanmaya devam ediyor.

Türkiye’den gitmiş olan gurbetçiler 1950’lerden itibaren ekonomik nedenlerle Avrupa’ya göçtüler; özellikle de Almanya ile İsveç’te yoğunlaşıp istikrar kazandılar. Zaman içinde oralarda genel olarak PKK’nin cephe gerisini oluşturup; örgütün insan kaynakları (örgüte eleman ve kadro verme anlamında), lojistik ve mali destekçileri haline geldiler. Örgütün tecrübeli ve yetişkin kadroları siyasal, kültürel, mesleki alanlarda açtıkları dernek ve benzeri sivil kuruluşları kurmak suretiyle faaliyetlerini sürdürmekteler.

Yeni süreçte ise bu kadroların çoğu özgün tecrübe ve faaliyetlerini Türkiye’ye taşıyıp kendi halkına hizmet etmeye hazırlanmaktadır. PKK ile Türkiye arasındaki barış görüşmelerine olumlu gelişimine göre ‘ülkeye dön’ çağrısına uyarak dönüş hazırlığı yapmaktalar. Türkiye ile PKK mutabakatı gereğince on binlerce Kürt siyaset erbabı ve aydın, hatta iş insanı ile güvenlik nedeniyle yurtdışında bulunanlara ilaveten ‘örgütle iltisaklı’ sayılanların yanı sıra mahkûm, tutsak, tutuklu bu dönüş kervanına katılacaklar.

Saha araştırması sonucu bu ve benzer Kürtlerin çoğu Türkiye’deki ‘mücadelenin’ zihinsel merkezi konumuna gelecekler. Özellikle PKK’nin silah yakıp ileride tümüyle silahsızlanarak siyasi alana geçmeye ilişkin beyanından sonra gidişata göre sivil-legal alandaki örgütlenme ve mücadeleye ağırlık verilecektir.

Türkiyeli Kürt göçmenlerin ortak düşüncesi şudur: Hasret çektikleri yurtlarına bölük bölük dönmek için yepyeni bir fırsat doğmuştur. Sılaya kavuşup memleketine dönmeleri demek aynı zamanda yarım yüzyıl boyunca uzağında kaldıkları öz coğrafyalarına ve uğruna cefa çektikleri toplumsal ortama dönüş demektir. Gurbette yetişen yeni kuşakların ana dillerine kavuşmaları, akrabalarının yaşadıkları mekân ve meskenlerde yepyeni bir hayat sürmeleri demektir.

Suriyeli Kürtlerde hayal kırıklığı ve umut

Türkiye’deki kardeşlerinden farklı bir konumda olan Suriyeli Kürtler açısından hal ve gidiş tam bir ‘hayal kırıklığı ve çöküş’tür. 13 yıllık özerk ve otonom bir Kürt yönetiminin ardından mevcut anlaşmalar sonucu elde edilen kültürel ve siyasi açıdan Kürtler belli haklara kavuştularsa da bu yetersizdir.

2005 yılında (Saddam rejiminin ortadan kaldırılması karşılığında) Irak Kürtlerinin kazandığı haklara benzer bir sistem tesis edilmişti Rojava’da. Avrupa’daki Suriyeli Kürt göçmenler, hâlâ o günlerin hasreti içindeler.

Beklentileri şuydu: Madem Kürt güçleri (YPG ve SDG) Batılı ülke koalisyonu çerçevesinde IŞİD ve diğer terörist unsurlara karşı ortak savaşmışlardı; en azından bahsi geçen Batılılar, siyasi açıdan özerk idareyi ve yapıyı destekleyip tanımalı, hiç olmazsa Irak Kürdistan Bölgesi’ne sunulan haklara benzer hakları sunabilmeliydi.

Bu beklenti boşlukta kaldığı gibi, tersi gelişmeler ön plana çıktı. Batılılar şimdiki Şam rejimini destekleyip güçlendirmeye başlarken, Kürtleri geri plana ittiler.

Bu hayal kırıklığına rağmen toplumsal, siyasal ve kültürel alanda faaliyet gösteren seçkin Kürt zümreleri öngörülebilir gelecekte Rojava’daki Kürt meselesinde durumun daha iyi olabileceği konusunda iyimserliklerini gizlemiyorlar. Şam rejimi tarafından kimliklerinin, kültürlerinin, hak ve hukuklarının tanınmış olmasından hareketle Şam devletiyle Kürt toplumu arasında interaktif bir iletişim ağı kurulacağını, yakın gelecekte daha olumlu neticeler alınabileceğini söylemekteler.

İranlı Kürtler endişeli

On yıllardan bu yana anayurtlarından uzak düşmeleri yüzünden İranlı göçmen Kürtler, bölgedeki gelişmelerden endişeliler. Kaygının ana nedeni de mevcut İran rejiminin dogmatik ve katı politikalar izlemesidir. ABD-İran savaşının başında hayli iyimser olanlar, çatışma sürecinde rejim devrilmezse bile, hiç olmazsa mevcut katı halinden vazgeçerek Kürtlere siyasi haklar tanıyacağını sanıyorlardı. Lakin savaş uzadıkça ABD de ortaya net politika koyamadı; çatışmanın gidişatı ve geleceğine ilişkin belirlemeler yapılamadı.

Hal böyle olunca ortalığı istikrarsızlık ve düzensizlik kapladı. Bunun üzerine Kürtler de savaş meydanına katılmak için daha az hevesli oldular ve asgari düzeyde aktif hazırlık yaptılar. Gurbetçi İranlı Kürtler de aynı tutumu takındılar; önceki coşkuları kalmadı. Umut ile umutsuzluk arasında kaygılı bir ‘bekle-gör’ tavrını aldılar.

Buna karşılık Iraklı Kürtler, çatışmanın yan etkisi olarak maruz kaldıkları hava saldırılarına rağmen Kürdistan (Başur) bölgesindeki göreceli istikrarı muhafaza etmeye ve komşu devletlerle ilişkilerini sürdürmeye çalışmaktadırlar. ABD ile İran arasındaki en şiddetli çatışmaların yaşandığı ve savaş alevlerinin kıvılcımlarının Kürdistan’ın bu parçasına sıçradığı anlarda bile serinkanlı kalmaya çalışıyorlar.

Buna rağmen Avrupa’daki Iraklı Kürt göçmenleri tedirginler. İki esas neden şöyle sıralanabilir: Kürdistan içindeki şiddetli siyasi ihtilaflar (YNK-KDP arasındaki rekabet ve anlaşmazlık) ve Amerikan askeri birliklerinin bölgeden çekilmesi. Her iki neden de Kürdistan Federal Bölgesi’nin şimdiye kadar elde ettiği siyasi ve idari yetkilerin kısıtlanması veya ortadan kaldırılması varsayımı yüzünden ister istemez endişe kaynağı haline gelebiliyor.

Farklı kuşaklar, farklı görüşler

Londra merkezli El Mecelle dergisiyle söyleşen Sosyolog Berzan Necdivan’a göre gurbette veya anayurtlarında yaşayan kuşaklar ikiye ayrılıyor: ‘Büyük Hayallerin Kuşağı’ diye bilinenler ile ‘sembolik milliyetçiliğin evlatları’ olup da bugün şaşkın vaziyetteki otuz yaş altındakiler.

Necdivan yazının devamında şunları söylüyor:

“1980’lerin başından itibaren Kürtler yoğun bir şekilde Avrupa’nın yolunu tuttular. O zamanlar olaylar hızla gelişmekteydi. Kenan Evren’in korkutucu cuntası darbeyle başa gelmiş; İran İslam Devrimi gerçekleşmiş; iktidara geçen mollalar Kürdistan bölgesini denetimi altına alan Kürt partilerine karşı amansız bir çatışma başlatmıştı. Bu sıralarda yaşanan Irak ile İran arasında sekiz yıl süren savaş Iraklı Kürtlerin ülkedeki silahlı mücadelesinin seyrini değiştirmişti.

Yukarıda anılan hadiseler yüzbinlerce Kürdün Avrupa’ya sığınıp orada kalmasına yol açmıştı. Bunların ilk kuşağı, kendisini anavatanındaki Kürt mücadelesinin bir parçası olarak görmeye devam etmektedir. Dolayısıyla da mücadelenin sürmesi için mensup olduğu hareketin içinde veya çevresinde faaliyet yürütmektedir. Bu kuşak Kürtlerin büyük hayali veya ütopyasının gerçekleşmesi için elinden geleni yapmak suretiyle iyimser bir beklenti içindedir.

Irak Kürdistan’ında 2017 yılında gerçekleşen ‘bağımsızlık referandumu’, fiilen bastırılıp başarısızlığa uğratılmanın ötesinde önemli oranda toprak ve yetki kaybına yol açtı. Onlarca yıl silahlı mücadele veren PKK hiçbir ön şart koşmadan silahlarını yakmak suretiyle silahsız mücadele yöntemini benimseyeceğini açıkladı. Rojava’daki 13 yıllık (coğrafi-milli anlamda) Kürt öz yönetim deneyiminden vazgeçilmesi birinci kuşağın ruhsal ve siyasal dünyasında büyük bir krize yol açtı. Bu kuşağa göre eklemlenme veya bütünleşme adı altında yöresel Kürt yönetimleri, ister istemez yaşadıkları devletin bünyesinde pozitif bir entegrasyona girmeye mecbur kalmışlardı.

Bütün bu olumsuzluklar bir yana, Kürt basın-yayın organları ile sosyal medya hesaplarındaki aşırı yoğunluk ve etkileşim, kolektif network ağlarına ek olarak Kürt milli meselesinin özgünlüğü ile dinamikliği birinci kuşaktan sonraki orta yaşlılar ile gençleri simge ve semboller deryasında kulaç atmaya, sörf yapmaya yöneltmiştir. Her genç şu yahut bu şekilde Kürt ulusal sembollerinden birine sevdalanarak gerek kendi sanal hesabında gerekse öz bedeninde resmetmekte, geçici/kalıcı dövmeler halinde vücudunun bir parçası gibi üzerinde taşımaktadır.

Aynı kuşak ilgili kuruluş, dernek veya benzeri organizasyonlar tarafından düzenlenen kültürel, sanatsal veya medyatik etkinliklere de katılmaktadır. Bununla yetinmeyenler ise Avrupa’da ikamet ettikleri yerlerde ne yapıp edip meşru sınırlar içinde kendileri için yaptıkları birçok şey arasında Kürt kimliklerini kanıtlayacak pratiklere katılmaktadırlar. Memleketlerinden uzak kalma hasretinin verdiği motivasyonla yaşadıkları ortamları adeta maket-mini Kürdistan haline getirebilmektedirler.

Kuşkusuz ilk kuşak ile ikincisi arasındaki en önemli fark, birincisinin ana dili Kürtçeyi iyi bilip konuşması, diğerininse bundan mahrum kalmış olmasıdır. Yaklaşık 30-50 yıldır anayurtlarına gidemeyenler ne sıla hasretinden vazgeçebilmekte ne de yaşadıkları ülkelerin bünyesine adapte olabilmektedirler. Bu eksikliklerini telafi edebilmek için de ulusal kimliklerini simgeleştiren şeyleri sahiplenmeye yönelmektedirler.

İki kuşak arasındaki farklılık sadece deneyim ve ideolojik tercihlerle sınırlı değildir. Aynı zamanda iki ayrı siyaset tarzıyla da ilintilidir. Yeni kuşaklar her ne kadar Kürt hareketlerinin milli sembollerini kullansalar da geçmiş yıllarda yaşanan tecrübelere dayanarak Ortadoğu bölgesindeki siyasi-coğrafi haritanın tekrar değişmesi gerektiğine inanmakta ve milli bir Kürt varlığının tesis-temin edilmesi için uluslararası bir desteğin var olmasını arzulamaktadırlar. Hayali ve fikirsel temennilerinin gerçekleşebilmesi için de şimdiye kadar sürdürülen (zor ve şiddete dayalı) mücadele biçimlerinin değiştirilerek yerine sivil, kültür, ekonomi alanda yoğunlaşmanın gereğine inanmaktadırlar. Ayrıca böyle bir uğraşının Kürtlerin yaşadığı Ortadoğu’daki dört devletin toplumuyla birlikte verilmesinden yanadırlar.

Bütün bu gelişme, tutum, arzu ve temenniler bir yana, göçmen Kürtlerle bölge ülkelerinde yaşayanlar arasındaki destek ağlarında herhangi bir durma söz konusu değildir. Avrupa’daki entegrasyon ağlarına ilişkin raporlar göçmen Kürtlerin ekonomik faaliyetleri ile geldikleri ülkenin yönetimleriyle iktisadi ilişkilerinin iç içe geçtiğini göstermektedir. Ekonomi eksenli bağlantılar, Avrupa’da hem dinamik hem de yaygındır; kayıt dışı havaleler ve irsaliyelerin akçeli karşılığı resmi rakamların ötesine geçecek kadar büyüktür.

Demek ki Avrupa’da yaygın Kürt varlığının anayurtlarındaki akrabalarına mali desteği hâlâ sürmektedir. Bilhassa ekonomik kriz dönemlerinde bu tür yardımlar hayati bir konum arz etmektedir. Geçmiş yıllarda Suriyeli göçmen Kürtlerin Rojava’daki yakınlarına gönderdikleri havaleler buna örnektir.

Avrupa’daki resmi kaynaklara bakılırsa her bir aileye ayda ortalama 200 ila 400 dolar arasında yardım ulaşmaktadır. Bu harçlıklar genelde sağlık, enerji, yakıt, eğitim ve küçük çaplı esnaflık işleri için kullanılmaktadır. Bu tür havaleler genelde karaborsada işlem görmekte; gönderilen meblağın %4’ü komisyon olarak alınmaktadır. Bu tür havale büroları yasadışı bir şekilde orada burada kurulmuş olup, havaleyi istenilen yere ulaştırılabilmektedir.

Gurbetçi Kürtler arasında en zengin zümre Irak’tan gitmiş olanlardır. Bunlar geçmiş yıllardan beri kendi memleketlerinde siyasal, ekonomik ve sanayi projelerini hayata geçirmiş olup; Kürdistan’daki istikrarlı politik ve güvenlik ortamının nimetlerinden yararlanmaktadırlar. Bazı uzmanları göre; Suriyeli ve Türkiyeli gurbetçiler de Iraklı kardeşlerinkine benzer bir yol ve yöntem benimseyeceklerdir.

Göçmen Kürtlerle Ortadoğulu ülkeler arasındaki işbirliği sadece mali sektörle sınırlı değildir. Binlerce Türkiyeli, Suriyeli ve hatta İranlı Kürt kendi toplumları lehine medyatik, kültürel ve eğitimsel etkinliklere katılmaktadırlar. Birikim sahibi Kürt siyasi partilerinin varlığı ile Kürt milli meselesinin özgünlüğü, gurbettekiler ile içinden geldikleri toplumlar arasındaki interaktif iletişimi kolaylaştırmaktadır.”

Evet, dünya ve bölge değişmektedir. Kürtler de değişime ayak uydurma çabasındalar. Bu gelişim ve eğilimi iyi anlayıp buna göre siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel ve örgütsel tedbirler almanın zamanıdır artık.

Faik BULUT kimdir?

Gazeteci, tarihçi ve yazar. 1990'lardan itibaren Alevilik, Kürtler, Filistin Devleti, FKÖ, Ortadoğu ve İslam tarihi, İslamcı örgütler, laiklik, tarih, siyaset, kültür vb. konular üzerine 40'a yakın tarih, araştırma, gezi yazısı ve anı kitabına imza atmıştır.

Benzer Haberler

Hakan Fidan  BAE’de temaslarda bulunacak

Körfez ve Gazze gündemin merkezinde

Rüya görmek yoruyor mu?

Bilim insanlarından dikkat çeken bulgu

Fon soruşturmasında yeni gelişme

Tera Yatırım CEO’su Emir Münir Sarpyener gözaltına alındı

Tülay Hatimoğulları:

'Erzurum Kongresi’nin kardeşlik söylemi yaşam bulmayı bekliyor'

Tuncer Bakırhan:

'İkinci aşamada demokratik talepleri konuşacağız'

Özgür Özel’den fon soruşturması çağrısı

'Erdoğan ya bu bataklığı kurutacak ya da boğulacak'