BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Özgür Rayzan yazdı

Kürt sinemasının peşinden üç gün

Özgür Rayzan yazdı
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

Belçika’nın Charleroi kentinde gerçekleşen Avrupa Kürt Sineması Çalıştayı’nda Kürt sinemacılar yalnızca film konuşmadı. Bir sinemanın nasıl var olabileceğini, nasıl örgütlenebileceğini, nasıl üretilebileceğini ve en önemlisi nasıl kendi ayakları üzerinde durabileceğini tartıştı.

Özgür Rayzan

Küçük bir toplantı salonunda söylenmiş, bazen itirazla karşılanmış, bazen sessizlikle dinlenmiş, bazen de yıllardır başka yerlerde ayrı ayrı kurulan cümlelerin birbirine eklenmesiyle anlam kazanan Kürt sinemasına dair cümleler…

18-20 Eylül 2026 tarihleri arasında Belçika’nın Charleroi kentinde gerçekleşen Avrupa Kürt Sineması Çalıştayı’ndan ayrılırken aklımda Yılmaz Güney, Halil Dağ, Taha Kerimi, festivaller, film dağıtımı, sinema kurumu, film üretimi, diaspora sineması, parçalı sinema, politik sinema gibi terimler kaldı.

Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen Kürt sinemacılar üç gün boyunca yalnızca film konuşmadı. Bir sinemanın nasıl var olabileceğini, nasıl örgütlenebileceğini, nasıl üretilebileceğini ve en önemlisi nasıl kendi ayakları üzerinde durabileceğini tartıştı.

Almanya’dan, Fransa’dan, Belçika’dan, İngiltere’den, Avusturya’dan, İsviçre’den, Yunanistan’dan, Finlandiya’dan ve Avrupa’nın başka yerlerinden gelen sinemacılar aynı ruh ve duygudaydı.

Yönetmenler, senaristler, yapımcılar, oyuncular, teknik ekipler, festival temsilcileri…

Farklı deneyimler, farklı şehirler, farklı hikayeler… Ama ortak bir eksiklik duygusu. Sanki herkes kendi parçasını taşıyor, fakat parçaların tamamı henüz aynı filmin içinde buluşamıyordu.

Charleroi’de yapılmaya çalışılan biraz da buydu: Parçaları yan yana getirmek. Çalıştay’ın hazırlık süreci yaklaşık iki ay boyunca farklı ülkelerde yaşayan sinemacılarla konuşmakla geçti. Her gün olmasa da neredeyse iki ay boyunca bu buluşmanın nasıl olması gerektiğini tartıştık: Hangi başlıkları konuşmalıydık? Neyi önceliklemeliydik? Üç güne ne sığdırabilirdik? 120 sinemacı ile konuşuldu 50 sinemacı çalıştayda hazır bulundu.

Bu tartışmalarla bir şeyi daha açık biçimde gördüm: Kürt sineması için eksik olan yalnızca para ya da yapımcı değildi; eksik olan yalnızca festival ya da dağıtım ağı da değildi. Bütün bunları birbirine bağlayacak bir yapıydı eksik olan. Bir sinemacının filmini yapabilmesi, filmini gösterebilmesi, başka bir ülkedeki sinemacıyla ortak çalışabilmesi, bir fon başvurusunda destek alabilmesi, genç bir yönetmenin deneyimli bir yönetmene ulaşabilmesi ve bütün bunların bir hafıza içinde birikebilmesi için kalıcı bir zemine ihtiyaç vardı.

Bu nedenle çalıştayın en çok üzerinde durduğu meselelerden biri kurumlaşma oldu. “Kürt Sineması Kurumu” fikri, üç gün boyunca farklı biçimlerde tartışıldı.

Buradaki mesele yalnızca bir isim koymak değildi: Bir kurumun kimleri kapsayacağı, nasıl işleyeceği ve hangi ihtiyaçlara cevap vereceği konuşuldu.

Bir filmin arkasında görünmeyen onlarca insan var. Kamerayı taşıyan, ışığı kuran, sesi alan, kostümü hazırlayan, senaryoyu yazan, yapımını üstlenen, oyuncuyu bulan, filmi dağıtan insanlar…

Kürt sinemasının da kendi insan kaynağını birbirinden haberdar etmesi gerekiyor. Belki de ilk kez bu kadar açık biçimde, “Biz kimiz?” sorusunun yanında “Nasıl bir yapı kuracağız?” sorusunu da sorduk. Ve bu sorunun cevabını aramak üzere 11 kişilik bir Koordine Ekibi oluşturuldu.

Bu ekip, konuşulan önerilerin havada kalmaması ve somut adımlara dönüşmesi için çalışacak ve kurumlaşma çalışmasının alt yapısını oluşturacak. Hazırlanacak sonuç bildirgesinin de bu sürecin ilk belgelerinden biri olması bu ekip tarafından yazılacak ve planlanacak.

Ama kurumlaşma yalnızca sinemacıları bir araya getirmek anlamına gelmiyor. Bir sinemanın ayakta kalması için seyirciye de ihtiyacı var. Ve belki de Charleroi’de en fazla düşündüren meselelerden biri buydu:

Kürt sinemasının seyircisi nerede?

Aslında seyirci var. Bunu biliyoruz. Kürt filmleri neden yalnızca festivalleri beklemek zorunda olsun? Neden bir film yalnızca yılda bir kez yapılan bir festivalde gösterilip sonra ortadan kaybolsun? Neden Kürt sinemasının kendi dağıtım mekanizmaları olmasın?

Bu sorular bizi doğrudan dağıtım meselesine götürdü. Ve burada sinemanın biraz da salonlardan çıkıp başka alanlara taşınması gerektiği konuşuldu.

Belediyelerle ilişkiler kurulabilir. Kültür merkezleri kullanılabilir. Yerel sinema salonlarıyla ortaklıklar geliştirilebilir. Avrupa’daki Kürt topluluklarının bulunduğu şehirlerde özel gösterimler yapılabilir. Kürt filmleri kendi seyircisini yalnızca beklememeli; seyircinin bulunduğu yerlere gitmeli önerileri geliştirildi.

Bu noktada festivallerin rolü de yeniden düşünülmek zorunda. Avrupa’nın farklı kentlerinde film festivalleri ve film günleri düzenleniyor. Berlin, Amsterdam, Düsseldorf, Frankfurt, Köln, Londra, Viyana, Freiburg gibi kentlerde yıllardır emek verilen çalışmalar var. Bu festivaller birbirinden habersiz değil belki ama henüz yeterince birlikte hareket etmiyor.

Charleroi’de bunun da üzerine konuşuldu.

Festivallerin film dağıtım şirketleri ve cast ajanslarıyla daha fazla ilişki kurması ve festivallere davet edilmesi önerildi. Genç sinemacıların önünü açmak için öğrenci, ilk film ve gençlik bölümlerinin oluşturulması önerildi. Kaybolma tehlikesi altındaki Dimilî Kürtçesinde çekilen filmlere, kısa filmlere ve belgesellere daha fazla alan açılması gerektiği dile getirildi.

Kadınların sinemadaki görünürlüğü ayrıca tartışıldı. Kadın filmlerinin daha fazla yer bulması, eril bakışların yeniden üretilmemesi gerektiği konusunda ortak bir hassasiyet ortaya çıktı. Festivallerde seminerlerin, atölyelerin, kitap okumalarının, sergilerin ve farklı sanat etkinliklerinin de daha fazla yer alması önerildi.

Her festivalin birbirinin kopyasına dönüşmemesi, her yıl farklı bir konuya odaklanması ve kendi özgün karakterini oluşturması gerektiği de konuşuldu.

Televizyon meselesi de ilginç bir başlıktı. Kürt film festivalleri çoğu zaman haber oluyor.

Festival başladı. Festival bitti. Ödüller dağıtıldı. Fakat film üzerine yeterince konuşulmuyor.

Yönetmen üzerine, oyuncu üzerine, filmin hikayesi üzerine, sinemanın kendisi üzerine…

Belki Kürt medyasının burada daha büyük bir sorumluluğu var.

Charleroi’de konuşulan başka bir mesele de sansür ve yasaklardı. Kürdistan’ın farklı bölgelerinde savaşın, baskının, sansürün ve yasakların sinema üretimi üzerindeki etkisi hâlâ devam ediyor. Dolayısıyla kurulması düşünülen kurumun yalnızca film üretimini destekleyen bir yapı olması yeterli görülmedi. Sansür ve yasaklara karşı uluslararası alanda daha güçlü bir savunuculuk ve lobi mekanizmasının oluşturulması gerektiği de tartışıldı. Çünkü bazen bir film çekmek kadar, o filmin gösterilmesini sağlamak da politik ve kültürel bir mücadeleye dönüşebiliyor.

Bir kurumun görevi yalnızca yapım aşamasında değil, filmin bütün hayatı boyunca yanında olmak olmalı. Bu düşünceden hareketle film haklarının korunması, bir Kürt Sineması Arşivi oluşturulması, filmlerin yanı sıra kostümlerin, fotoğrafların ve diğer materyallerin korunması da önerildi. Bir Kürt Sineması Kütüphanesi kurulması ve senaryoların bir araya getirilmesi de aynı hafıza arayışının parçası.

Çünkü sinema yalnızca perdede yaşamıyor. Filmlerin dışında da bir sinema tarihi var.

Eğitim başlığına gelindiğinde ise başka bir gerçek ortaya çıktı. Kürtçe sinema eğitim kaynakları hâlâ yeterli değil. Birçok genç sinemacı sinema eğitimi almak istiyor ama akademilere ulaşamıyor.

Bazıları maddi nedenlerle, bazıları yaşadığı yer nedeniyle, bazıları ise başka koşullar nedeniyle sinema eğitiminin dışında kalıyor. Bu nedenle online seminerler ve bir eğitmen ağı oluşturulması önerildi.

Kim hangi konuda ders verebilir? Kim senaryo konusunda deneyimli?

Kim görüntü yönetimi biliyor? Kim yapımcılık konusunda çalışıyor?

Kim festival ve fon başvurularında deneyimli?

Bütün bu bilgilerin bir ağ içinde toplanması…

Bence çalıştayın en umut verici taraflarından biri de buydu.

Çünkü sinema öğrenmenin yolu her zaman okuldan geçmiyor.

Bazen bir film setinden geçiyor. Bazen bir ustanın yanında çalışmaktan.

Bazen birinin yaptığı hatayı görüp aynı hatayı yapmamaktan.

Bazen de bir senaryoyu defalarca yazıp yeniden yazmaktan.

Bu yüzden eğitim konusunda standartların gençleri korkutacak kadar yüksek tutulmaması gerektiği de özellikle vurgulandı.

Sinema biraz da yaparak öğrenilen bir sanat. Bunun için sürekli film üretmek felsefesi esas alındı.

Rojava ve Başur ile kurulacak ilişkiler de bu nedenle önemli. Aram Tigran Akademisi gibi kurumlarla temas kurulması, karşılıklı deneyim ve eğitim alışverişinin geliştirilmesi önerildi.

Çünkü Kürt sinemasını yalnızca Avrupa’da yaşayan Kürtlerin hikayesi olarak düşünmek eksik olur. Kürt sinemasının coğrafyası çok daha geniş. Farklı diller, farklı deneyimler, farklı politik koşullar… Ama bütün bu farklılıkların birbirinden öğrenebileceği çok şey var. Kurulacak bu kurumsal yapı, Kürdistan’ın diğer bölgeleri arasında bir köprü işlevi görecek.

Çalıştayda dikkatimi çeken başka bir konu da sinemacıların yalnız bırakılmaması gerektiği fikriydi. Bir genç yönetmenin iyi bir fikri olabilir ama fon başvurusunu nasıl yapacağını bilmiyor olabilir. Bir senarist çok iyi bir hikâyeye sahip olabilir ama projesini hangi yapımcıya götüreceğini bilemeyebilir.

Bir öğrenci sinema okumak istiyor olabilir ama burs imkânından haberdar olmayabilir. Bu nedenle ‘sinema kurumu’ bünyesinde mentorluk ve fon desteği ağı kurulması önerildi. Fonların araştırılması, yönetmen ve senaristlere ulaştırılması, başvuru süreçlerinde destek verilmesi…

Bunlar teknik meseleler gibi görünüyor. Oysa bazen bir filmin yapılıp yapılmamasını belirleyen şey tam da bu küçük teknik ayrıntılar. Bir başka öneri ise Kürt sinemacılarla iş insanlarını buluşturmak.

Ve sinemanın ihtiyaç duyduğu ekonomik kaynakları daha geniş bir çevreye açmak. Bu düşüncenin devamında bir ‘’Kürt Sineması Kurumu’’ kurulması önerildi. Sinema sektörünün dışından insanların da bu ‘kurul’ aracılığıyla ekonomik katkı sunabilmesi…

Bu, belki de kurumlaşma fikrinin en önemli parçalarından biri. Çünkü bir sinema yalnızca yönetmenlerin ve yapımcıların çabasıyla büyümüyor.

Bir toplumsal sahiplenmeye ihtiyaç duyuyor. Kürt sineması artık yalnızca “film yapalım” aşamasında kalamaz. Film yapmak istiyorsak, filmin arkasındaki yapıyı da düşünmek zorundayız. Filmin doğduğu andan seyirciyle buluştuğu ana kadar bütün yolculuğu düşünmek zorundayız. Charleroi’den ayrılırken elimizde bir sonuç bildirgesinden çok daha fazlası vardı. Ama henüz tamamlanmış bir yapı da yoktu.

11 kişilik ekib kısa sürede kapsamlı bir sonuç bildirgesinin hazırlayacak. Charleroi’de üç gün boyunca zaman zaman tartıştık, zaman zaman aynı fikirde olduk, zaman zaman farklı yerlerden baktık. Ama sanırım hepimizin zihninde aynı ihtiyaç vardı: Kürt sinemasının yalnız kalmaması. Üretilen filmlerin kaybolmaması. Gençlerin sinemaya girmekten korkmaması. Kadınların daha fazla görünür olması. Filmlerin yalnızca festivallerde birkaç gün yaşayıp sonra unutulmaması. Bir filmin başka bir şehre, başka bir ülkeye, başka bir seyirciye ulaşabilmesi. Ve belki en önemlisi, bütün bunların kişisel çabaların ötesinde kalıcı bir yapıya kavuşması. Charleroi’de belki bir kurumun değil, bir fikrin temeli atıldı.

Kürt sinemasının kendi geleceğini kendi elleriyle kurabileceğine dair oluşan fikrin üzerinden büyümesi hedeflendi.

Benzer Haberler

Saldırgan ve ailesi gözaltında

Manisa'da okula silahlı saldırı: 11 yaralı, 3'ünün durumu kritik

Hakan Tosun cinayeti:

Sanık avukatları gelmedi, duruşma ertelendi

Kıbrıs için New York trafiği hızlandı

Erhürman ve Hristodulidis’ten müzakere diplomasisi

14 kişi daha gözaltına alındı

Fon soruşturmasında yeni dalga operasyon 

Erdoğan, BM Genel Kurulu’nda konuşuyor:

'Gazze dünyanın en büyük çocuk kabristanı'

‘Anayasa için pazarlık yok’

Doğan: Silahsızlanmaya dair önemli gelişmeler bekliyoruz

‘Bizi birbirimizden ayırmak istiyorlar’

Bakırhan: Alevi eşit olursa Kürt özgür olur

Erdoğan Trump ile görüşecek

Bir yıl geçti, gündem aynı: F-35