Nûmedya24’te Çağdaş Kaplan ile ODAK programına konuk olan Selçuk Mızraklı, süreçte güven pekiştirecek yaklaşımlara ihtiyaç olduğunu belirterek hiçbir yasa değişikliği olmaksızın adılması gereken adımları sıraladı: “Demirtaş için verilen AİHM kararı, kayyum gaspının sona ermesi, Barış Akademisyenleri’nin işlerine iadesi ve hasta mahpusların serbest bırakılması.”
HABER MERKEZİ – Kendisine verilen 9 yıl 4 ay 15 günlük hapis cezasının infazını tamamlayarak 8 Eylül’de Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliye olan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eş Başkanı Dr. Adnan Selçuk Mızraklı, 7 yıllık cezaevi süreci, dışarıya çıktığında karşılaştığı tablo ve yeni döneme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Nûmedya24’ten Çağdaş Kaplan ile ODAK programının konuğu olan Selçuk Mızraklı, Selahattin Demirtaş’ı anarak, “Demirtaş’ın dışarıda olması, toplumda, halkımız ve Türkiye için çok daha verimli, çok daha önemli sonuçlar üretebilirdi” ifadelerini kullandı.
SÜREÇ İÇİN ‘GÜVEN PEKİŞTİRECEK ADIMLARA İHTİYAÇ VAR’
Dışarı çıktığında karşılaştığı tabloya değinen Mızraklı, “Yani umut var ama az biraz da kaygı var. Destek var ama az biraz da güvensizlik var. Dolayısıyla ne gerekiyor dersek bu süreçte bence en fazla özellikle güveni pekiştirecek yaklaşımlara ve adımlara ihtiyaç var. Hani bu nasıl olmalı derseniz, yani çok fazla yasa gerektirmeyen, çok fazla maharet gerektirmeyen, gasp edilmiş olanların iadesi diyecek olsam bile siz bunun altına birkaç tane başlık yazarsınız” dedi.
“Hukuka dönüş en önemli hassasiyettir. Yani bu son yıllar hukuk dışılık dönemidir. O hukuk dışılıktan hukuka dönüş vardır” dedi ve atılması gereken adımları şöyle sıraladı:
ADIMLARI SIRALADI: AİHM’İN KARARI, KAYYUMLAR, KHK’LER, HASTA MAHPUSLAR…
“Birincisi özellikle hukukun verdiği kararların uygulanmasıdır. Bunların başında da hepinizin bildiği gibi özellikle Kobanî tutsakları için, Demirtaş ve Yüksekdağ için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği karar var. Yani Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi tahliye kararı verseydi ve uygulanmasaydı ne kadar hukuk dışıydı ise şu anda da yaşanılan esasında aynı ölçüde hukuk dışıdır. Şimdi buradan düşünmeye başladığımız zaman ben bunu bir hukuka dönüş süreci, gasp edilenlerin geri iadesi süreci olarak okuyorum.
İkincisi kayyum gaspının sona ermesi ve kayyum riskinin de ortadan bertaraf edilmesi. Üçüncüsü, Kanun Hükmünde Kararname’lerle işlerinden atılanlardan Barış Akademisyenleri’ne kadar hepsinin o hayat alanlarına, çalışma alanlarına, üniversitelerine dönmelerinin temini. Dördüncüsü özellikle hasta tutsaklar ve infazları uzatılan hükümlüler. Bu hiçbir şekilde yasa gerektirmiyor. Sadece İdare ve Gözlem Kurullarınının bu yönde telkin edilmesi gerekiyor. Kurulların yetkisi yasa çerçevesinde değildir. Adalet Bakanlığı’nın tüzüğüne yönergelerine bağlı bir şeydir. Bunun değiştirilmesi veya hasta tutsaklara dönük tutumun değiştirilmesi gibi çok basit adımlarla, bu güven arttırıcı adımların ilk işaret fişeğini görmüş oluruz.”
SÜRECİN YALNIZCA SİLAHSIZLANMAYA ENDEKSLENMESİ İŞİN DOĞASINA AYKIRI
Mızraklı, Kaplan’ın sürecin gelinen aşamada iktidar tarafından yalnızca silahsızlanmaya endekslenmesi üzerine sorduğu soru hakkında ise şu değerlendirmelerde bulundu:
“Eksik, yanlış, işin doğasına ve ruhuna aykırı.
Çatışma çözüm yöntemlerinde araçlardan bir tanesi veya safhalardan bir tanesi çoğu kez sonunda bile olsa bir tür silahsızlanma yani süreci illaki yaşanır.
Sayın Öcalan, PKK’ye silah dışı alana çekebilecek yegane kişi olduğu için onun bu konularda ikna olmuş olması ve onun verdiği kararlarla bunun gerçekleşmesi zaten esasında bir duruma işaret ediyor.
Meclisten çıkan çerçeve yasanın içeriğine bile bakıldığı zaman meselenin evet bir silahsızlanma boyutu var ama bir de Meclis Komisyonu raporunda altıncı, yedinci maddelerde dile getirilen başka boyutları var.
Meclis Komisyonu toplantı süreçlerinde toplumun değişik kesimlerinden sondajlamalar yapıldı, değerlendirmeler alındı. Oralarda siz hiçbiri hatırlıyor musunuz “Nasıl silahsızlanacaklar?” tartışması yürütüldüğünü. Bunun yolu yöntemi nasıl olacak konusu ağırlıklı değildi, çok az yer alma dışında hiç yer aldı mı? Hayır.
Asıl eksen neydi? Kürt sorunun demokratik çözümünde atılması gereken adımlar nelerdir? Sivil toplumun, akademiyanın, siyaset çevrelerinin bu işin mağdurlarının yani birçok çevrenin bu konudaki görüşleri, önerileri alındı.
Ama Komisyon raporunun 6. ve 7. madde dediğim gibi bir ihmal edilme adeta biraz arka plana düşürülme gibi bir durum var. Artı demin konuştuğumuz yani o yasal çerçeveye bile ihtiyaç duymayan yasa çıkartılmasına ihtiyaç duymayan atılması gereken adımlar var.
Şimdi bunların atılmaması, ısrarla atılmaktan kaçınılması da toplumda güven, yani sürece desteğin ötesinde güvenin pekişmesi açısından da ciddi bir hasar.”
ÖCALAN’IN STATÜSÜ
Mızraklı, programda Abdullah Öcalan’ın süreç kapsamında komisyonda yer alıp almayacağı ve İmralı’da inşa edilen yeni yapı ile ilgili yürütülen tartışmalar hakkında da değerlendirmelerde bulundu. Mızraklı, şunları söyledi:
Türkiye siyasetinin birçok hastalığı var da hani bile bile körleşmeyi anlamak mümkün değil. Yani 100 yıllık Cumhuriyet tarihinin bir sorunundan bahsediyoruz. 40 yıllık çatışmalı dönemin sona erdirecek bir durumdan bahsediyoruz. Bütün bu keramete ve ehliyete sahip yegane kişinin attığı adımla, verdiği kararla, belki bu arada yaşamını yitirebilecek binlerce cana mani olduğu gerçekliğini bir kenara bırakıyoruz. Böyle bir durum karşısında sıradan hükümlü, sıradan kişi muamelesi yapılması mümkün olamayacak birine, hele hele bütün bu adımların yarattığı değerlerden sonra bundan sonraki yaşanabilecek her türden ileri adımın Türkiye’deki yaşayan her yurttaş açısından çok daha olumlu çok daha nitelikli ve çok daha yaşanabilir bir ülke ortaya çıkaracağının herkes tarafından bilinmesine rağmen bunun adeta yani sürecin önüne adeta araç ilerlerken yerlere çiviler atmak kadar ahlaki olmayan bir tutum olduğunu görüyorum.
Ya istediğin kadar sen statü tarifi etme. Yani onu statüsünün ne olduğunu bu devlet çok iyi biliyor. Dünya çok iyi biliyor. E bütün bunlara rağmen yani bu bilinirliklere rağmen bunu torpillemeye çalışmak, bu ülke açısından bakılırsa, ülkeyi sevmek, yurtseverlik hangi kategori üzerinden alırsanız alın hiç de oralara sığacak bir durum değil.
YOLA KASİSLER KOYMAK AHLAKLI DEĞİL
Yola kasisler koymak, yola engeller koymak veya ortaya çıkmış durum üzerinden yani bi takım spekülatif zaman zaman şeyler önermeler yapmak çok değerli ve çok ahlaklı tutumlar değil.
Ev mi yapıldı, 250 metrekare mi yapıldı? Bu 86 milyon insanın insan için daha iyi bir gelecek vaat eden bir adım ise eğer oraya 250 metrekarelik değil isterseniz New York’taki Empire State gibi bir bina dikilse, ben hayır demem. Çünkü 86 milyonun bundan sonraki onlarca yüzlerce yılından bahsediyoruz, ortak gelecekten bahsediyoruz.
Şimdi böyle bir durumda siz eğer metraja takılırsanız, bu bir tür süreç karşıtlığı, biraz da esasında süreci zehirlemeye dönük tutum olarak algılanır.”
SELÇUK MIZRAKLI KİMDİR?
1963 yılında Urfa Siverek’te doğdu. İlk ve orta öğrenimini Eskişehir’de tamamlayan Mızraklı, tıp eğitimini Hacettepe Üniversitesi’nde aldı. Yozgat ve Ankara’da bir süre çalıştıktan sonra 1991- 1996 yılları arasında Dicle Üniversitesinde Genel Cerrahi uzmanlığı eğitimini tamamladı.
1996 – 2005 yılları arasında Diyarbakır Devlet Hastanesinde, 2005 – 2018 yılları arasında Diyarbakır’daki iki ayrı özel hastanede çalıştı. 1990’lı yıllardan itibaren Diyarbakır Tabip Odasında görev aldı. 2008-2010 yılları arasında Diyarbakır Tabip Odası Başkanlığı yaptı. 2006 yılında ise İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) üye oldu.
2018’deki genel seçimlerde HDP’den Diyarbakır Milletvekili seçilen Mızraklı, 2019’daki yerel seçimde aday olmak için milletvekilliğinden istifa etti.
MIZRAKLI’NIN TUTUKLANMASI VE YARGILAMA SÜRECİ
Mızraklı, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanlığı’na yüzde 62’nin üzerinde oyla seçildi.
İçişleri Bakanlığı, 19 Ağustos 2019’da Mızraklı’yı görevden alarak yerine kayyım atadı. Mızraklı, 21 Ekim’de gözaltına alındı, ertesi gün “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası” suçlamalarıyla tutuklandı.
Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Mart 2020’de Mızraklı’ya “örgüt üyeliği” suçundan 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası verdi. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi de Temmuz 2020’de cezayı onadı.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Aralık 2022’de kararı “eksik inceleme ve yetersiz gerekçe” nedeniyle bozdu ancak Mızraklı’nın tahliye talebini reddetti. Yeniden yargılama sonunda Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 29 Kasım 2023’te aynı cezaya hükmetti.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 9 Ekim 2024’te bu kez hükmü onadı ve ceza kesinleşti. Mızraklı’nın avukatları kararın ardından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapacaklarını açıkladı. Mızraklı’nın 2025’te açık cezaevine ayrılma ve denetimli serbestlikten yararlanma talebi de Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu tarafından reddedildi.
Kendisine verilen 9 yıl 4 ay 15 günlük hapis cezasının infazını tamamlayan Mızraklı, 8 Eylül’de Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliye oldu.







