Lokman Ergün
Ahmedê Gulîzarê yatağında doğrulunca, sırtına iki tane yastık koydular. Şiddetli bir öksürük krizinden sonra nefesi rahatladı, bir yudum su verdiler ardından. Gecikmiş bir sonbahar güneşi yansıyordu pencerelere, camlar biraz aralanmış, odadaki hava serinlemişti. Sırtına ince bir battaniye örttüler üşümesin diye.
“Bu vakitlerde kar yağmış olurdu dağlara. Bugün yarın düze de iner diye beklediğimiz zamanlardı bu günler” dedi, yorgun sesiyle. Odada beş-altı kişi, sessizce çay içerek onu dinliyorduk.
“Çok sürmezdi karın düze inmesi. Koyunları köyün yakınlarında henüz karla kaplanmamış yamaçlarda otlatır, gece ağıla kapatırdık bu vakitler, çünkü dışarda kurdun rızkını kesen bir soğuk olurdu. Ve ben erken inen akşamlarda, pencerenin önünde sigaramı sarar, dağlara bakardım. Bu soğuk gecede dağda kalanları, dağlara gidenleri düşünerek.






