Siyaset bilimci Dr. Arzu Yılmaz’a göre çerçeve yasa, Türkiye’deki sürecin ötesinde bölgesel güç dengelerini etkiliyor. Türkiye’nin Kürtlerle kurduğu ittifak Ankara’nın elini güçlendirirken, bu ittifakın gereğini yerine getirip getirmeyeceği bundan sonraki dönemin temel sorularından biri olacak.
HABER MERKEZİ- Türkiye’de çerçeve yasanın kabulü, Kürt meselesinin çözümüne ilişkin iç tartışmanın ötesinde Ortadoğu’daki güç dengelerine ilişkin yeni bir tabloyu da gündeme getirdi.
Jinha’dan Elif Akgül’e konuşan siyaset bilimci Dr. Arzu Yılmaz, Türkiye’nin Kürtlerle yakınlaşmasının artık yalnızca Ankara ile Kürtler arasındaki bir ilişki olarak okunamayacağını, bunun Türkiye’nin bölgedeki ağırlığını artıran bir ittifaka dönüştüğünü belirtti.
Yılmaz’a göre yaklaşık 1,5-2 yıl önce başlayan süreç ilk aşamada Çin’den ABD’ye kadar genel bir memnuniyet yarattı. Ancak süreç ilerledikçe tepkilerin özellikle Kürtlere yöneldiğini söyleyen Yılmaz, çerçeve yasa öncesinde Erbil’de başbakanlık konutuna yönelik saldırı ile İsrail’in İdlib’e düzenlediği saldırıyı da bu yeni güç mücadelesi içinde değerlendiriyor.
“Çünkü mevzu, Ömer Çelik’in de ifade ettiği biçimiyle, Kürtlerin ve Türklerin barışmasının ötesinde, Türkiye’nin aslında bölgede bir hegemonik güç olarak pozisyon almasına tekabül ediyor. Hal böyle olunca zaten halihazırda sert bir güç mücadelesinin sürdüğü bölgede diğer bölgesel güçlerin böyle bir Kürtlerin Türkiye ile, Türkiye’nin Kürtlerle hizalanmasına tepkisiz kalması beklenemezdi.”
“TÜRK BARIŞI” TARTIŞMASI
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Suriye, Irak ve Lübnan bağlamında kullandığı “Türk barışı” ifadesini de bu bölgesel tablo içinde değerlendiren Yılmaz, bunun yeni bir yaklaşım olmadığını belirtiyor.
Yılmaz’a göre bölgedeki merkezileşme politikası, IŞİD’in yenilgisinden ve hatta Arap Baharı sonrasından beri ABD’nin statükoyu korumaya dönük yaklaşımının parçası. Bahçeli’nin bu yaklaşımı tekrarlamasının ise ABD’nin Türkiye’ye biçtiği bölgesel rolle örtüştüğünü savunuyor.
Ancak Yılmaz, bunun “Türk barışı” olarak adlandırılmasına mesafeli. Suriye ve Irak’ın Arap coğrafyası olduğuna dikkat çekerek, bu ifadenin bölgenin demografik gerçekleriyle örtüşmediğini ve yeni gerilimleri tetikleyebilecek bir tarafı bulunduğunu söylüyor.
Üstelik bölgedeki mevcut gelişmelerin bir barış dönemine değil, çatışmaların sürdüğü bir döneme işaret ettiğini belirtiyor. Türkiye’nin Pakistan ve Suudi Arabistan’la imzaladığı savunma paktını da bu çerçevede değerlendiriyor. Yılmaz’a göre savaş koşullarında kurulan askeri ortaklıkların “barış pozisyonu” olarak tanımlanması için henüz erken.
ŞAM’DAKİ FOTOĞRAF NE ANLATIYOR?
Yılmaz, Kürtlerin yeni denklemdeki konumunu ise Suriye ve Irak üzerinden değerlendiriyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani’nin Şam ziyaretini, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sözünü ettiği “Kürt-Arap-Türk ittifakı”nın somut bir görüntüsü olarak nitelendiriyor.
“‘Şam ve Erbil nasıl tepki verdi?’ sorusuna cevaben, en yakın tarihte Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani’nin Şam’a yaptığı ziyareti gösterebiliriz. O fotoğraf, Erdoğan’ın ‘Kürt-Arap-Türk ittifakı’ dediği çerçeveye nihayetinde Kürtlerin de dahil olduğunun fotoğrafıydı, bana kalırsa.”
Ancak Yılmaz’a göre bu ittifakın kazançları taraflar açısından eşit dağılmış değil.
Türkiye açısından son 1,5 yılda silahların susması ve Kürtlerle ittifakın ilerlemesi, Ankara’nın bölgede “istikrarlı ülke” görüntüsünü güçlendirdi. Fakat Kürtler açısından aynı ölçüde bir kazanımdan söz etmek mümkün değil.
Suriye’de SDG’nin entegrasyonu tartışılırken YPJ’nin sürece dahil edilmemesi, Rojava’da siyasi parti kurulmasının önündeki hukuki ve siyasi engeller ve Serêkaniyê’de geri dönüşler sırasında yaşanan saldırılar, Yılmaz’ın dikkat çektiği başlıca sorunlar arasında.
İTTİFAKIN GEREĞİ ŞİMDİ SINANACAK
Yılmaz’a göre asıl mesele, çerçeve yasanın kabulünden sonra Türkiye’nin bu ittifakın gereğini nasıl yerine getireceği.
Erbil’de başbakanlık konutuna yönelik saldırı ile Rojava’da geri dönüşler sırasında Kürtlerin karşı karşıya kaldığı tehditlerin Ankara’nın tutumunu sınayacağını belirten Yılmaz, Türkiye’nin bundan sonraki pozisyonunun belirleyici olacağını söylüyor.







