Kemal Can
Çok sevilen slogan sözler var. Mesela Nazım Hikmet’in Adnan Menderes için yazdığı “hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu” dizesi gibi. “Şu olursa toplumsal patlama olur; bu olursa halk sokağa dökülür” iddiaları, hemen hemen hiç doğrulanmasa da -eskisi kadar sık olmasa bile- pek sevilen tehditler.
İktidarları halkla korkutmak eskiden daha popülerdi. Medya, “dördüncü güç” iddiasının, daha sonra da medya patronları kendi önemlerinin altını çizmekte bu temayı kullandı. Batı demokrasilerinden tercüme -ve bugün tam bir palavra olduğu anlaşılan- kamuoyu efsanesi, uzun yıllar boyunca siyasetçilerin birbirini korkutmak için müracaat ettiği bir enstrümandı.
Doğrulanmamış olmakla birlikte “halkın gazabı” varsayımı, azımsanmayacak ölçüde bir “ya olursa” endişesi de yaratıyordu doğrusu. Son yıllarda Türkiye’de dibine kadar inilmiş adaletsizlik, haksızlık ve yoksulluk vesilesiyle yine sık gündeme getirilmeye başlandı. Boş tencerenin iktidarları götüreceği lafını hatırlatanlar arttı. Biriken öfkenin, dayanılmaz hale gelen sıkıntıların ve özellikle gençlerin kaçıp gitmesinin altı çiziliyor. Halkın tepkisinden çekinildiği için, sorunlar konuşulmasın diye gündem değiştirme hamleleri yapıldığı yorumu hala pek revaçta.






