BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Ezberlerin ötesinde: Amedspor’la futbolu yeniden düşünmek – III

Ezberlerin ötesinde: Amedspor’la futbolu yeniden düşünmek – III
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

Zeyno BAYRAMOĞLU

31 Mart 1883’te Londra’daki Kennington Oval’da oynanan FA Cup finalinde karşı karşıya gelen iki takım, İngiliz futbolunun değişen toplumsal dünyasını da sahaya taşıyordu. Bir tarafta Old Etonians vardı. İngiltere’nin en seçkin okullarından Eton’ın eski öğrencilerinden oluşan takım kupanın son şampiyonuydu. Kadrosunda dönemin ayrıcalıklı sınıflarından gelen, iyi eğitimli, futbolu hayatlarını kazanmak zorunda oldukları bir meslek olarak görmeyen oyuncular bulunuyordu.

Karşılarında Lancashire’dan Blackburn Olympic çıktı. Blackburn, Sanayi Devrimi’nin büyüttüğü tekstil kentlerinden biriydi. Olympic’in kadrosunda dokumacılar, fabrika işçileri ve zanaatkârlar vardı. Futbol tarihçisi Tony Mason’ın da dikkat çektiği gibi takımın yapısı, İngiliz futbolunun toplumsal tabanındaki değişimi neredeyse bir fotoğraf gibi gösteriyordu. Futbol public school’ların ve üniversite çevrelerinin dünyasından taşmış, sanayi kentlerinin gündelik hayatına yerleşmeye başlamıştı.

Blackburn Olympic maçı uzatmada 2-1 kazandı. FA Cup ilk kez kuzeye, işçi sınıfıyla güçlü bağları olan bir kulübe gidiyordu. Sonradan bu final, futbolun aristokratlardan işçilere geçtiği anlardan biri gibi anlatıldı. Tarih kuşkusuz bu kadar düz ilerlememişti. İngiltere’de farklı oyun gelenekleri vardı; sanayi kentlerinde işçilerle birlikte küçük esnaf, memurlar ve yerel girişimciler de futbolun gelişiminde rol oynadı. 1883 finalini tek başına bir sınıf devrimi saymak güç, fakat o maç futbolun içinde büyüyen bir çelişkiyi iyice görünür hale getirmişti.

O yıllarda İngiliz futbolunu yöneten çevrelerde amatörlük güçlü bir idealdi. Futbol para için oynanmamalıydı; oyuncuya yapılan ödemenin oyunun ruhunu bozacağı düşünülüyordu. “Centilmen” spor anlayışının önemli parçalarından biri buydu. Lancashire’daki bir dokumacının hayatından bakıldığında tablo değişiyordu. Hafta boyunca çalışan futbolcunun antrenman yapması, deplasmana gitmesi, maç günü işinden uzak kalması gerekiyordu. Başka bir kentten gelen oyuncunun yaşayacak bir yere ve işe ihtiyacı vardı. Blackburn Olympic’in oyuncuları final öncesinde hazırlanabilsin diye yerel fabrikalarda para toplandığı, işverenlerin futbolculara izin verdiği, takımın birlikte antrenman yaptığı biliniyor.

Futbolcuya para vermemek oyunu gerçekten herkese açıyor muydu? Parasız oynayabilmek için parasız oynayabilecek bir hayata sahip olmak gerekiyordu. Amatörlüğün “saf futbol” iddiası kendi sınıfsal çelişkisiyle burada karşılaşıyordu. Profesyonellik de çelişkisiz değildi; emeğiyle yaşayan insanların futbolda kalmasını mümkün kılıyor, oyunun giderek büyüyen bir ekonomik alana dönüşmesinin yolunu açıyordu.

İngiltere Futbol Federasyonu 1885’te profesyonelliği resmen kabul etti. Ardından lig geldi, seyirci sayıları büyüdü, kulüpler gelir elde etmeye başladı. Futbol birkaç on yıl içinde kitlelerin hayatına yerleşti; işçi sınıfı onu mahallesinin ve kentinin parçası haline getirdi. Oyunun toplumsal tabanı genişlerken kulüplerin içindeki karar gücü aynı ölçüde toplumsallaşmadı. Futbol halkın oyunu olurken, halk kulübün neresindeydi?

Aradan yüz kırk yıldan fazla zaman geçti. Diyarbakır’ın tarihsel koşullarıyla 19. yüzyıl İngiltere’sinin koşulları bambaşka. Yine de futbolun eski sorularından biri bugün Amedspor’un önünde başka bir biçimde duruyor. Bu dizinin ilk yazısında Amedspor’un önündeki dönemi “temsilden inşaya” geçiş olarak tarif etmeye çalışmıştım. Temsil, “Biz buradayız” diyebilmekti. İnşa ise daha zor bir soruyu önümüze getiriyordu: Burada ne kuracağız?

Amedspor’un bugün taşıdığı anlam, yıllar içinde seyirci sayısını artırmış sıradan bir kulüp hikâyesiyle açıklanamaz. Bu kulübü taşıyan insanlar biber gazı yedi, dövüldü; taraftarları ters kelepçeyle gözaltına alındı, takım ve yöneticiler saldırıya uğradı. Kimi zaman tribünlerde Kürtlerin yakın tarihinin en karanlık sembolleriyle karşılaştılar. Buna rağmen insanlar o formayı giymeye, takımlarının peşinden gitmeye devam etti. Futbolcular, başkanlar ve yönetimler değişti; kulübün taşıdığı toplumsal anlam büyüdü.

Bugün tribünleri dolduran, formasını alan, başka kentlerden ve ülkelerden maçlarını takip eden geniş bir topluluk varsa Amedspor’un ekonomik değer de taşıyan ismini ve görünürlüğünü bu tarihten ayırmak mümkün değil. Mali kaynakları yönetimler bulabilir, sponsorlarla görüşmeleri yürütebilir, transfer kararlarını profesyoneller verebilir. Kulübün bugün ekonomik değere dönüşen toplumsal anlamı ise herhangi bir yönetim döneminden daha eski; bu anlamı Amedspor kendi başına icat etmedi, toplum ona yükledi.

Süper Lig’le birlikte kulüp başka bir ölçeğe geçiyor. Gelirler ve transfer bütçeleri büyüyecek, daha güçlü bir altyapıya ve profesyonel bir organizasyona ihtiyaç olacak. Geçmişin amatörlük tartışmasına dönüp “para futbolu bozar” demek kolay; Blackburn’ün dokumacıları bunun ne kadar eksik bir cevap olduğunu yüz kırk yıl önceden gösteriyor. Tartışılması gereken, ekonomik güç büyürken karar gücünün nerede birikeceği.

Bir kulübe daha fazla kaynak sağlayanın daha fazla söz hakkına sahip olmasını doğal kabul edebiliriz. Profesyonelleşme ilerledikçe kararların dar bir çevrede toplanmasını da kaçınılmaz sayabiliriz. Bunların hiçbiri futbolun değişmez kuralı değil. “Ezberlerin Ötesinde Amedspor’la Futbolu Yeniden Düşünmek” derken biraz da bu kabulleri kurcalamayı kastediyoruz.

İkinci yazıda “Bizim futbolumuz ne?” diye sorarken sahaya on bir Kürt futbolcu çıkarmayı bir futbol kültürü olarak tarif etmemiştik. Kendi futbolumuzu aramak, nasıl oynadığımızı ve çocukla nasıl ilişki kurduğumuzu yeniden düşünmeyi gerektiriyordu. Yönetim meselesinde de kimlik tek başına hazır bir cevap vermiyor.

Amedspor’un Kürt halkının tarihsel ve kültürel hafızasından doğması bu kulüp hakkında çok şey anlatıyor. O hafızanın kulübün kurduğu ilişkilere nasıl yansıyacağı ise ayrıca düşünülmek zorunda. Kürt kimliğinin görünürlüğü bu soruya kendi başına cevap vermiyor. Amedspor’un farkını, Türkiye futbolunun içinde Kürt kimliğiyle başarılı olmanın ötesinde, kurduğu ilişkilerde de aramak gerekiyor.

Toplumun yıllarca taşıdığı bu büyük değer kulübün geleceğinin oluşmasında nasıl bir karşılık bulacak? Üye kim olacak, kararların oluşmasına kimler katılacak? Ekonomik katkı sağlayanların ağırlığı nerede başlayıp nerede bitecek; profesyonel bilgi ile toplumsal denetim nasıl yan yana yaşayacak? Bunlar bugünkü bir yönetimin sınırlarını aşan, Amedspor’un on ya da yirmi yıl sonra nasıl bir kulüp olacağını ilgilendiren sorular.

Yönetimler değişir, kulüp büyür, etrafındaki ekonomik ve toplumsal ilişkiler de dönüşür. İlk yazıda şöyle demiştim: “Bir kulüp, temsil ettiği toplumu yalnızca yansıtmaz; onu hangi ilişkiler içinde bir araya getirdiğiyle yeniden biçimlendirir.” Şimdi o cümlenin yönetim tarafına bakmamız gerekiyor.

Başka türlü bir futbolun mümkün olduğunu düşünüyorsak, kulübün kendi içindeki karar alma biçimlerini, söz ve sorumluluğun nasıl paylaşıldığını da aynı cesaretle yeniden düşünmek zorundayız.

Ezberlerin ötesinde: Amedspor ile futbolu yeniden düşünmek

Amedspor ile futbolu yeniden düşünmek- II | Bizim futbolumuz ne?

Zeyno BAYRAMOĞLU kimdir?

Zeyno Bayramoğlu, futbolu yalnızca sahada oynanan bir karşılaşma olarak değil; toplumsal, siyasal ve kültürel çatışmaların görünür olduğu bir alan olarak ele alan yazılar kaleme alır. Yazıları daha önce Gazete Duvar ve Yeni Yaşam Gazetesi gibi mecralarda yayımlandı.

Taraf-Der’in kurucularından olan Bayramoğlu, Passolig karşıtı mücadelenin içinde aktif olarak yer aldı.

Benzer Haberler

95 kişi gözaltına alındı

Fon soruşturmasının ardından forex operasyonu

Başakşehir’de okul önünde bıçaklı saldırı 

1 öğrenci yaşamını yitirdi, 7 öğrenci yaralı

AKP’den fon tasfiyesi için kanun teklifi

Cevdet Yılmaz Meclis'i bilgilendirecek

Tutuklanan Vahap Seçer’den mesaj:

'Bu müdahaleyi kabul etmiyorum'

Erdoğan akademik yıl açılışında konuştu:

'Hedefimiz ilk 100 üniversite sıralamasına girmek'

CHP grup toplantısı

Kılıçdaroğlu: Mehmet Şimşek istifa etmeli

Meclis’e ‘İzleme Komisyonu’ çağrısı

Bakırhan: Kurul, Öcalan’ın koordinatörlüğünde çalışmaya başlamalıdır