Kürt meselesi tarihi bir eşikte: Çerçeve yasa, Meclis’ten geçti ve bundan sonraki adımların meselenin demokratik değişim ve dönüşümüne sağlayacağı katkıya dair güçlü bir beklenti oluşmuş durumda. Eleştirilerin odağında geçmişle yüzleşme-hakikat ve adalet odaklı tek bir sözcüğün kullanılmamış olması var. 90’lı yıllarla yüzleşilmesi, adalet taleplerinin karşılanması ve mağduriyetlerin giderilmesi isteniyor. Onlardan biri de Digor Katliamı.
GÜLER YILDIZ
“Evlendikten 11 yıl sonra bir kızım oldu ve ismini Selvi koydum. Kızım doğduğunda, ilk dişi çıktığında, bana ilk su getirdiğinde onun için bir kurban adadım. Benim kızıma olan sevgim bu bölgede dillere destandı. Katliamın sabahı kızıma rengarenk ve en güzel elbiseleri giydirdik ve alana gittik. Kızım benden ayrılarak yürüyüşün en önüne geçti ve bir anda ateş açıldı. Yürüyüşteki herkes sağa sola koştururken ben yürüyüşün en önüne doğru koşuyordum. Çünkü kızım en öndeydi ve onu kurtarmak istedim. Ama kızım orada katledilmişti. Kızımı o kadar çok seviyordum ki doğan torunuma onun adını verdim ama torunuma kızımın hikayesini hiç anlatmadım üzülmesin diye.”
Mirza Çağdavul, Mezopotamya Ajansı’ndan Dindar Karataş’a 2020 yılında böyle konuşmuştu.
Kızı Selvi Çağdavul, 13 yaşındaydı daha.
Ve kendisi gibi 7’si çocuk 17 kişi katledildi o gün.
Benzer tüm davalarda olduğu gibi aradan geçen onlarca yıldan sonra bekledikleri “adalet” kapılarını bir türlü çalamamıştı.
ADIYLA ÇAĞIRMAK LAZIM HER ŞEYİ, EĞER BİR AD KONMUŞSA TABİ
Sadece 1 gün sonra 15 Ağustos’ta PKK’nin “hamle” dediği “ilk kurşun” eylemi gerçekleşecekti. Bundan habersiz Kars’ın Digor ilçesine bağlı 20 köyün halkı, koruculuk dayatması, ev baskınları, işkencelere “yeter” deyip sokağa çıkma kararı aldı. Hak talepli barışçıl bir yürüyüştü: Digor’a gideceklerdi, orada eylem yapacaklardı ve seslerini “devlet”e duyuracaklardı.
Oysa “devlet” onları yolda bekliyordu.
3 koldan başladı yürüyüş. Bir araya geldiklerinde Digor’a 2 km kalmıştı. Derken önleri kesildi askerler ve özel harekat polislerince. Tanıklıklardan kendilerine “geri dönün, vazgeçin” diyen oldu mu bilinmez. Hafıza kalan, askeri ve özel harekatçıları görmeleriyle yaylım ateşine tutulmalarının aynı dakikada gerçekleştiğiydi.
Yaylım ateş başladığında aralarında 13 yaşındaki Selvi’nin de olduğu 6’sı çocuk 17 kişi orada öldü: Süleyman Taş, Faruk Aydın, Kıyasetin Çalışçı, Tutiye Talan, Zarife Boylu, Necla Geçener, Gücan Çağdavul, Hasan Çağdavul, Nurettin Orun, Cemil Özvariş, Suna Çidamal, Erdal Buğan, Yeter Kerenciler, Zeynet Çağdavul, Fatma Farlak ile Tuncer Hacıoğulu…
63 kişi yaralandı. Yüzlerce kişi ezilme tehlikesi geçirdi.
Hastaneler doldu, ağır yaralılar vardı ve kan isteniyordu. Hastane içinde kan verilmesi engellendi.
“Ölsünler” deniyordu…
Kendisi de Digorlu olan SHP-HEP’in Şırnak Milletvekili Mahmut Alınak’a ulaşıp olayı anlattılar. Durum vahimdi. Alınak, milletvekilleri Ali Yiğit, Selim Sadak, Sırrı Sakık, Muzaffer Demir ile birlikte vakit kaybetmeden yola çıktı.
VALİ: PKK ATEŞ AÇTI
Alınak önce halkı dinledi. Sonra Kars Valisi’ni…
Vali’ye göre halk, Zıbini Köyü’nden Digor’a yürüyüş yapıyor. PKK ateş açıyor, güvenlik güçleri karşılık veriyor. Bu kadar.
Alınak’ın görüştüğü sivil insanlar ise özel timlerin kalabalığın üstüne doğrudan ateş açtığını ve ölümlerin bu şekilde gerçekleştiğini anlatıyordu.
RAPORUN YOLCULUĞU
Alınak ve arkadaşları olayla ilgili detaylı bir rapor hazırlayarak dönemin Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk’a sundu.
Cindoruk raporu Adalet Bakanlığı’na gönderdi.
Bakanlık da Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.
Olayın hemen ardından, 15 Ağustos’ta katledilenlerin aileleri de Digor Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu.
Polisler Kars Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı olduğu için bu başvuru da Kars Cumhuriyet Başsavcılığı önündeydi.
3 yıl hazırlık soruşturmasından sonra 22 Nisan 1996’da 8 özel harekat polisi (Tuncay Yasa, İsmail Yıldız, Mustafa Demir, Yunus Alper, Sezai Özyurt, Atila Yıldız, Suat Kaymak ile Sıraç Birol) hakkında “kasten öldürmek” ve “kasten öldürmeye teşebbüs” suçlarından dava açıldı.
Sanık polisler savunmalarında önce kitle içinden ateş edildiğini ve kendilerine roket atar fırlatıldığını iddia etti.
Olay yerinde yapılan incelemede, özel harekatçıların kullandığı silahlara ait boş kovanların dışında hiçbir şey bulunmamıştı oysa.
Ve Emniyet’in olay günü ve anına dair kendi çektiği videolar vardı ancak bu video kasetler de davadaki kesin hükme etki etmedi.
Yıllar süren 40’ı aşkın duruşmanın ardından 24 Şubat 2006’da çıkan kararda mahkeme, fail polisler hakkında “meşru müdafaa” iddiasıyla beraat kararı verdi.
Adil yargılanma hakkı ihlal edilmiş, yargılama süresi uzatılmış ve barışçıl bir eylemde yaşam hakkı ihlal edilmişti.
AİHM TÜRKİYE’Yİ TAZMİNATA MAHKUM ETTİ
İç hukuk yollarının tükenmesiyle ailelerden 7’si “yaşam hakkı ihlali”, “etkin soruşturma yürütülmemesi” ve “uzun yargılama” nedeniyle başvurduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’ye tazminat cezası verdi.
Diğer ailelerin AİHM’deki davaları ise hala sürüyor.
Ve sanık polislerin yeniden yargılanması talep edilse de bugüne dek bir karşılık verilmiş değil.







