Tuncay DOĞAN
Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed, bugün Şam’da Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara ve Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile görüştü.
Bu satırları yazarken aklımdan ilginç bir düşünce geçti.
Belki de Mazlum Abdi ile İlham Ahmed’i, bugün taşıdıkları unvanlarla Şam’da son kez görüyoruz.
Bu cümle ilk bakışta iddialı gelebilir. Ancak uzun süredir devam eden temaslar, tarafların attığı adımlar ve sahadaki değişim birlikte değerlendirildiğinde bunun hiç de uzak bir ihtimal olmadığını düşünüyorum.
Çünkü Suriye’de artık yeni bir dönemin kapısı aralanıyor.
Uzun zamandır kamuoyunun “29 Ocak Anlaşması” ya da “entegrasyon süreci” olarak bildiği müzakerelerin özü aslında oldukça basit.
İç savaştan çıkmış, devlet kurumları büyük ölçüde çökmüş, toplumsal dokusu parçalanmış bir ülkede yeniden ortak bir devlet inşa edilmeye çalışılıyor.
Bu devletin nasıl olacağı elbette aylardan sonra da tartışmalı.
Merkeziyetçi mi olacak?
Yetkileri yerellere devreden daha esnek bir model mi kurulacak?
Eşit yurttaşlık gerçekten anayasal güvenceye kavuşacak mı?
Bütün bunların cevabı henüz net değil.
Ancak netleşen bir gerçek var:
Silahlı ve sivil kurumların artık devlet yapısı içinde yeniden tanımlanması hedefleniyor.
İlk adım askeri alanda atıldı zaten.
On binlerce savaşçıdan oluşan Demokratik Suriye Güçleri, kendi başına bağımsız bir askeri güç olarak kalmak yerine, Suriye Savunma Bakanlığı bünyesinde dört tümen halinde örgütlenmeyi kabul etti.
Bu, basit bir koordinasyondan ziyade fiilen devlet ordusunun parçası haline gelmek anlamına geliyor.
Tanınmış DSG komutanlarından Sipan Hemo’nun Savunma Bakan Yardımcısı olarak bu yapının başına getirilmesi de entegrasyonun sembolik değil, kurumsal olduğunu gösteriyor.
Aslında benzer bir dönüşüm iç güvenlik alanında da yaşanıyor.
Yıllardır Rojava’nın günlük güvenliğini sağlayan Asayiş güçleri artık valilikler ve yerel idareler üzerinden İçişleri Bakanlığı sistemi içinde görev yapmaya hazırlanıyor.
Trafikten nüfus hizmetlerine kadar birçok alan devlet mekanizmasının parçası haline geliyor.
Bütün bunlar yaşanırken şu soruyu sormamak mümkün değil:
Askeri gücü devlet ordusuna, iç güvenliği devletin idari yapısına entegre olmuş bir Özerk Yönetim eski haliyle varlığını nasıl sürdürebilir?
Bugün birçok kişi tartışmayı coğrafya üzerinden yürütüyor.
“O bölge korunacak mı?”
“Sınırlar değişecek mi?”
Oysa yeni dönemin asıl tartışması haritalar değil, kurumlar olacak.
Belki de geleceğin özerkliği, coğrafi değil kurumsal özerklik biçiminde şekillenecek.
Yani devletin dışında duran alternatif kurumlar yerine, devletin içinde yer alan; ancak kendi yönetim anlayışını, yerel temsilini ve demokratik mekanizmalarını koruyan yeni bir model ortaya çıkabilir.
Bunun anlamı şudur:
Özerk Yönetim’in bugünkü kurumsal formu işlevini tamamlamış olabilir.
Yeni Suriye’de aynı isimle ve aynı statüyle devam etmesi giderek zorlaşıyor.
Bu nedenle resmi olarak da kendisini feshetmesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Aynı durum DSG için de geçerli.
Çünkü DSG’nin kendi kurumsal kimliğini koruyarak devlet dışında varlığını sürdürmesi gerçekçi görünmüyor.
Buna karşılık yapısını bütünüyle tasfiye etmek yerine, kendi kadrolarını, komuta deneyimini ve kurumsal hafızasını devlet ordusuna taşıması çok daha akılcı bir strateji olarak öne çıkıyor.
Kadın askeri yapılanmaları açısından ise tablo daha karmaşık.
YPJ, yalnızca askeri bir birlik değil; aynı zamanda kadın özgürlük mücadelesinin sembollerinden biri.
Fakat yeni devlet yapılanması içinde kadınlardan oluşan bağımsız askeri birliklerin resmi statüsü henüz kabul edilmiş değil.
Bu nedenle YPJ’nin geleceği de entegrasyon sürecinin en hassas başlıklarından biri olmaya devam ediyor.
Eğer DSG kurumsal kimliğini sona erdirirse, YPJ de bundan bağımsız kalamayacaktır.
Bütün bu dönüşüm yaşanırken bana göre asıl büyük değişim siyasette olacak.
Güvenilir kaynaklardan edindiğim bilgilere göre, son dönemde özellikle Mazlum Abdi’nin Avrupa temaslarında bu dönüşüm modeli ayrıntılı biçimde ele alındı.
Taraflar arasındaki görüşmelere eşlik eden ve sürecin garantörlüğünü üstlenen Batılı aktörlerin de, uzlaşmayı kolaylaştıracak bir siyasal formül üzerinde yoğunlaştıkları ifade ediliyor.
İşte tam bu noktada yeni bir siyasi parti seçeneği gündeme geliyor.
Edindiğim izlenim, bu partinin yalnızca Kuzey ve Doğu Suriye’yi temsil eden bir yapı olmayacağı yönünde.
Tam tersine, bütün Suriye’yi hedefleyen yeni bir demokratik siyasal hareket inşa edilmek isteniyor.
Merkezinde Mazlum Abdi’nin bulunduğu; Rojava siyasetinden tanıdığımız pek çok ismin yer alacağı; ancak yalnızca Kürt kentlerine değil, Şam’a, Tartus’a, Lazkiye’ye, Suveyda’ya, Humus’a ve Deyrizor’a kadar uzanan ülke çapında bir örgütlenmeyi hedefleyen yeni bir siyaset…
Eğer böyle bir adım atılırsa, bu yalnızca yeni bir parti kurulması anlamına gelmeyecek.
Rojava deneyiminin ilk kez bütün Suriye ölçeğine taşınması anlamına gelecek.
Bence tam da burada tarihi bir süreçle karşı karşıyayız.
Rojava, on yılı aşkın süre boyunca savaşın ortasında kendi kurumlarını oluşturdu.
Kadın temsili, yerel demokrasi, çok kimlikli yönetim, halk meclisleri gibi deneyimler geliştirdi.
Ancak bütün bu deneyim yalnızca kuzeydoğuya sıkışıp kalırsa zaman içinde etkisini kaybedebilir.
Asıl mesele bu birikimi Suriye’nin geneline taşıyabilmektir.
Çünkü bugün ülkede ciddi bir demokratik muhalefet boşluğu bulunuyor.
Dürziler var.
Aleviler var.
Seküler Araplar var.
Süryaniler, Hristiyanlar ve diğer toplumsal kesimler var.
Hepsinin ortak sorusu aynı:
Yeni Suriye nasıl demokratikleşecek?
Bu soruya güçlü bir siyasal cevap verebilecek geniş tabanlı demokratik bir hareketin oluşması, belki de Rojava’nın bugüne kadarki en büyük siyasi başarısı olabilir.
Yazının başına döneyim.
Belki gerçekten de Mazlum Abdi’yi DSG Genel Komutanı olarak son kez görüyoruz.
Belki de İlham Ahmed’i Özerk Yönetim’in Dış İlişkiler Sorumlusu unvanıyla son kez izliyoruz.
Yakın gelecekte aynı isimleri bambaşka görevlerde görebiliriz.
Mazlum Abdi, ülke çapında örgütlenen yeni bir siyasi hareketin genel başkanı olarak…
İlham Ahmed ise Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı ya da merkezi devlet içinde farklı bir görevde…
Eğer süreç bu yönde ilerlerse ortadan kalkacak olan yalnızca bazı kurumların isimleri olacaktır.
Asıl mesele ise kurumların yaşaması değil, temsil ettikleri fikrin yaşayabilmesidir.
Belki de Rojava’nın gerçek başarısı, kendisini sonsuza kadar korumakta değil; kendi deneyimini bütün Suriye’ye taşıyabilmesinde yatacaktır.
Ve belki de tarih, bugün yaşanan dönüşümü bir son olarak değil, başka bir başlangıç olarak yazacaktır.







