BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Munzur Festivali 2. gününde:

Kitaplara el kondu

Munzur Festivali 2. gününde:

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında kitap satışı yapan Ceylan Yayınları ve Peri Yayınları kitaplarına savcılık kararıyla polis tarafından el konuldu.

HABER MERKEZİ – Bu yıl 24’üncüsü Bu yıl “Hafıza ve Özgür Yaşam İçin Doğamıza, Dilimize, Kültürümüze ve İnancımıza Sahip Çıkıyoruz” sloganıyla düzenlenen Munzur Kültür ve Doğa Festivali ikinci gününde devam ediyor.

KİTAPLARA EL KONDU, YAYINEVİ ÇALIŞANLARI EMNİYETE GÖTÜRÜLDÜ

Festival etkinlikleri kapsamında Sanat Sokağı’nda kitap satışı yapan Ceylan Yayınları ve Peri Yayınları kitaplarına savcılık tarafından gönderilen talimat doğrultusunda ‘içeriğe bakılacak’ denilerek el konuldu.

Ceylan Yayınları görevlisi Nihat Göktaş ve Peri Yayınları çalışanı Emir Han da ifade için emniyete götürüldü.

KADIN MÜCADELESİ TARTIŞILDI

Öte yandan festival kapsamında “Dünden bugüne kadın mücadelesi ve Dersim” başlığıyla panel düzenlendi. Moderatörlüğünü DEM Parti Dersim İl Eşbaşkanı Hümeyra Tosun Yeğin’in yaptığı panelde, TJA aktivisti Sebahat Tuncel, Gazeteci Kibriye Evren ve Nilüfer Akdağ konuşmacı olarak yer aldı.

Dersim halkının tarih boyunca farklı katliamlara uğradığını belirten Kibriye Evren, kadınların komünal örgütlenmeye ihtiyacı olduğunu dile getirdi. Evren, “Sıdıka Avar, Kürt kadını asimile etmek için bir misyoner olarak Dêrsim’e gönderilip kız çocuklarını alıp Elazığ da okutarak ‘medenileştirmek’ istediğini söyleyerek asimilasyon politikası ile yüz yüze bıraktı. Munzur Üniversitesi bir eğitim ocağı ancak üniversitede yapılmak istenen fuhuş, kadın katliamı özel savaş politikaları ile uzman çavuşların üniversitede yer alması gibi durumlar söz konusu. Gülistan Doku’nun neden katledildiğine dair çalışmalar yapılıyor. Bu politikaya karşı biz kadınların ses çıkarması ve buna karşı örgütlenmesi lazım” ifadelerine yer verdi.

Nilüfer Akdağ da Dersim katliamında kadınların nasıl hedef alındığını hatırlatarak o günden bu güne kadınların hangi alanlarda nasıl mücadele ettiğinin tarihsel süreçlerine dair aktarımlarda bulundu.

‘KADINLAR SÜREÇTE ÖNCÜ OLACAK’

Sebahat Tuncel; Gülistan Doku, Rojwelat Kızmaz ve Rojin Kabaiş şahsında katledilen kadınları anarak başladığı konuşmasında “Kadınlar olarak biz barış mücadelesi verirken hem erkek egemene karşı hem de erkek egemenin varlığını sürdürmek istemesiyle açtığı savaşa karşı bir mücadele yürütüyoruz. Erkek egemen kadının varlığına kast etmiş, yoksa her gün bu kadar katliam normal mi, kabul edilemez. Burada sorun kadın sorunu değil, erk ve iktidar sorunu. Bu erk sistemi nasıl buraya kadar geldi, bu sadece kadınların sorunu değil erkeklerin de sorunu erkek yoldaşlarımız da bu mücadelede nasıl yer alacağını konuşacak, tartışacak. Kürt sorunu da Kürt sorunu diye değil, Kürt halkının haklarını almak için verdiği mücadele olarak tanımlanmalı, bizler sadece kadın özgürlüğünden bahsetmiyoruz bir bütünen halkın özgürlüğü için mücadele ediyoruz. Biz bu süreçte kadınlar olarak öncü olacağız, erkekleri de davet ediyoruz, kabul ediyor musunuz? Onun için erkeklerin önce erkeklikten istifa etmesi, kadınların da klasik kader anlayışından istifa etmesi lazım. Özgür eşit yurttaşlıkla başlayacağız. Erkeklikten kurtulmak kolay değil, o yüzden bu devrim önemli. Erkeklerin kadın erkek eşitliğine inanması, her türlü baskıya karşı hayır diyen bir toplumsallığı sağlamamız lazım” dedi.

‘HEP BİRLİKTE GELECEĞİ ÖRELİM’

Sebahat Tuncel konuşmasında son olarak şu ifadelere yer verdi: “Gençler siyasete katılacağına dağa gitsin diyen zihniyetin üründür. Biz bu dağların her yerini ovasını barış yuvası yapalım demiyorlardı. Siz Kürt gençlerini Kürdistan coğrafyasını yozlaştırsanız batıyı da yozlaştırırsınız. Devlet sadece kendini çürütse bize ne demiştik ama halkları da çürütüyor. Bu çürümüşlüğün ortadan kalkmasının nedenlerinden biri de kadın mücadelesi. Önümüzdeki dönem bizim için yeni bir mücadele süreci başlıyor. Biz erkek egemen sistemini bizi nasıl nefessiz bıraktığını biliyoruz, bu sadece bizi değil erkekleri ve toplumu da nefessiz bırakıyor. Bizler buna itiraz ediyoruz, biz insanlar olarak, kadınlar olarak başka hayat istiyoruz. Mücadele etmek, yan yana gelmek örgütlenmemiz gerekiyor. Devlet en nihayetinde yoğunlaştırılmış şiddet aracıdır, o daha çok adaleti sağlamak değil toplumu yönetmek ister o yüzden biz devleti zorlayacağız. Erkek egemen sistemden beklenti içinde olmak değil onu değiştirmemiz gerekiyor, biz bu sistemi beğenmiyoruz, değiştireceğiz. Barış ve Demokratik toplum süreci bize nefes aldıracak bir süreç. Mücadelemizde yeni bir dönem başlıyor, yeni kazanımlar için bir yol açılıyor. Yeni bir başlangıç var, bu başlangıca var mıyız? Hep birlikte geleceği örelim.”

‘UNUTMA’

Festivalin 2’nci gününde “Dilini, itikatini ve yolunu unutma” başlığıyla düzenlenen panelde de Alevilerin dili, inancı ve kültürleri üzerindeki asimilasyon politikaları tartışıldı.

Moderatörlüğünü Dersim Araştırma Merkezleri’nden Yazar Selman Yeşilgöz’ün yaptığı panelde Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dil, Kültür ve Sanat Komisyonu eşsözcüsü Cemile Turhallı ve Araştımacı-Yazar Turabi Saltuk konuşmacı olarak katıldı.

Dersim coğrafyasında inancın kendisini nasıl var ettiğini anlatan Turabi Saltık, tarih boyunca Dersim coğrafyasına yönelik çok sayıda saldırı olduğunu söyleyerek şöyle konuştu:

“Osmanlı’dan başlayan saldırılarla birlikte inancımız ve itikadımız yok sayıldı. Aleviler inkar edildi. 600 yıl Osmanlının şeriat kapısına aleviler gitmedi. Kendi dar ve didarlarını yürüttü. Ocaklar üzerinden kendilerini var ettiler. Ocaklar ve Alevi toplumu soykırıma tabi tutuldu. Alevilerin birçok yere dağılmasıyla birlikte ocaklar da dağılmaya başladı. Aleviler dünyaya dağıldılar, siyasal iktidarlara çatışma haline girdiler. Bununla birlikte cemlerimizde de farklı isimlendirmeler oldu. Bugün pek çok insanımız cemleri kendilerine göre düzenliyor” dedi.

‘ASİMİLASYONU DURDUMA NOKTASINDA BİZE GÖREVLER DÜŞÜYOR’

Cemile Turhallı, itikat, doğa ve dilin Kürt coğrafyası için önemine vurgu yaparak insanın kendini tanınmasını doğayla birlikte yaptığını söyledi. “Gelinen aşamada dilimizi inancımızı ve doğamızı elimizden almak istiyorlar” diyen Cemile Turhallı, “İtikat ve dilin arasında önemli bir ilişki var. Cumhuriyetin kuruluşunda bütün halkları homojen etmeye çalıştılar. Bu bir devlet mühendisliğidir. Dilin kaderi milletimizin kaderidir. Bizim kültürümüz dille bir sonraki nesle aktarılıyor. Dil meselesini tekçi devlet çok iyi anlamış. Dilin asimilasyonu üzerine iyi çalışmışlar. Sıdıka Avar’dan çok bahsediliyor. Sıdıka Avar, Kürt kızlarına ‘size medeniyet getireceğiz’, ‘Kürt kızlarına eğitim verelim medeni olsun’ diyor. Okullar açarak o okullarda asimilasyon çalışmalarına başlıyor. ‘Medeniyet getireceğiz’ diyerek asimilasyonu getirdiler. Dilin asimilasyonunu durdurma noktasında bize görevler düşüyor. Bizim doğamızı koruduğumuz kadar dilimizi de korumamız gerekiyor” diye konuştu.

‘ASİMİLASYON POLİTİKALARI HİÇBİR ZAMAN BİTMEDİ’

Daha sonra söz alan Mustafa Aslan, asimilasyon politikalarının bu topraklarda hiç bitmediğini söyledi. Soykırım yaşayan Alevilerin bilinçli olarak başka inançların ve kültürlerin yaşadığı bölgelere yerleştirildiğini söyleyen Aslan, “Bu şekilde bizi kültürümüzden ve inancımızdan uzaklaştırdılar. Soykırımlar sonrası Türkiye Cumhuriyeti Madımak’ ta yaptığı katliam sonrası bu kültürü bu topraklardan bu şekilde sökemeyeceğini anladı ve Aleviliği Alevilerle asimile etmeye başladı. Farklı inançlardaki ritüelleri bizim inancımızın içine koymaya çalışıyorlar. Devlet zihniyetinin inancımızın üzerindeki asimilasyon politikalarının hiçbir zaman bitmediğini biliyoruz. Buna karşı Alevi kurumlarının mücadelesi tek başına yetmediğini bilmek gerekiyor. Çünkü karşımızdaki devlet aygıtıyla tek başımıza mücadele edilemeyeceğini bilmemiz gerekiyor. Şu anda Alevilere karşı kullanılan dil Osmanlı’nın son dönemlerde Alevilere karşı kullandığı dille aynı. Buna karşı dikkatli olmamız lazım” sözlerini kullandı.

‘DERSİM HAKİKATİN MERKEZİDİR’

Dersim coğrafyasının mekansız, dilsiz, kültürsüz bırakılmak istendiğini söyleyen Kete, “Doğa Rêya Heq inancında çok önemlidir. Bugün modernizm dilden kültürden ayrı olarak inancı tanımlarsa bu bir ayrıştırmadır. Kavramlar bir toplumu özgürleştirdiği gibi köleleştirir de. Bu yüzden cumhuriyet kavramlarımız üzerinde oynuyor. Bütün bunlar kültürün olmazsa olmazıdır. Yüz yıllık cumhuriyet modernitesinin politikalarından sonra şimdi ince olarak örülen politikalarla öldürülmek istenen bir Dersim kültürü var. Bu coğrafya hakikatin merkezidir” diye konuştu.

Benzer Haberler

Cem Küçük soruşturması

Beyaz TV programcısı Tahir Sarıkaya gözaltına alındı

Barzani ile görüşen Şara’dan Kürtçe paylaşım

Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Şam'a gidiyor

Deniz Göktaş’tan ‘kuyu tipi’ cezaevi uyarısı:

Sosyal izolasyonun kalıcı zararlar vermesi kaçınılmaz

Murat Çalık, 500 gündür tutuklu

AYM'ye 'kişi özgürlüğü ve güvenliği ihlali' başvurusu

Yeni Parti Grup Başkanvekili Emir:

Görmediğimiz taslağı destekleyeceğimizi söylememiz akla aykırı

AKP siyasi partileri ziyaret edecek

‘Çerçeve yasa’ Meclis'te AKP'li vekillerin imzasına açıldı

Tarih ve saat açıklandı

Yeni Parti ilk grup toplantısını yapacak