Ayşen Şahin
Gündemimize bir konu geldiğinde onu tartışma biçimimiz bundan sonra başımıza geleceklerin de belirleyicisi oluyor.
Son yirmi senedir daha önemlisi olamaz dediğimiz abartısız on bin mevzu olmuştur.
Önce önümüze gelen konuya dair kapsamı anlamaya çalışırız. Sonra iktidarın asıl amacını çözmek üzere analizler yapılır. O esnada merak uyandıracak ve ezberimizi bozacak teklif veya öneriler dile getirilir iktidar tarafından. Kimi zaman “Bu kadarı da olmaz artık” deriz, kimi zaman “Olmaz ama bunlar yapabilir.” Bir konunun tartışmaya açılabilmesi bile gerçekleşme olasılığının ilk adımıdır. O konuyu genelde iktidar açar, ilk eli böyle teslim etmiş oluruz. Rejim de böyle değişti hatırlarsanız. Bu sırada bazen yandaş kalemler bazen bir iktidar temsilcisi ortalığı bulandıracak bir cümle sarf eder. Bir anda ona odaklanırız. Buradan sonra da kim ne dedi döngüsüne gireriz. Burası magazinleşmedir ve kahretsin ki en zayıf olduğumuz konudur, hepimizde bir huydur. Mevzu artık hayatımıza direkt etki edecek aşamaya geldiğinde de konunun buraya gelmesindeki sorumluları ararız ve suçlamaya başlarız. Kendi önermeleri birbiri ile defalarca çelişmiş iktidar, tavrını kanıksattığı için artık asıl suçlama muhalefet içi dengelere döner. Böylelikle hiçbir teklif ya da öneriye olması gereken yönü veremez, yalnızca tarihsel olarak doğru yerde durmuş olma kaygısına sıkışır kalırız.






