Ecehan Balta
İnsanın doğaya egemenliği, modern toplumun kurucu anlatılarından biridir. Doğayı denetim altına almak, onun güçlerini insanın hizmetine sunmak, sınırlarını aşmak ve kaynaklarını üretimin ihtiyaçlarına göre dönüştürmek, yüzyıllar boyunca ilerlemenin ve uygarlığın göstergesi sayıldı. Doğa, insanın karşısında duran, keşfedilmeyi, fethedilmeyi ve nihayetinde boyun eğdirilmeyi bekleyen bir alan olarak kavrandı. İnsanın özgürleşmesi de büyük ölçüde doğa üzerindeki hâkimiyetini artırmasıyla özdeşleştirildi.
Bu anlatının maddi temelleri vardı. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler, üretici güçlerdeki muazzam ilerleme, insanın doğayla ilişkisini köklü biçimde değiştirdi. Ancak kapitalist üretim ilişkileri içinde doğa üzerindeki denetim, giderek doğanın sermaye birikiminin ihtiyaçlarına tabi kılınması anlamına geldi. Toprak mülke, orman keresteye, nehir enerji potansiyeline, yeraltı zenginlikleri ise çıkarılmayı bekleyen rezervlere dönüştürüldü. Doğa, kendi iç ilişkileri ve yaşam süreçleri olan bir bütün olarak değil, ekonomik değere çevrilebildiği ölçüde anlam taşıyan bir kaynaklar toplamı olarak ele alındı.






