BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Kamusal alan koca bir yalan olurken

Kamusal alan koca bir yalan olurken
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

Tele1’den sonra Halk TV de tasfiye edildi. Bu sansür yada ifade özgürlüğüne saldırıyı aşar. Hedef kamusal alanın ilgasıdır.

Ali Duran Topuz

Yaklaşık 11 yıldır kesintisiz biçimde siyasal alanın daraltılmasına, siyaseti idarenin (yargı destekli) düzenlemelerine tabi kılan işlem ve eylemlere şahit oluyoruz. Aynı dönemde aynı şeyin ifade özgürlüğü yapılışına ve bütün bunları yapabilmek için “devletin güçleri”nin yeni bir dizilimine de şahit olduk:

Yasama sadece idarenin taleplerine cevap veren bir tür büroya, Yargı aynı talepleri sağlamakla görevli idari masaya dönüştü. Yasama siyaseten güdükleşti, Yargı onun siyasete dönüşünü engelleyen bekçiye dönüştü. Aynı dönemde sokak siyasetten tamamen arındırıldı, siyasal örgütlenmeler ya da siyasal yanı bulunan örgütlenmeler ya tasfiye edildi, ya yozlaştırıldı ya işlevsizleştirildi.

Siyasal alanın bu şekilde daraltılması amacıyla medya yine bir iktidar ofisine dönüştürülecek kadar tekelleştirildi.

“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ” DURAĞI GEÇİLDİ

Şimdi son birkaç aydır görünür biçimde ifade alanı yeniden mengeneye alınıyor. Fakat meseleyi artık ifade hürriyetine saldırı olarak ele alamayız. Bir süredir o istasyondan sonraki durağa doğru ilerliyoruz.

Ana muhalefet tabanına hitap eden medya kurumlarından Tele1’in ardından Halk TV’nin yıkıcı bir kayyım yönetimine alınması, T24 gibi önemli bir bağımsız haber portalına erişimin engellenmesiyle birlikte düşünüldüğünde, karşımızda gerçeklerin konuşulmasını engellemenin ya da ifade özgürlüğünü kısıtlamanın çok ötesine geçen bir müdahale dizisi olduğunu görürüz.

Bu nedenle Halk TV saldırısından sonra bir partinin gözünü, ağzını siyah bantla kapatma eylemlerine yönelmesi klasik sansür dönemlerinden kalma anakronik bir itiraz olmanın ötesine gidemez. Türkiye tarihi itibarıyla Abdülhamit dönemine kadar götürülebilecek “ifade özgürlüğüne saldırıların” basit bir devamı içinde değiliz, iktidarın sık sık Osmanlı nostaljisine kapılması, bol bol Abdülhamit övgüleri yapması durumu değiştirmez. Basit bir gerici-baskıcı momenti aşalı çok oldu, bilgi ve demek ki iletişim rejiminin kökten değişmesiyle karşı karşıyayız ki bu aynı zamanda toplum tasavvurunun kökten değişmesi demek.

“KAMU”NUN İKİ ANLAM ALANI

Türkçede “kamu” kelimesi hem devlet hem de toplum anlamını çağrıştırır. Oysa devlet olarak kamu ile toplum olarak kamu aynı şey değil. Devletin kamu adına konuşma iddiası hep bakidir ama gerçekte bu toplumun kendi ortak alanını kurması anlamına gelmez. Bugün devlet anlamındaki kamu yeni bir hiyerarşi ve çalışma tarzı içinde yeniden düzenlenirken toplum anlamındaki kamunun hem kendi içindeki ilişkileri hem de devletle ilişkisi yeniden biçimlendiriliyor. İktidar, kamu adına konuşmakla yetinmeyip kamunun ne olduğunu da tek başına belirlemek istiyor. Böylece devlet ile toplum arasındaki ayrımın silinmesi, iktidarın siyasal hedeflerinden birine dönüşüyor.

Böyle olunca gözünü, ağzını bantlamak, şu yapılanlara karşı bir eleştiri, itiraz ya da protesto olmaktan ziyade, yapılanları tasvir eden, hatta ne yazık ki temsil eden bir eylem haline gelme riski taşır. Evet, birilerinin ağzı kapatılıyor, birilerinin gözü bağlanıyor, ama asıl olarak toplum itaat mengenesine alınıyor.

TOTAL BİR STRATEJİ

Halk TV’nin kapatılmasıyla süregiden yeni medya rejimi sadece bir bilgi/enformasyon denetimi meselesi değildir, kamusal alanın sadece egemen güçlerin bir gösteri alanı haline gelmesini amaçlayan total bir stratejinin sadece bir ayağıdır. Halk TV, konvansiyonel medya sahasını neredeyse tamamen tekelleştiren iktidarın son hedefi oldu. Bunu internet haber portallarının kapatılması, kesintisiz biçimde süren sosyal medya hesaplarının erişiminin engellenmesi ile beraber ele alacak olursak, konunun sadece basitçe ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olmadığını, kamusal alanda etkileşim ve ilişki imkanlarının imhasının hedeflendiğini söyleyebiliriz. İlişki ve etkileşimin bu şekilde kısıtlanması, ifade özgürlüğüyle bitişik biçimde örgütlenme özgürlüğünün de kısıtlanması demektir.

HALK TV’NİN KENDİSİNİ AŞAN İŞLEVİ

Durumu daha iyi anlayabilmek için Halk TV’nin işlevlerine bakmakta yarar var: Butlan kararıyla parçalanmadan önceki dönemde bu mecra ana muhalefet partisi ve onun müttefiklerinin göründüğü, konuştuğu, tartıştığı mecra niteliğine kavuşmuştu. Haber üretmeye yatırımı güçlü bir medya kuruluşu değildi fakat “iktidardan olmayan”ların hem kamuya seslendiği, hem birbiriyle buluştuğu, birbirini gördüğü, birbiriyle görüştüğü bir kuruluştu. İktidarın tekelleştirdiği medyadaki televizyon kanallarında görücüye çıkarılan gösterilerden hoşlanmayan milyonların günlük hayatında önemli bir yer edinmişti. “Bilgi alışverişi” veya “doğruları öğrenme” yahut “hakikat kavgasında rol alma” gibi yüceltilen fonksiyonlar açısından belki hayli zayıftı ama “var olma”, “varlığını ortaya koyma”, “başka bakış açılarını, sözleri, söylemleri dolaşıma sokma” ve en önemlisi de iktidar politikalarından rahatsız olan kesimlerin birbirini görme, bilme, tanıma fonksiyonları açısından hayli ciddi ve önemliydi. Yani iktidar denetim ve müdahalesi dışında bir “kamusal alan” üretme fonksiyonuna sahipti.

İKTİDARA MAHSUS BİR KAMU

Hedef “iktidar kamusu” dışında hiçbir alanın kalmamasıdır. Halk TV, iktidarın temsil ettiği/arzuladığı kamu ile toplumun oluşturduğu kamunun birbirine eşitlenmesi girişiminin önünde bir engeldi. Çünkü iktidardan bağımsız bir kamusal alanın varlığını, dolayısıyla toplumun devletle özdeş olmadığını görünür kılan kurumlardan biriydi. Yani muhalefetin önemli bir kesiminin birbirini gördüğü bir alan oluşturmuştu ve bu alan iktidarın hedeflediği kamusal alanı ilga etme hayaline engeldi.

Kabaca 90’lı yıllardan beri “kamusal alanın daraltılması” tartışıldı. Yine yaklaşık 2010 sonrasında kamusal alanın iktidar tarafından işgaline dikkat kesildik. Şimdi ise artık daraltmadan ya da işgalden değil, alanın kapatılmasından, ilgasından söz edecek yerdeyiz.

BAHADIR ÖZGÜR VAKASI

Halk TV’ye yönelik saldırıdan hemen sonra televizyonun önemli karakterlerinden Bahadır Özgür’ün gözaltına alınması bu ilgayı doğrulayan bir hamledir. Zira Bahadır Özgür gazeteciliğin “kamu yararı”nı gözetme yükümlülüğüne sadakatin önemli figürlerinden biridir. Özgür’e yönelik işlemlerin kendi dediği gibi “fon meselesinin tartışılmasını engelleme”yle ilgisi var elbette ama önemli olan bu değil, her tartışmada kamu yararını gözeten gazetecilik anlayışının kendisidir. Bu bağlamda en eski internet haber portallarından T24’ün, Kürt medyasının önemli kuruluşlarından Mezopotamya Ajansı’nın ve sayısız sosyal medya hesabının engellenmesi aynı total stratejinin bir gereğidir.

Özet bir toplarlama yapacak olursak:

-Kamusal alan daraltılırken, bazı sözlerin, haberlerin ve örgütlenmelerin dolaşımı engellenir.

-Kamusal alan işgal edilirken, toplumun ortak alanı, giderek iktidarın görünürlüğünü ve anlatısını üreten bir sahneye dönüştürülür.

-Şimdi kamusal alan kapatılırken, toplumun çeşitli kesimlerinin kendi ilişkilerini kurma, ortak meseleler oluşturma ve bunlar etrafında hareket etme kapasitesi ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.

Hasılı kelam, sadece beni görecek, beni duyacaksın, diyorlar. Sadece benim sözlerim tekrar edilecek, herkes birbirine sadece benim sözlerimle seslenecek, diyorlar. Bana tabi olmayanlar, biat etmeyenler görmeyecek, görünmeyek, buluşmayacak diyorlar. Burada artık kamu ile iktidar aynı anlama gelir, toplum diye bir şey yoktur, diyorlar; ustaları Margareth Thatcher’ın sünnetine uygun olarak.

Ali Duran TOPUZ kimdir?

1994 yılında başladığı gazeteciliğinin 17 yılını Radikal Gazetesi’nde geçirdi. Gazete Duvar’ın kurucu editörleri arasında yer aldı. “Dünya Hali” (Radyo Sputnik) programını ve İMC TV’de sunuculuk ve medya eleştirisi yaptı. Gazete Duvar’dan ayrıldıktan sonra Artı Gerçek’te köşe yazmaya başladı. Hukuk, çalışma hayatı ve siyaset üzerine yazılarla öykü ve şiir yazıyor.

Benzer Haberler

14 yaşındaki çocuk hayatını kaybetmişti

Otoparkın İsmailağa tarafından kaçak işletildiği ortaya çıktı

Kanser tedavisi görüyordu

Keldani Katolik Kilisesi Ruhani Lideri Anar yaşamını yitirdi 

Türkiye ile Şengal, Suriye ile sınır konuşuldu

Irak Başbakanı Zeydi, Fidan ve Şeybani ile görüştü

‘Örgütün silahları tamamıyla bıraktığı tescil edilmezse…’

Kurtulmuş: Çerçeve yasaya rağmen adımlar atılmayacak

‘Piyasa araçlarını terörize etmek sabotajdır’

Erdoğan: İster siyasetçi ister gazeteci olsun, fırsatçılığa izin vermeyiz