Volkan Yaraşır
Naziler bir mayalanma döneminin ardından sokakların fethiyle iktidara geldiler. Her şey birden ve hiç beklenmedik şekilde değil, tam tersine herkesin gözü önünde, gündelik hayatın içinde, hatta adım adım gerçekleşti. Kitlesel bir harekete dönüşmesi ve kitlelerin ruhunu kavraması da bu sürecin parçasıydı.
İşçi sınıfı ve onun henüz şekillenmemiş devrimci öznesi olan Spartakistlerin yenilgisi, sınıfın örgütsel ve eylem kapasitesinin zayıflığı, komünist ve sosyal demokrat hareketin stratejik hataları, toplumsal çürümenin derinleşmesi ve kitlelerin atomizasyonu Nazizmin önünü açan dinamikler olarak dikkat çekti.
Nazizm konsantre bir karşı devrimdir. Yarattığı olağanüstü kitleselliğiyle karşı devrim deneyimleri içinde son derece özel bir yerde durur. Bir savaş ve iç savaş rejimi olan faşizm tarihin gördüğü en büyük yıkımları ve katliamları gerçekleştirdi. İnsanlığın o tarihe kadar yarattığı bütün değerlere, insan olarak varlığına hatta felsefi varlığına saldırdı.
Bu şok edici ve yıkıcı deneyim Hannah Arendt’in düşünsel sistematiğini bütünüyle belirleyecekti. Arendt, Almanya’da bir Yahudi, kadın ve düşün insanı olarak faşizmi şiddetini çıplak biçimde yaşadı. Tesadüfler sonucu Nazilerin elinden Auschwitz’e gitmekten kurtuldu. Ölüm kampları gerçekliği ve Holokost düşünsel eksenlerini belirledi.






