BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Müzakere sürecindeki talepler ile bazı kavramların içinin doldurulması

Müzakere sürecindeki talepler ile bazı kavramların içinin doldurulması
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

“Kürtler her şeyden vazgeçti serenatlarına karşı, hayır her şeyi istiyoruz demek, kitledeki umutsuzluğu ve kafa karışıklığını gidermesi bakımından çok çok önemlidir. Siyasetçilerin de bunu usturuplu bir söylem haline getirmeleri gerekir. Birçok siyasetçi televizyonlarda veya kamuoyuna açık toplantılarda edilgen bir tutum benimsemesine karşılık, “Kürtlerin kolektif haklarının tümünü istiyoruz!” söylemini çeşitli kavramlarla güçlü bir şekilde ifade etmek önemlidir.

Faik Bulut

Bu yazı, Diyarbakır Kitap Fuarında barış süreci hakkında yapılan ve genel hatlarıyla olumlu bir konuşmadan hareketle Kürtlerin talepleri ile yol gösterici hukuki/siyasi kavramların ne olması gerektiği konusuna açıklık getirmek amacıyla kaleme alınmıştır. Henüz oluşum halinde olup ismi konulmamış bir düşünce grubunun görüşüne sunulduktan sonra ortak görüş olarak yayınlanmasına karar verilmiştir.

Grupsal düşünceye dayalı çalışma tarzına tarihi gelenek açısından Yahudi cemaatinde de rastlanır. Konuları tartışmak için seçilen 12 kişiden biri, sırf aykırılık olsun diye 11 kişinin tartışmada hemfikir olduğu konuyu-meseleyi tersinden alarak elindeki gerekçelerle çürütmeye çalışır. Böylelikle ona yönelik yeni fikirler de ortaya çıkar ve neticede başlangıçta çoğunluğun ortak benimsediği fikir ya terkedilir ya da sağlaması alınır.

Günümüzde ise yaşamın her alanında bilhassa diplomasi ve iş dünyasında geçerli olan “Şeytanın Avukatlığı” (Devil’s Advocacy) yöntemine göre; bir analist veya ekip, kişisel görüşünden bağımsız olarak, kurumun genel kanaatine karşı en güçlü muhalif argümanı sunmakla görevlendirilir.

Belirtmeliyim, bu yazıdaki fikirsel ve fiziksel yoğun emek, yaşça en küçük arkadaşımıza aittir, yine de kolektifin bir ürünü sayılabilir; birlikte okuyalım:

“Kürtler her şeyden vazgeçti serenatlarına karşı, hayır her şeyi istiyoruz demek, kitledeki umutsuzluğu ve kafa karışıklığını gidermesi bakımından çok çok önemlidir. Siyasetçilerin de bunu usturuplu bir söylem haline getirmeleri gerekir. Birçok siyasetçi televizyonlarda veya kamuoyuna açık toplantılarda edilgen bir tutum benimsemesine karşılık, “Kürtlerin kolektif haklarının tümünü istiyoruz!” söylemini çeşitli kavramlarla güçlü bir şekilde ifade etmek önemlidir.

Evrensel insan hakları hukuku, demokratik anayasalcılık ve çağdaş siyaset bilimi literatürünü temel dayanak noktası olarak ele alıp, ‘Demokratik Toplum ve Barışın İnşa Sürecini’ bu bağlamda yeni dönemin mücadele stratejisi olarak tarif etmek ve Kürt Halkının kolektif hak taleplerini ve mücadelesini bu kavramsallaştırmalar üzerinden anlatmak etkili olabilir.

Bu kavramları maddeler halinde şöyle tarif edebiliriz:

1-Anayasal Yurttaşlık ve Tanınma

Kolektif hak taleplerinin ilk ve en temel başlığı, devletin tüm kimliklere eşit mesafede durduğu ve herhangi bir etnisiteyi merkeze almayan bir hukuki tanıma anlayışıdır. Buradaki tanınma kavramı çok önemlidir. Aynı zamanda siyasal bir dille veya siyasetçilerin ‘biz Kürt realitesini tanıyoruz’ yolundaki demeçleri ve vaatleriyle olmaz bu iş; anayasal tanınma gerektirir.

Bu tespit aslında ulus olarak tanınmanın ‘iç determinasyon’ anlamında bizim savunduğumuz ‘demokratik entegrasyon’ kavramının tam karşılığıdır. Hukuki anlamda ‘özerklik, federasyon’ gibi tanınmalara göre daha etkili bir tanınma biçimidir. Yani daha ileri bir durumdur.

Ana dili tanıma da böyledir. ‘Kürtçeyi resmen tanıyoruz’ demek yetersizdir. Tanıma noktasında kalmamalı bir devlet; bu dili himaye etmeli, gelişme imkânları sağlamalı ve gelecek kuşaklara aktarılmasına çalışmalıdır. Bu da hukuksal anlayış ve güvenceyle mümkündür.

Anayasal Yurttaşlık ve Tanınma için kullanacağımız temel kavramlar:
  • Anayasal Yurttaşlık
  • Demokratik Ulus
  • Çoğulculuk
  • Eşit Yurttaşlık
  • Kapsayıcı Anayasa

Yukarıda sıralanan başlıkların altı doldurulduğunda, sözü edilen kavramlara karşın Kürt Hareketi için ‘Her şeyden vazgeçti, teslimiyetçi oldu, Kürtlerin statüsü nerede?’ gibi herhangi bir söz söylemek için bilerek veya bilmeyerek Kürt halkına kötülük yapmaktadır yahut Kürtçe tabirle bêhemdêxwe ye (aklı başında değildir)!

Bu kavramlar ile ifade edilen kazanımların elde edilmesi halinde, Kürtlerin kolektif hakları, federatif bir yönetimden çok daha fazla koruma altında olacağı gibi uluslararası sözleşmelerle de hem uyumludur hem de bu uyumdan kaynaklı korunaklıdır.

Anayasal Yurttaşlık ve Tanınma için kullanacağımız temel dayanaklar:
  • Birleşmiş Milletler (BM) Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme.
  • Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu’nun anayasa reformları ve çoğulculuk üzerine raporları.
  • Çoğulcu ve kapsayıcı toplum yapısını güçlendiren ‘Anayasal Yurtseverlik’ (Habermas) kuramı.

Habermas Kuramını metnin son kısmında daha açıklayıcı olarak ifade edeceğim.

 2-Anadilinde Eğitim ve Kültürel Haklar:

Dilsel ve kültürel varlığın korunması ve geliştirilmesi, kolektif hakların en somut boyutlarından birini oluşturur. Kürt Halkının en temel taleplerinin başında gelen bu hakların, somut ifadesini kavramlar ve dayanaklar ile açıklamaya çalışacağım.

Ana dilinde eğitimin temel kavramsal talebi ve dayanakları iyi ifade edildiğinde, ‘Kürt Milliyetçiliği’ kisvesi altında yapılmaya çalışılan dezenformasyona da iyi cevap olacağı kanaatindeyim.

Temel Kavramlar:

Ana Dilinde Eğitim:

Kürtlerin bu alandaki mücadelesi yüzyıllık bir mücadeledir. En somut örneği, Bediüzzaman Said-i Kürdi’nin bundan tam 118 yıl önce II. Abdülhamit’e verdiği dilekçenin bugün de aynı güncelliğini korumasıdır ve Cumhuriyet ile Kürtlerin ilişkisinin nasıl bir inkâra dayandığının göstergesidir.

Şark ve Kürdistan gazetesinde yayınlanan bu dilekçede, Kürtçenin resmi eğitim dili olması talep edilmekte ve Kürtçe, Türkçe ve Arapça dillerinde eğitim verecek bir medresenin (üniversitenin) Diyarbakır, Van veya Bitlis’te kurulması talep edilmekte ve bunun için tahsisat (ödenek) istenmektedir.

Çok Dillilik -Kamusal Alanda Dil Kullanımı: Yerel hizmetlerin ve bölgede genel devlet hizmetlerinin çok dilli olması aynı zamanda demokratik haklar manzumesinin bir parçasıdır.

Kültürel Özerklik: Kürt halkının kendi kültürünü geliştirmesi, koruması için kültür kurumlarının oluşması, yaygınlaştırılıp geleceğin de önünü açabilmesi için kamusal alanın buna uygun hale getirilmesi de temel hak ve hürriyetler bağlamında demokratik bir taleptir.

Tarih göstermiştir ki Kürt halkı kendi kültürünü tüm asimilasyon ve şiddet politikalarına rağmen korumayı başarmıştır. Bu günden sonra da bu konuda tek bir adım dahi geri atmayacaktır.

Dilsel Mirasın Korunması için Anadilinde Eğitim ve Kültürel Haklar, Hukuki ve Siyasi Dayanaklar:
  • UNESCO Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşme ve BM Ulusal veya Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Haklarına Dair Bildirgesi (1992).
  • Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı (ECRML) ve Ulusal Azınlıkların Korunmasına İnanmış Çerçeve Sözleşme (FCNM).
  • Çok dilli eğitimin pedagojik ve bilişsel gelişim üzerindeki olumlu etkilerine dair bilimsel literatür.
 3-Yerel Demokrasi ve Katılımcı Yönetim

Kolektif kararlara katılım ve yerel ölçekte kendi kendini yönetme kapasitesinin geliştirilmesi, yetki devri ve güç paylaşımı prensiplerine dayanır. “Demokratik Ulus” veya ‘Demokratik Toplum’dan tam da kastedilen bu başlıkta tarif edilebilir.

Demokratik Ulus veya Demokratik Toplum zaten ancak yerel ve katılımcı yönetimle oluşur. Bu da Kürt halkının yıllardır mücadele ettiği statü talebinin tam da karşılığıdır.

Temel Kavramlar:

  • Yerinden Yönetim
  • Yerel Demokrasi
  • Katılımcı Yönetim
  • Yetki Devri (Devolution-Delegation of Authority)
  • Yerellik (Subsidiarite) İlkesi.
 Yerel Demokrasi ve Katılımcı Yönetim İçin Hukuki ve Siyasi Dayanaklar:
  • Avrupa Yerel Özerklik Şartı (Türkiye’nin çekince koyduğu maddelerin kaldırılması talebi bağlamında).
  • BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin (ICCPR) 1. Maddesi (Halkların kendi kaderini tayin hakkının yerel özerklik/iç self-determinasyon boyutu).
  • Avrupa Birliği’nin Yerellik (Subsidiarity) prensibi-kararların vatandaşa en yakın düzeyde alınması esası.
 4-Geçiş Dönemi Adaleti ve Onarıcı Adalet

Kalıcı bir barış ve toplumsal uzlaşı için geçmişle yüzleşme, hakikatin ortaya çıkarılması ve mağduriyetlerin giderilmesi zorunlu kabul edilir. Kürt Özgürlük Hareketi sorunun diyalog ve müzakere ile çözülmesi için 1993’ten bu yana bu başlığı çeşitli isimlerle dile getirmektedir. (Hakikatler Komisyonunun kurulması ve benzeri öneriler).

Onurlu Barış kavramı tam da bu başlığın karşılığıdır. Dünya’daki çatışma çözümlerinde ve barış müzakerelerinde bu kavramlara sıkça başvurulmuştur.

Temel Kavramlar:

  • Geçiş Dönemi Adaleti (Transitional Justice)
  • Hakikat ve Adalet Komisyonları
  • Onarıcı Adalet
  • Toplumsal Hafıza
  • Helalleşme/Uzlaşma.
Geçiş Dönemi Adaleti ve Onarıcı Adalet İçin Hukuki ve Siyasi Dayanaklar:
  • BM Geçiş Dönemi Adaleti ve Hakikat Komisyonları İlkeleri (Joinet-Orentlicher İlkeleri).
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları ve insan hakları ihlallerine ilişkin kararları.
  • Güney Afrika, Kuzey İrlanda ve Kolombiya gibi çatışma çözümü süreçlerinden elde edilen uluslararası deneyimler ve barış antlaşmaları.
Jürgen Habermas’ın Anayasal Yurtseverlik Kuramı:

Ulusal, etnik veya dini unsurlara dayalı geleneksel milliyetçilik anlayışına alternatif olarak sunulan modern bir yurttaşlık ve toplumsal uyum modelidir. Habermas bu kuramı, özellikle II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın geçmişiyle yüzleşme süreci (Historikerstreit -Tarihçiler Tartışması) ve çok kültürlü hale gelen Batı toplumlarının nasıl bir arada yaşayabileceği sorusu üzerine inşa etmiştir.

Jürgen Habermas, 18 Haziran 1929 tarihinde Almanya’nın Düsseldorf şehrinde doğan, Frankfurt Okulu’nun ikinci kuşak temsilcilerinden olan Alman filozof, sosyolog ve siyaset bilimcidir.

  • Kamusal Alan Tanımı: Yurttaşların devletten ve piyasadan bağımsız bir şekilde toplumsal ve siyasal meseleleri özgürce tartışabildiği ortak zemini incelemiştir (Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü-1962).
  • İletişimsel Eylem Kuramı: Toplumsal düzenin ve akılcılığın baskı veya güç ilişkileriyle değil, karşılıklı anlamaya dayalı serbest iletişim ve uzlaşı yoluyla kurulabileceğini savunmuştur (Theorie des kommunikativen Handelns-1981).
  • Müzakereci Demokrasi: Demokrasinin sadece seçimlerden ibaret olmadığını, kararların akılcı ve katılımcı bir müzakere süreciyle şekillenmesi gerektiğini öne sürmüştür.
  • Frankfurt Okulu: Klasik Marksizm ve pozitivizmi tenkit ederek eleştirel teoriyi modern toplumun ihtiyaçlarına göre güncellemiştir.

 Kuramın Temel Mantığı ve Yapısı

Habermas’a göre modern, çoğulcu ve karmaşık toplumlarda ortak bir etnik köken, ırk, dini inanç veya ortak soy artık toplumsal bütünleşmeyi sağlayamaz. İnsanları bir arada tutacak olan şey, ‘demokratik bir anayasa, insan hakları, hukuk devleti ilkeleri ve bu ilkeleri üreten demokratik süreçlerin kendisine duyulan bağlılıktır.’

‘Etnos’ ile ‘Demos’ Ayrımı

Etnos (Etnik Topluluk): Soy, kan, dil, ortak tarih ve geleneksel kültür üzerinden tanımlanan yapıdır.

Demos (Siyasal Halk): Ortak siyasal değerler, haklar ve yükümlülükler etrafında buluşan, eşit haklara sahip yurttaşlar topluluğudur.

Habermas’ın Yaklaşımı:

Modern meşruiyet ve toplumsal bağ, ‘Etnos’tan ‘Demos’a kaymalıdır. Devletin görevi tek bir etnik kültürü korumak değil, farklı kültürlerin eşit koşullarda var olabileceği tarafsız bir kamusal alan ve hukuk düzenini sağlamaktır.

 İki Düzeyli Kültür Anlayışı

Habermas, anayasal yurtseverlikte kültürün ikiye ayrıldığını savunur:

1-Ortak Siyasal Kültür: Anayasal ilkeler, insan hakları, demokrasi, müzakere usulleri ve hukuk devleti kurallarından oluşur. Bütün yurttaşların paylaştığı ve bağlılık gösterdiği ortak paydadır.

2-Alt/Etno-Kültürel Kimlikler: Bireylerin veya grupların dini, etnik, dilsel ve felsefi aidiyetleridir. Bu kimlikler özel alanda ve sivil toplumda serbestçe yaşanır, ancak siyasal alanın temeli kılınmaz.

Habermas’a göre Geleneksel Milliyetçilik; bayrak, soy, tarih, ata vb. kavramlara dayanırken; Anayasal Yurtseverlik insan haklarına, adalete, demokratik kurumlara ve anayasaya dayanır. Yine geleneksel milliyetçilik; homojenleştirici (tektipleştirici, aynılaştırıcı), ötekileştirici ve dışlayıcı iken; Anayasal Yurtseverlik; kapsayıcı ve çoğulcudur, farklılıklara açıktır.

Dolayısıyla da geleneksel milliyetçilik; asimilasyona dayalıdır, geçmişe dönüktür. Bunun tersine Anayasal Yurtseverlik ise ‘Ortak siyasal ilkelerde uzlaşmaya (entegrasyona) dayalıdır, dönüşüme açıktır ve geleceğe dönüktür’.

Şöyle ki:

  • Çok Kültürlü Toplumlarda Birlikte Yaşam: Farklı etnik, dini ve kültürel grupların yaşadığı ülkelerde (örneğin Avrupa Birliği, göç alan Batı ülkeleri veya çok etnisiteli yapılarda), bir grubun baskın kültürünü diğerlerine dayatmadan toplumsal barışı sağlamanın anahtarı olarak görülür.
  • Geçmişle Yüzleşme (Post-Ulusal Kimlik): Tarihinde otoriterlik, insan hakları ihlalleri veya soykırım bulunan toplumların; geçmişteki etnik/milliyetçi unsurlarla değil, evrensel insan hakları normlarıyla kendilerini yeniden tanımlamasını sağlar.
  • Çatışma Çözümü ve Anayasa Yapım Süreçleri: Etnik veya siyasal bölünmüşlük yaşayan ülkelerde, anayasanın tek bir gruba ait değil, tüm grupların eşit haklarla katıldığı nötr bir toplumsal sözleşme haline getirilmesine imkan tanır.
  • İdeoloji ve Politika: İdeoloji ve politika konusundaki pergel benzetmesi çok iyidir. Belki katkı olur diye aşağıdaki gibi bir tasnif yapmaya çalıştım.

İdeoloji ve politika arasındaki denklem, düşünce (teori) ile eylem (pratik) arasındaki etkileşimdir: İdeoloji, toplumun nasıl olması gerektiğine dair normatif bir harita ve değerler bütünü sunarken; politika, bu haritayı hayata geçirmek için yürütülen iktidar, müzakere ve kaynak dağıtımı mücadelesidir.

Denklemin Temel Bileşenleri
  • Pusula ve Yol: İdeoloji politikaya neyi hedeflemesi gerektiğini (adalet, özgürlük, düzen, eşitlik) söyler. Politika ise bu hedefe ulaşmak için izlenecek somut stratejiyi ve araçları belirler.
  • Meşruiyet ve Söylem: Politika, toplumu ikna etmek ve alan kurmak için ideolojik kavramlara (adalet, özgürlük, kadın özgürlükçü yaşam, komünal yaşam, demokratik ulus) ihtiyaç duyar. İdeoloji, politik eyleme toplumsal meşruiyet sağlar.
İlişkinin Dinamik Boyutları

Boyut: Odak Noktası, Zaman Algısı ve Esneklik üçlüsüdür.

İdeoloji: Ne olmalı (yani değerler ve idealler) sorusuna verilen cevaptır. Doktriner ve ilkesel bağlayıcılık söz konusudur; uzun vadeli ve kalıcı ilkeler belirleyicidir.

Politika: ‘Nasıl yapılır?’ (İktidar-Yönetim) sorusunun karşılığı olarak anlık, dönemsel kararlar ve stratejiler bütünüdür. İlaveten pragmatik ve uzlaşıya açık bir yapı anlamına gelir.

Pragmatizm-teknokrasi veya dogmatizm ve ütopizm çıkmazı

Bu süreçte önemli iki kural daha akılda tutulmalı, asla göz ardı edilmemelidir: Politikanın bütünüyle ideolojiden kopması pragmatizm ve teknokrasiye; ideolojinin politik gerçeklikten tamamen kopması dogmatizm ve ütopizme yol açar. Etkili bir siyasal süreç, bu iki unsurun birbiriyle kurduğu dengeli etkileşime dayanmalıdır.

 Siyasal ve Toplumsal konuma sahip bir temsilciye hatırlatma notu:

“Kürt Toplumu, söylemlerinize çok büyük değer atfetmektedir. Dolayısıyla yaptığınız her konuşma onların mücadeleye daha güçlü katılımını sağlayacağı gibi, umutsuzluk da yaratabilir. Sürece yönelik yaptığınız objektif değerlendirmede, umutsuzluk tonunun biraz fazla olduğu kanısındayım. Evet, süreç bitebilir ve yeni bir dönem başlayabilir. Ancak yeni dönemin mücadele araçlarının eskinin tekrarı olmayacağı özellikle vurgulanmalıdır.

Ortadoğu’da Medlerden bu yana Kürtlerin tarih sahnesine çıkışının en güçlü dönemini yaşadığını ifade etmeniz son derece iyi olmuştur. Ancak umut bağlamında ve yeni dünyada Kürtlerin mücadele araçlarının çeşitlendiğini, tek mücadele aracının şiddet olmadığını ve demokratik mücadele araçları ile uluslararası ilişkilerin artık başka bir boyuta taşındığını, Ortadoğu denkleminin yeni bir Kürt kıyımına izin veremeyeceğini (uluslararası sistemin çıkarları gereği) daha vurgulu ifade etmenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Kürtlerin devletsizlik hali

Burada dört parçadaki Kürtler açısından unutulmaması gereken temel gerçek şudur: Dört parçaya bakılırsa Kürtler rüyalarında gördükleri, gönüllerinde besledikleri ve akıllarından çıkarmadıkları bağımsız bir devlet kuramadılar. Rewandızlı Kör Mehemmed Paşa, tarihin ona yüklediği Bismark veya Garibaldi rolünü oynadı; bu uğurda çok Kürt mirliğini yıktı on binlerce Kürt askeri-sivili katledildi. Tam başaracakken Osmanlı ile İran elbirliğiyle onu yendiler.

Devlet olmaya en yakın sayılan Başur’daki Federal Kürdistan Yönetimi bile 2017 Referandumunda bağımsızlık için halktan büyük onay alınca; Türkiye, İran, Irak ve Suriye tarafından siyasi, ekonomik, askeri kuşatmaya alındı. Evet, bugün milliyetçi sıfatıyla afra atıp tafra satmak (Türkçesi esip üfürme, gürleme, çalımlı davranma) suretiyle şimdiki sürece veryansın edenler şunu unutmamalı: Irak Kürdistan Federal Yönetimi özerk yerel bir iktidarın başındadır, bağımsız bir devlete sahip değildir ve Bağdat’taki merkezi hükümete bağlıdır.

Kak Barzani, bunu yıllar önce özdeyiş haline getirmişti: Her Kürdün düşünde ve gönlünde bir Kürdistan devleti vardır ama şartlar müsait değildir.
Nitekim Öcalan da on yıllar önce “bağımsız bir toprak parçası üzerinde kurulacak bir devlete sahip olmaktan” söz etmişti.

Hayatın acı gerçeği; iç ve dış şartlar buna elvermedi. Özcesi Kürtlerin gücü bir devlet kurmaya yetmedi. Buna PKK de dâhildir. Dolayısıyla “devlet istemiyoruz, devlet öcüdür, kötüdür” benzeri gerekçelerle bunu süsleyip geçiştirmek yerine doğrudan şöyle denilmesi daha iyidir: Bizler, devlet kuramadık ama Türkiye Cumhuriyeti devleti de yüzyıldan bugüne çok arzu ettiği halde Kürt halkını ve geniş anlamda Kürt özgürlük hareketlerini yenemedi. İlaveten Kürt halkının gönlündeki ve düşündeki devlet özlemini de yok edemedi.

Küresel ve bölgesel koşullar, Türk devletini Kürdün varlığını ve haklarını kabullenmeye zorladı. İç ve dış gelişmeleri fırsat bilen devlet, yenemediği Kürtleri, tutum ve siyaset değiştirmeye zorladı. Süreç de burada başladı. Bunu önceden gören Öcalan da Kürtleri mahvolmak ve heba olmaktan kurtarma adına nesnel gerçekleri kabullenerek müzakereyi kabul etti. Kendini kökten değiştirip evrensel ölçeklere göre demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğünü esas olacak bir devlete veya yönetime ortak olmak; her kademesinde eşit şartlarla ve öz varlığıyla bulunmak.

Devlet açısından asla unutulmaması gereken husus şudur: Egemen Türk devleti ile toplumu, yukarıdaki kriterlere uygun bir devlet kurarken Kürtlerin varlığını (kendi özgünlükleri ve renkleriyle birlikte) kabul ederse, Kürtler böyle bir sistemdeki yerlerini alırlar; böyle bir devleti meşru sayıp onun kurum ve kuruluşlarında ortakça çalışırlar.
Bu yapılmadığı takdirde, Kürtlerin yine bastırılıp susturulması muhtemeldir.  Buna karşılık Kürtler meşru görmedikleri böyle devletle kendi aralarına mesafe koymak dâhil şimdiden kestirilemeyen farklı tepkilerini göstermeye ilaveten akıl ve gönüllerindeki “Kürt devleti” fikrinden asla vazgeçmezler.

Bizler, Metina Kampı’nın hem PKK hem de devletin askeri-güvenlik birimleri nezaretinde nasıl boşaltıldığını yakından izliyoruz. Buna rağmen AKP iktidarı ile onun etrafında toplanan norm dışı bazı sivil ve güvenlik erbabının çözüm sürecinde zaman kazanma, yanıltma, oyalama ve tabiri caizse “salağa yatma” taktiklerine nasıl başvurduklarının farkındayız

Amaç, Kürtlere doğuştan gelen ve sonradan kazandığı doğal, siyasal, sosyal ve kültürel haklarını vermemek ise, bu hem egemen Türk devleti ve toplumu hem de Kürt toplumu açısından büyük siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel ve psikolojik felaket olur.

Önemli Not:

Son zamanlarda farklı Kürt çevrelerde aşırı derecede Amedspor güzellemesi ve övgüsü yapılmaktadır. Doğrudur; Amedspor, siyasetin henüz toplumsallaşamadığı bir ortamda ve kendisinin iradesi dışında kaldıraç işlevi görerek toplumsal siyasete büyük bir ivme kazandırmış; adeta Kürt kimliğinin simgesi haline gelmiş; siyasetin spor alanına yayılmasına ve sevimli hale gelmesine vesile olmuştur.

Velakin bu noktada temkinli davranıp aşırıya kaçılmaması gerekmektedir. Nitekim geçtiğimiz günlerde bir sohbet sofrasında görüşlerine önem verdiğimiz bizim mahallenin evladı profesör dostumuz aniden sormuştu: “Amedspor’un böylesine övülüp yüceltilmesi, hele hele AKP lideri ve Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan ile MHP Başkanı Devlet Bahçeli tarafından sözlü desteğe mazhar olması sizce normal midir?”

Egemenlerin eliyle yüceltilen ve ivme kazandırılan bu tür sportif ve sosyal hareketler, yarın öbür gün yine aynı takım zirveden aşağıya doğru itildiğinde kitlelerin tepkisi, mesela Barış Annelerinin veya namazında niyazında olup da Amedspor için dua eden erkeğin veya kadının hali nice olur?

Ya da şöyle soralım: “Amedspor’un iktidarın siyasi veya sosyal alanlardaki çıkarları için farklı bir şekilde kullanılması, istismar konusu olması durumunda taraftarların ruhsal dünyasında nasıl bir fırtına kopacaktır?”

Sofradaki aydın dostlardan ve benden sorup uyarması!

Gerisi sizlere kalmış…

Faik BULUT kimdir?

Gazeteci, tarihçi ve yazar. 1990'lardan itibaren Alevilik, Kürtler, Filistin Devleti, FKÖ, Ortadoğu ve İslam tarihi, İslamcı örgütler, laiklik, tarih, siyaset, kültür vb. konular üzerine 40'a yakın tarih, araştırma, gezi yazısı ve anı kitabına imza atmıştır.

Benzer Haberler

14 yaşındaki çocuk hayatını kaybetmişti

Otoparkın İsmailağa tarafından kaçak işletildiği ortaya çıktı

Kanser tedavisi görüyordu

Keldani Katolik Kilisesi Ruhani Lideri Anar yaşamını yitirdi 

Türkiye ile Şengal, Suriye ile sınır konuşuldu

Irak Başbakanı Zeydi, Fidan ve Şeybani ile görüştü

‘Örgütün silahları tamamıyla bıraktığı tescil edilmezse…’

Kurtulmuş: Çerçeve yasaya rağmen adımlar atılmayacak

‘Piyasa araçlarını terörize etmek sabotajdır’

Erdoğan: İster siyasetçi ister gazeteci olsun, fırsatçılığa izin vermeyiz