BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

İsrailli diplomat Alon Liel anlattı

Türkiye-İsrail gerilimi: 'Netanyahu Kürtleri umursamıyor'

İsrailli diplomat Alon Liel anlattı
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

Türkiye ve İsrail’in son dönemlerde daha görünür olan birbirlerine yönelik tehdit algıları ne kadar gerçek? İsrail Türkiye’yi nasıl algılıyor ve Kürt meselesinde nerede duruyor? Bir dönem Ankara’da da görev yapmış olan İsrailli diplomat Alon Liel anlattı.

Mehmet Fırat ÖZGÜR

Türk hükümetinin Kürtlerle barış sürecine yönelik sürpriz adımının İsrail’in bölgesel eylemleriyle bağlantılı olduğu fikri, son iki yıldır kamuoyunda giderek daha fazla tartışılıyor. İsrail’in bu süreci nasıl yorumladığı ise çok daha az ele alınıyor.

Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile Türk hükümeti arasındaki barış süreci, Ekim 2024’te Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli tarafından başlatılmış ve tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan’ın silahsızlanma ve uzlaşma çağrısında bulunmasının önünü açmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP daha sonra bu süreci desteklemişti.

Aynı Ekim ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi toplandığında, Erdoğan açılış konuşmasında “Filistin ve Lübnan’dan sonra, tamamen dini fanatizmle hareket eden İsrail yönetiminin gözünü dikeceği yer bizim vatanımız olacak” uyarısında bulundu. Daha sonra Bahçeli, DEM Parti sıralarına giderek Kürt yanlısı muhalefet üyeleriyle “iç cepheyi güçlendirmek” için el sıkıştı.

Peki İsrail hakkındaki endişeler ne kadar gerçekçi ve barış görüşmeleri İsrail’in Batı Asya planlarını etkiliyor mu? İsrailli uluslararası ilişkiler uzmanı ve eski diplomat Alon Liel, Kürt hareketi ile Ankara arasındaki barış görüşmeleri ve İsrail’in Türkiye’ye yaklaşımı hakkında The Amargi’ye konuştu.

İsrail-Türkiye ilişkileri

Liel, “Şu anda Erdoğan, belki de [İran’ın dini lideri] Müctebe Hameney’den bile daha çok nefret ediliyor, çünkü İsrailliler onun tarafından ihanete uğradıklarını hissediyorlar. İsrailliler şimdi şöyle düşünüyor: ‘Türkiye en yakın dostlarımızdan biriydi. Onlara silah sattık ve şimdi Erdoğan bize ihanet ediyor.’” diye konuştu.

Türkiye ile İsrail arasındaki düşmanca ilişkiye işaret eden Liel, “Türkiye’nin Hamas ile ilişkileri de bu nefrette rol oynuyor. Henüz diplomatik bağlarımızı koparmadık, ancak aslında düşmanız” dedi.

Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkiler uzun zamandır inişli çıkışlıdır. 1949’da Türkiye, İsrail’i tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu ülke oldu. Mayıs 2005’te dönemin Başbakanı Erdoğan, büyük bir iş insanı heyetiyle İsrail’i ziyaret etti ve Ankara ile Kudüs arasında doğrudan bir iletişim hattı kurulması için planlar yaptı. O dönemdeki İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Türk parlamentosuna kürsüden hitap etti.

Ancak, tarihsel olarak güçlü olan bu ilişki, 2009’da Erdoğan ile Peres arasında Gazze çatışması üzerine yaşanan sert “One Minut” atışması, 2010’da İsrail’in Gazze Özgürlük Filosu’nun amiral gemisi Mavi Marmara’ya düzenlediği ölümcül baskın ve daha yakın zamanda Gazze’deki savaş nedeniyle paramparça oldu.

Son gerilimler, Netanyahu’nun 22 Eylül’de kabinesine ve Uluslararası Hukuk Dairesi Başkanı’na Erdoğan’ın “Kürtlere yönelik muamelesi ve Hamas’ı finanse etmesi” nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (ICC) dava açmak için hazırlıklara başlamaları talimatını vermesiyle ortaya çıktı.

Netanyahu’nun desteği Kürtleri nasıl etkiliyor?

Liel, 1990’lı yıllarda iki ülke arasındaki askeri ve stratejik iş birliğinin derinleşmesinin temellerinin atıldığı kritik dönemde Ankara’daki en kıdemli İsrail diplomatıydı. Türkiye’deki İsrail Büyükelçiliği’nde maslahatgüzar olarak görev yapan Liel, Türkiye hakkında üç kitap yazdı ve şu anda Kürt-Türk ilişkileri üzerine yeni bir kitap üzerinde çalışıyor.

Liel, araştırması kapsamında çok sayıda Kürt ve Türk temsilciyle görüştü. Kürt yanlısı bir partiden eski bir milletvekilinin kendisine, Netanyahu’nun Kürtlere verdiği desteğin Kürt davasına zarar verdiğini, çünkü bunun “Kürtleri hain olarak damgaladığını” ve Kürt hareketini “Netanyahu’nun kuklaları” gibi gösterdiğini söylediğini belirtti.

Öcalan, İsrail’den uzak durduğunu defalarca vurguladı. Rudaw’ın haberine göre, Kürt liderin İmralı cezaevindeki eski koğuş arkadaşı Veysi Aktas, “İsrail’in varlığını sürdürmesi için Orta Doğu’da bir Kürdistan’a ihtiyacı vardı. Öcalan bunu reddetti” dedi.

Barış süreci İsrail’i ‘hayal kırıklığına uğrattı’

Liel’e göre, Öcalan’ın PKK’yi silahsızlandırma ve demokratik bütünleşme için yeni bir barış sürecine girme kararı, İsrail’in bölgeye yönelik planlarını karmaşıklaştırdı. Liel, “İsrail’in düşüncesine göre, Erdoğan ne kadar zayıf olursa, Türk ekonomisi o kadar zayıf olur ve Türk ordusu ne kadar zayıf olursa, İsrail için o kadar iyi olur” diyor.

Dahası, Liel’e göre Rojava ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (DSG) Esad sonrası Suriye devletine entegrasyonu İsrail için bir hayal kırıklığı oldu. Liel, İsrail’in istikrarlı bir komşu istemediğini ve ülkedeki kaostan fayda sağladığını söyledi.

Liel’in belirttiğine göre, Şam Kürtlerle anlaşmaya varabilirse, İsrail’in endişesi, aynı şeyi Dürzilerle de yapabileceği yönünde. Liel, düzenli bir Suriye devletinin Golan Tepeleri meselesini yeniden gündeme getireceğini ve bunun İsrail hükümetinin lehine olmayacağını açıkladı.

Liel’in “gerçek bir ordu” olarak tanımladığı Türk Silahlı Kuvvetleri, ABD’den sonra NATO’daki en büyük ikinci daimi askeri güçtür. Liel, bu durumun İsrail’in Kürtlere yaklaşımını şekillendirdiğini söyledi: “Türkiye’nin gerçek bir ordusu var ve Türkiye ile bir savaş varoluşsal olabilir,. Netanyahu için daha zayıf bir Türkiye ve daha zayıf bir Suriye, İsrail için daha iyidir.”

Suriye’nin kuzeydoğusundaki devrimci Kürt projesine atıfta bulunan Liel, “Sonuçta İsrail, güçlü bir Suriye istemediği için Kürtlerin, Rojava’nın başarılı olmasını istedi. Birleşik bir Suriye istemedi. Motivasyon buydu. Netanyahu Kürtleri umursamıyor” dedi.

Suriye topraklarında bir çatışma mı?

Liel, İsrail’den geldiğine yönelik algılanan tehdidin Bahçeli ve Erdoğan’ı Kürtlerle ilişkiye girmeye yönlendirdiğini savundu: “Bahçeli ve Erdoğan, İsrail’in saldırması durumunda daha güçlü olmak için Kürtlerle olan çatışmayı sona erdirmeleri gerektiğine ikna oldular. Bu hâlâ olabilir, çünkü biz [İsrail] Türkiye ile, özellikle Suriye’de çatışabiliriz.”

Liel ayrıca İsrail’in daha tehditkar bir bölgesel güç haline geldiğini ve bunun sonucunda Türkiye’nin Suriye’deki artan etkisinin İsrail için bir endişe kaynağı olduğunu belirtti. Gerilimlerin Suriye içinde İsrail ve Türk güçleri arasında askeri çatışmalara yol açabileceği ve potansiyel olarak daha geniş bir çatışmaya dönüşebileceği konusunda uyaran Liel, “Şu anda İsrail’de Erdoğan’ın İranlılar gibi füze göndereceği korkusu olduğunu düşünmüyorum, ancak işlerin daha da kötüye gidebileceği korkusu var” dedi.

Bu makale The Amargi internet sitesinden alınmıştır.

Mehmet Fırat Özgür: Hollanda merkezli bir gazeteci ve RFG Media üyesidir; Avrupa siyaseti, mülteci politikaları ve insan hakları konularını ele almaktadır.

Benzer Haberler

İdil’de Süryani mülkleri için yıkım kararı

Vakfın vekili: Haklarımızı savunacağız

Av. Alp Selek hayatını kaybetti

Kızının davasını 28 yıl boyunca takip etti

Ankara Katliamı’nın üzerinden 11 yıl geçti

Ailelerden yüzleşme çağrısı: Tüm yönleriyle aydınlatılsın

Enkaz altından 2 kişinin cansız bedeni çıkarıldı

İstanbul'da 7 katlı binanın 3 katı çöktü

Pakistan hızlı: Asker konuşlandıracak

Fidan: Mekke Anlaşması Meclis’e gelecek

Çok sayıda kişi CHP’den ayrılmıştı

Sarı: Gelmek isteyenler var, beraber göreceğiz

‘Hareket Yönetimi’nden açıklama:

Tüm silahlı güçlerimizi çektik, adım atılmalı

Suat Kılıç’tan açıklama

'Fatih Erbakan cumhurbaşkanlığı yarışına katılacak'