Pınar Öğünç
“Bir eşik aşıldı” diyoruz, siyasi baskının seyrinde bir dönüm noktası. Herkes için dönüm noktaları aynı yerde olmuyor, hatta bazen daha önce geçtiğimiz eşiklerin farkında olmadığı için biri diğerini kınıyor, ortada külliyen haksız yok. Sonuçta “Bu bir eşik” diyerek işaret koyma isteği anlamlı bir ihtiyaç.
Eşikler bir yerden başka bir yere açılmanın sınır hattıdır. Bir noktayı eşik olarak tarif etmek, öncesi ve sonrası arasındaki fark üzerine kurulu bir tespit içerir. Peki hakikaten iktidarın her adımıyla bir yerden bambaşka bir yere mi geçiyoruz, yoksa siyasi ve toplumsal muhalefete yönelik baskıda doz mu değişiyor? Eşiği “basamak” olarak almak daha doğru olmalı, çıkılan değil de tesiri itibarıyla inilen basamaklar gibi. Yoksa iktidarı elde tutmanın bir biçiminin artan dozuyla karşı karşıyayız. “Eşik” eğer bir alarm olarak kullanılıyorsa, alarm hakikaten uzun zamandır çalıyor.
Eşiği basamaklar olarak aldığımızda “zamanlama manidar” tespitleri için harcadığımız zaman da boşa çıkıyor. Çünkü ancak baskı uygulayarak elde tutulan iktidar için zaman gepgeniş bir ova. Belki büyükçe basamaklarda kendince sıralaması vardır. Ama bunu iktidar ortaklarının gündelik, aslında evladiyelik ve kaçınılmaz tek siyaset yapma biçimi olarak kabul ettiğimizde, gündelik “manidar” parçalar birbirini hiç yadırgamıyor, uç uca kendiliğinden ekleniyor. Artık zamanın her birimi manidar. Kumanda odasını basıp Halk TV’ye kayyum atanmasıyla, neredeyse 3500 gündür tutuklu Osman Kavala’ya dair AİHM kararının yine yok sayılması elbet aynı güne düşecek. TİP’in sosyal medyada sesinin kısılmasıyla Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının aynı güne denk gelmesi ya da.






