BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Kürdistan İstiklal Komitesi’nin (Azadî) Gün Yüzüne Çıkan İlk Belgesi:

Bir İstiklal Mücadelesinin Kendi Kaleminden Tarihi

Kürdistan İstiklal Komitesi’nin (Azadî) Gün Yüzüne Çıkan İlk Belgesi:
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

Kürtlerden tahsil edilen vergilerin “Anadolu’nun Türk nüfuslu” bölgelerine aktarıldığı, Kürdistan’ın eğitim ve bayındırlık hizmetlerinden mahrum bırakıldığı, Kürtçenin eğitim hayatından dışlandığı ve mahkemelerde Türkçe bilmeyen Kürtlerin sistematik eşitsizliklerle karşı karşıya kaldığı ileri sürülmektedir. Bu bakımdan belge, erken dönem Kürt hareketinin  yalnızca bağımsızlık talebiyle sınırlı olmayan, aynı zamanda iktisadî eşitsizlik, dilsel tahakküm, idarî keyfîlik ve kültürel haklardan mahrumiyet gibi meseleleri de kapsayan bir siyasal eleştiri geliştirdiğini göstermektedir.

Sedat Ulugana

Kürt modern siyasal tarihinin en önemli, buna karşılık örgütsel yapısı, ideolojik çerçevesi ve faaliyetleri bakımından en az belgelenmiş teşkilatlarından biri, kuşkusuz Kürdistan İstiklal Komitesi’dir. Yaygın olarak Azadî adıyla bilinen bu örgüt, özellikle 1920–1925 yılları arasında Kürt milliyetçi hareketinin yeniden örgütlenmesinde ve 1925 Kürt ayaklanmasına uzanan siyasal sürecin şekillenmesinde belirleyici bir rol oynamıştır. Ne var ki bugüne kadar Azadî’ye ilişkin tarihsel anlatı, büyük ölçüde Türkiye Cumhuriyeti’nin askerî ve mülkî makamlarınca hazırlanan istihbarat raporları, İstiklal Mahkemesi kayıtları, dönemin basını ve sonradan kaleme alınmış hatıratlar üzerinden inşa edilmiştir. Başka bir ifadeyle, örgütün tarihi çoğunlukla kendisini ortadan kaldırmaya çalışan devletin arşivsel bakışı içerisinden okunmuştur.

Bu bakımdan, “Kürdistan İstiklal Komitesi Kâtib-i Umumîsi Abdülbaki” imzasını taşıyan ve burada ilk kez kamuoyunun dikkatine sunulan belge, yalnızca yeni bir tarihsel kaynağın ortaya çıkması anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda Azadî’nin kendi siyasal varlığını, kuruluş gerekçelerini, örgütsel faaliyetlerini, 1925 ayaklanmasındaki rolünü ve Kürt meselesine ilişkin yaklaşımını kendi diliyle ortaya koyması bakımından son derece önemli bir tarihsel tanıklık niteliğindedir. Belgenin özgün nüshasının tarihi, maddi özellikleri ve arşivsel provenansı ayrıca incelenmeye muhtaç olmakla birlikte, metnin içeriği, 1925 ayaklanmasının bastırılmasından sonraki bir dönemde kaleme alındığını göstermektedir. Dahası, belge, ayaklanmanın askerî bakımdan yenilgiye uğramasının ardından Kürt siyasal hareketinin uluslararası kamuoyuna seslenme ve mücadelesinin meşruiyetini savunma çabasının dikkate değer bir örneğidir.

Belge, daha ilk satırlarından itibaren Kürtlerin siyasal taleplerini açık bir millî haklar çerçevesine yerleştirmektedir: “Hudud-ı milliyesi dâhilinde hür ve mesud yaşamak, lisanına ve millî varlığına sahib olmak Kürdün yegâne mukaddes hedefidir.” Bu ifade, metnin bütününe hâkim olan siyasal yaklaşımın adeta özeti mahiyetindedir. Kürt meselesi burada yalnızca mahallî idarenin kötü uygulamalarından, iktisadî mahrumiyetten veya dinî hassasiyetlerden kaynaklanan bir hoşnutsuzluk olarak değil; bir halkın kendi ülkesi, dili, millî varlığı ve siyasal geleceği üzerindeki haklarının tanınması meselesi olarak tarif edilmektedir. Belgenin tarihsel önemini artıran hususlardan biri, Azadî’nin kuruluşuna ve örgütlenmesine ilişkin doğrudan bilgiler içermesidir.

Metne göre Cibran Aşireti Reisi Miralay Halid Bey, Kürt ileri gelenlerinin ortak iradesiyle millî hakların savunulması için görevlendirilmiş ve 1920 yılında Erzurum merkezli Kürdistan İstiklal Komitesi’ni teşkil etmiştir. Örgütün amacı ise herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta belirtilmiştir: Türk hâkimiyetinden kurtulmak ve müstakil bir Kürdistan kurmak. Belge, komitenin faaliyetlerinin yalnızca aşiret reisleri, ulema ve şeyhlerle sınırlı olmadığını; öğrenciler, askerî zabitler ve devlet memurları arasında da örgütsel ilişkiler kurulduğunu ifade etmektedir. Ayrıca Ankara hükümetinin Kürdistan’a yönelik hazırlıklarını önceden öğrenebilen güçlü bir istihbarat şebekesinin varlığından söz edilmektedir. Bu anlatı, Azadî’nin yalnızca geleneksel Kürt seçkinleri arasındaki gevşek bir ittifaktan ibaret olmadığını, farklı toplumsal ve kurumsal çevrelere uzanan gizli bir siyasal teşkilat olarak kendisini konumlandırdığını göstermesi bakımından önemlidir.

Belgenin bir diğer önemli özelliği, 1924 Beytüşşebap kalkışması ile 1925 ayaklanması arasında doğrudan bir örgütsel ve siyasal süreklilik kurmasıdır. Metne göre Kürdistan İstiklal Komitesi, genel ayaklanmayı Haziran 1925’te başlatmayı planlamış; ancak Yusuf Ziya Bey’in tutuklanması, Beytüşşebap-Hakkâri gelişmeleri ve yerel düzeyde yaşanan birtakım hadiseler nedeniyle hareket öngörülenden önce başlamıştır. Cibranlı Halid Bey’in tutuklanmasının ardından ise merkez komitesinin Şeyh Said’i reis ve genel kumandan olarak tayin ettiği ileri sürülmektedir.

Bu bilgiler, 1925 ayaklanmasının niteliğine ilişkin yaklaşık bir asırdır devam eden tartışmalar bakımından özel bir önem taşımaktadır. Zira Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî tarih anlatısında uzun süre dinî irtica, feodal tepki yahut dış müdahalelerle açıklanmaya çalışılan ayaklanma, bu belgede açık biçimde örgütlü, hazırlıkları önceden yapılmış ve müstakil  Kürdistan hedefi etrafında şekillenmiş bir millî hareket olarak sunulmaktadır. Burada özellikle altı çizilmesi gereken husus, belgenin ayaklanmaya ilişkin sonradan geliştirilmiş bir tarihsel yorum değil, hareketin kendi siyasal çevresinden gelen bir açıklama olmasıdır. Elbette bu durum belgede yer alan bütün tarihlerin, askerî rakamların ve olay anlatılarının kendiliğinden doğrulandığı anlamına gelmiyor. Ancak belgenin, ayaklanmayı hazırlayan çevrelerin siyasal amaçlarını ve kendi tarihlerini nasıl anlamlandırdıklarını ortaya koyması, onu birinci elden son derece kıymetli bir kaynak hâline getirmektedir. belgenin dikkate değer bölümlerinden biri de Kürdistan’daki sömürgeleştirme, iktisadî kaynak aktarımı ve kültürel asimilasyon uygulamalarına yönelik eleştirileridir.

Kürtlerden tahsil edilen vergilerin “Anadolu’nun Türk nüfuslu” bölgelerine aktarıldığı, Kürdistan’ın eğitim ve bayındırlık hizmetlerinden mahrum bırakıldığı, Kürtçenin eğitim hayatından dışlandığı ve mahkemelerde Türkçe bilmeyen Kürtlerin sistematik eşitsizliklerle karşı karşıya kaldığı ileri sürülmektedir. Bu bakımdan belge, erken dönem Kürt hareketinin  yalnızca bağımsızlık talebiyle sınırlı olmayan, aynı zamanda iktisadî eşitsizlik, dilsel tahakküm, idarî keyfîlik ve kültürel haklardan mahrumiyet gibi meseleleri de kapsayan bir siyasal eleştiri geliştirdiğini göstermektedir.

Belgede 1925 ayaklanmasının bastırılması sırasında gerçekleştirildiği belirtilen kitlesel öldürmeler, köylerin yakılması, kadınlara yönelik cinsel şiddet ve İstiklal Mahkemelerinin faaliyetleri de geniş yer tutmaktadır. Metin, iki yüzden fazla Kürt ileri geleni ve aydının infaz edildiğini, elli binden fazla sivilin öldürüldüğünü ileri sürmektedir. Bu rakamlar, belgenin tarihsel tanıklığı açısından kayda değer olmakla birlikte, kesinleşmiş demografik veriler olarak değil, dönemin Kürt siyasal çevrelerinin yaşanan şiddetin boyutlarına ilişkin güçlü bir vurgu olarak ele alınmalıdır. Belgenin asıl dikkat çekici tarafı, bu şiddet anlatısını uluslararası hukuk ve kamuoyu önünde bir siyasal talebe dönüştürmesidir. Kürdistan’a bağımsız bir tahkikat heyetinin gönderilmesi istenmekte, Batılı hükümetlere ve kamuoyuna Kürtlerin haklarının tanınması yönünde çağrıda bulunulmaktadır.

Bu yönüyle metin, yalnızca bir örgüt bildirisi değil, aynı zamanda uluslararası muhataplara hitaben hazırlanmış bir siyasal savunma ve diplomatik müracaat niteliği taşıdığını da söyleyebiliriz. Özellikle Kürtlerin kendi taleplerini dünya kamuoyuna duyuramamasının, ayaklanma bölgelerinde yabancı konsoloslukların bulunmaması ve dış dünyayla haberleşme imkânlarının sınırlılığı üzerinden açıklanması, dönemin Kürt siyasal hareketinin uluslararası görünürlük sorununu nasıl değerlendirdiğini ortaya koymaktadır. Belgede üzerinde durulması gereken bir başka mesele ise Kürt-Ermeni ilişkilerine ayrılan bölümdür. Metin, Kürtlerle Ermeniler arasındaki yakınlaşmayı Türk siyasal iktidarının başlıca endişelerinden biri olarak tarif etmekte; Şerif Paşa ile Bogos Nubar Paşa arasında Birinci Dünya Savaşı sonrasında gelişen siyasal uzlaşmaya atıfta bulunmaktadır. Dahası, Ergani Madeni çevresindeki çarpışmalarda Kürtlerle birlikte hayatını kaybeden Ermeni savaşçılardan söz edilerek iki halkın ortak siyasal mücadele imkânına dikkat çekilmektedir.

Belgenin son bölümlerinde Şeyh Said, Cibranlı Halid Bey, Yusuf Ziya Bey, Şeyh Abdülkadir, Doktor Fuad Bey, Kemal Fevzi ve Ali Rıza Bey gibi isimlere atfedilen son sözlere yer verilmesi de ayrıca dikkat çekicidir. Bu ifadeler, yalnızca idam edilen Kürt siyasal şahsiyetlerinin hatıralarını yaşatma çabasının değil, aynı zamanda “yenilgi” sonrasında yeni bir millî hafıza ve şehadet anlatısı oluşturma iradesinin izlerini taşımaktadır. söz konusu ifadelerin belgede topluca yer alması, 1925 sonrasında Yurtsever Kürt çevrelerinde şekillenmeye başlayan kolektif hafızanın erken örneklerinden birini sunmaktadır. Belgenin sonunda  mücadelenin sona ermediğinin özellikle vurgulanması da tesadüf değildir. Şeyh Said ve arkadaşlarının idamlarından sonra Muş, Bitlis, Dersim, Botan, Şırnak ve Hakkâri çevrelerinde silahlı direnişin devam ettiği ileri sürülmekte; Kürt millî hareketinin askerî yenilgiye rağmen siyasal varlığını koruduğu savunulmaktadır.  Nitekim metnin bütünü incelendiğinde üç temel siyasal eksenin öne çıktığı görülmektedir: Kürtlerin ayrı bir millî topluluk olarak varlığının savunulması, müstakil Kürdistan hedefinin açıkça ilan edilmesi ve bu hedefin uluslararası kamuoyu nezdinde meşru bir siyasal talep olarak kabul ettirilmesi.

Belgede Kürtlerin Aryan kökenine ve Hint-Avrupa dil ailesine mensubiyetine yapılan vurgu da dönemin milliyetçi söylemi ve Avrupa merkezli siyasal meşruiyet arayışları bağlamında değerlendirilmelidir. Bu ifadeler, erken yirminci yüzyılın ırk ve medeniyet tasavvurlarının Kürt siyasal düşüncesindeki yansımalarını göstermektedir. Dolayısıyla  mezkur belge yalnızca örgütsel tarih bakımından değil, dönemin Kürt yurtseverliğinin kavramsal dünyasını, uluslararası ilişkiler anlayışını ve tarihsel meşruiyet üretme biçimlerini incelemek açısından da önemlidir. Bütün bu özellikleriyle Kürdistan İstiklal Komitesi Kâtib-i Umumîsi Abdülbaki imzalı metin, Azadî tarihinin yeniden ele alınmasını gerekli kılan önemli bir kaynak olarak karşımızda durmaktadır.  Gelecekte belgenin yazarı, hazırlanma koşulları, dolaşıma sokulduğu çevreler, hedeflediği muhataplar ve varsa farklı nüshaları üzerine yapılacak araştırmalar, tarihsel değerinin daha kesin biçimde belirlenmesine imkân sağlayacaktır.

Kürdistan İstiklal Komitesi, bu belgede ilk kez devletin istihbarat raporlarının, mahkeme tutanaklarının ve resmî yazışmaların nesnesi olmaktan çıkarak kendi tarihinin anlatıcısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu belgeyi yalnızca 1925 Kürt ayaklanmasına ilişkin yeni bilgiler içeren bir metin olarak değerlendirmek eksik kalacaktır. Asıl önemi, Kürt yurtsever  hareketinin örgütsel hafızasına, siyasal tahayyülüne ve kendi mücadelesini tarihsel olarak gerekçelendirme biçimine doğrudan ulaşma imkânı sunmasıdır. Kürt tarih yazımının temel meselelerinden biri, uzun yıllar boyunca kendi siyasal aktörlerinin ürettiği belgelerden ziyade, bu aktörleri izleyen, yargılayan ve tasfiye eden devlet kurumlarının kayıtlarına bağımlı kalmış olmasıdır.

Bu nedenle Azadî’nin kendi imzasını taşıyan bir metnin ortaya çıkması,  takdir edersiniz yalnızca arşivsel bir keşif değildir, aynı zamanda tarihsel bilginin üretildiği kaynak zeminini genişleten önemli bir gelişmedir. Nihayetinde bu belge, yaklaşık bir asır önce müstakil Kürdistan düşüncesi etrafında örgütlenen bir siyasal hareketin, kendi varlığını ve mücadelesini gelecek kuşaklara nasıl aktarmak istediğini göstermektedir.

Sedat ULUGANA kimdir?

Kürt tarihçisi, yazar. Çeşitli dergi ve kitap derlemelerinde Kürt sorunu, Kürt mîrlikleri tarihi, Ermeni soykırımı, aşiret antropolojisi ve sözlü Kürt tarihi gibi konularda pek çok çalışması yayımlandı, Kürt tarihi üzerine çok sayıda kitabı vardır.

Benzer Haberler

3 ölü, 6 kayıp: Yeni felaketler nasıl önlenebilir?

Felaketin bilançosu ağır, İçişleri Bakanı uyarıyor

Emir Sarıgül hakkında da gözaltı kararı

Murat Ağırel, Aylin Kotil ve Ömer Sarıgül gözaltına alındı

Fon soruşturmasındaki listeyi haberleştirmişti

Gazeteci Bahadır Özgür adliyeye sevk edilecek

Sel felaketinde 3 ölü: Valilikten yeni uyarılar

Bakan Çiftçi: İstanbul'da 5, Kocaeli'de 1 kişi kayıp

Gerekçe savunmasında kullandığı ifadeler

Ekrem İmamoğlu hakkında yine soruşturma

Yeni Yol, CHP ve Yeni Parti’li vekiller de konuştu

Buldan: Sürecin önünün açılması için MGK kararı ivedilikle alınsın

Öcalan’ın statüsü: ‘Çalışma koşullarına ihtiyacı var’

Uçum: Yıl bitmeden MGK kararının ilanı bekleniyor

İmamoğlu ikinci gününde savunma yapıyor

'Dere yataklarına yapılan kulelerden ayrı düşünemezsiniz'