Şebnem Korur Fincancı
Gazetecilik zor zamanların mesleğidir. Gücün hoşuna gitmeyen soruları sormayı, kamu adına denetlemeyi ve bilinmesi istenmeyeni görünür kılmayı gerektirir. Bu nedenle basın özgürlüğü, yalnızca gazetecilerin çalışma koşullarıyla ilgili mesleki bir talep değildir. Toplumun gerçeği öğrenme hakkının güvencesidir ama bu hak, gazeteciye gerçeğe karşı sorumsuz davranma ayrıcalığı da vermez. Son günlerde yaşanan, birbirinden farklı görünen iki gelişme, gazeteciliğin hem özgürlüğünü hem de sorumluluğunu birlikte düşünmemize neden oldu. İzmir’de görevini yapan gazetecilere yönelik baskı ve hakaretlerin ardından İzmir Gazeteciler Cemiyeti, “Gazeteciler kimsenin emir eri değildir” başlıklı bir açıklama yayımladı, biliyorsunuz. Açıklamada, kamuya açık bir gelişmeyi haberleştiren muhabirden haberini kaldırmasının istenmesine ve bir başka gazetecinin “paçavra” sözüyle aşağılanmasına tepki gösterildi. Bunun üzerine İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, “iftira” ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiaları kapsamında basın savcılığı tarafından ifadeye çağrıldı.






