Şebnem Korur Fincancı
Yazın sıcağı ile başa çıkmanın en iyi yollarından biri olabildiğince serin yerlere çekilip, kendini edebiyatın kollarına bırakmak. En azından benim için ilk gençlik yıllarımdan beri öyle. Bu hafta da elimde okuldaşım, Kadıköy Anadolu Lisesini bitirdiğim sene aynı koridorlara ilk adımını atmış, ama tanışmamız çok sonralara denk gelen sevgili Müge İplikçi’nin “Sahte Cennetten Kaçış” romanı var. Tarikatların siyasal ve toplumsal yaşam üzerindeki etkisinin yeniden tartışıldığı günlerde bu roman benim için çarpıcı bir okuma serüvenine dönüştü, ancak romanı okurken, bir hekim olan Sağlık Bakanı’nın HPV aşısı üzerine söyledikleri metni benim için daha da çarpıcı hale getirdi.… Kadına değer verdiğini iddia eden bir düzen, onun bedenini denetlemeyi kendine hak görüyor; fakat sağlığını koruyacak kamusal sorumluluğu üstlenmiyor.
Romanda kadın bedeni, tarikatın ideolojisini taşıyacak bir araca dönüştürülürken; kadının hafızası, iradesi ve kimliği parçalanıyor. Kurmacanın karanlık odasından çıkıp gerçeğin sağlık politikasına baktığımda aynı soruyla karşılaştım: Kadının bedeni hakkında kim karar veriyor? Kadının bedeni ve gelecekteki sağlığı üzerine karar veren erkek egemen siyaset, kadınların yaşam hakkını siyasi ve ekonomik tercihlerin kolayca gerisine itebiliyor.






