BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Fransa 2027: Aşırı Sağ ile Radikal Sol Arasında Bir Seçim mi?

Fransa 2027: Aşırı Sağ ile Radikal Sol Arasında Bir Seçim mi?

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

2027 için güncellenen programda VI. Cumhuriyet fikri, Mélenchon’un yalnızca hükümet değişikliğini değil, Fransa’nın siyasal rejimini ve yurttaş-devlet ilişkisini yeniden kurma iddiasının merkezinde duruyor. “Yeni Fransa” projesi; neoliberal ekonomik düzenle, mevcut kurumsal yapı ve siyasal karar alma biçimleriyle bir kopuşu, halkın karar süreçlerine daha doğrudan katılımını, sosyal eşitsizliklerin azaltılmasını ve ekolojik dönüşümün devlet politikalarının merkezine yerleştirilmesini hedefliyor.

Ercan Jan Aktaş

Fransa’da Cumhurbaşkanlığı seçimleri 2002 yılından bu tarafa beş yılda bir, iki turlu seçimle  yapılıyor. Seçilmiş bir aday ancak iki dönem Cumhurbaşkanlığı yapabiliyor. 2017  ve 2022 seçimlerinde iki defa kazana Emmanuel Macron Élysée Sarayı’da toplamda on yıl kaldı. Birinci turu 18 Nisan 2027, ikinci turu ise 2 Mayıs 2027’de yapılacak seçimler daha şimdiden ciddi gerilimlere neden olmaya başladı.

Bu sistem, çok sayıda adayın yarıştığı ilk turda seçmenlere farklı siyasal seçenekler arasında tercih yapma imkânı verirken, ikinci turda seçimi iki aday arasında bir tercihe dönüştürüyor. Bu da birinci tura katılmak kadar, ikinci turda kimin kimlerle birlikte hareket edeceği de bir o kadar önemli oluyor. İki dönem seçilen Macron tam da böylesi bir denklem üzerinden kazanan oldu.

2017 seçimlenin ilk turunda % 24.01, 2022 seçimlerinin ilk turunda da % 27.85 oy aldı. Her iki seçimde de aşırı sağcı Rassemblement National (RN) — Ulusal Birlik partisinden aday olan Marine Le Pen ve sol/yeşil blokta La France insoumise (LFI – Boyun Eğmeyen Fransa) lideri Jean-Luc Mélenchon’da etkili isimlerdi. Her iki seçimde de aşırı sağdan Le Pen’in iktidara gelmemesi için sol bloktan insanlar Macron’a oy verdiler. Ancak Macron soldan aldığı bu destekleri hiç bir zaman gözetmedi. Tam tersine adeta iki dönemlik iktidar döneminde zenginlerin Cumhurbaşkanı olarak Le Pen’in politikalarını hayata geçirdi.

Bugün gelinen noktada 2027 seçimlerini önemli kılan da tam olarak bu siyasal mirastır. Macron, iki seçimde de kendisini aşırı sağın karşısındaki demokratik seçenek olarak konumlandırarak ikinci turda geniş bir seçmen desteği toplamasına rağmen iktidarı boyunca uyguladığı ekonomik ve sosyal politikalar, kendisine oy veren geniş kesimlerin beklentileriyle giderek daha fazla çatıştı. Bir kez daha yaklaşan seçim, yalnızca Élysée Sarayı’na kimin çıkacağını belirleyecek sıradan bir seçim olmayacak; Fransa’nın siyasal yönelimini, toplumsal dengelerini ve Avrupa’daki konumunu da yeniden şekillendirebilecek önemli bir dönemeç olacak.

Bu seçimler daha şimdien bir yerde 2017 ve 2022 seçimlerinin rövanşı niteliğinde görünüyor. Macron’un aradan çekilmesiyle merkez siyasetin taşıyıcı kolonlarından biri ortadan kalkarken, farklı isimler konuşulsa da bu boşluğu kimin dolduracağı henüz kesinleşmiş değil. Ancak bugünden görünen tablo, seçimin iki güçlü siyasal hat arasında sert bir mücadeleye dönüşebileceğini gösteriyor. Marine Le Pen’in temsil ettiği aşırı sağ ve Jean-Luc Mélenchon’un temsil ettiği radikal sol.

Le Pen’in siyasal programı, göçmen karşıtı politikalar üzerinden “ulusal öncelik”, göçün sınırlandırılması, güvenlik, ulusal egemenliğin güçlendirilmesi ve Avrupa Birliği karşısında Fransa’nın hareket alanının genişletilmesi üzerine kuruluyor. 2022 programında göçmenlerin istihdam, konut ve sosyal yardımlara erişiminde “ulusal öncelik” getirilmesini ve göç politikası konusunda anayasal değişiklik yapılmasını savunmuştu. 2027 hazırlıklarında da egemenlik, göç, satın alma gücü ve enerji başlıkları öne çıkıyor.

Mélenchon’un programı ise bunun neredeyse karşı kutbunda duruyor. L’Avenir en commun(ortak gelecek) çizgisi; gelir ve servetin daha fazla paylaşılması, emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi, emeklilik yaşının 60’a çekilmesi, kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, kapsamlı bir ekolojik planlama ve demokratik kurumların yeniden yapılandırılması üzerine kuruluyor.

2027 için güncellenen programda VI. Cumhuriyet fikri, Mélenchon’un yalnızca hükümet değişikliğini değil, Fransa’nın siyasal rejimini ve yurttaş-devlet ilişkisini yeniden kurma iddiasının merkezinde duruyor. “Yeni Fransa” projesi; neoliberal ekonomik düzenle, mevcut kurumsal yapı ve siyasal karar alma biçimleriyle bir kopuşu, halkın karar süreçlerine daha doğrudan katılımını, sosyal eşitsizliklerin azaltılmasını ve ekolojik dönüşümün devlet politikalarının merkezine yerleştirilmesini hedefliyor.

Bu siyasal kopuş, dış politikaya da uzanıyor. Mélenchon, Fransa’nın ABD merkezli Atlantikçi çizgiden uzaklaşarak daha bağımsız ve “bağlantısız” bir dış politika izlemesini savunuyor. Programında ilk aşamada NATO’nun entegre askerî komuta yapısından derhal çıkılması, ardından Fransa’nın NATO’dan aşamalı olarak çekilmesi öngörülüyor. Böylece “Yeni Fransa”, yalnızca içeride yeni bir cumhuriyet fikrini değil, uluslararası alanda da Fransa’nın askerî ve diplomatik bağımlılıklarını azaltarak kendi egemen kararlarını yeniden tesis etmesini ifade ediyor.

Dolayısıyla 2027 seçimlerini yalnızca Macron sonrası Élysée Sarayı’na kimin çıkacağı üzerinden okumak yetersiz kalacaktır. Asıl mesele, Fransa’nın hangi siyasal ve toplumsal yöne gideceğidir. Bir tarafta ulusal kimliği, sınırları, göçü ve egemenliği merkeze alan aşırı sağ; diğer tarafta sosyal eşitliği, kamusal hizmetleri, ekolojik dönüşümü ve demokratik yeniden yapılanmayı savunan radikal sol bulunuyor. Bu iki çizgi arasındaki mücadele, Fransa’nın yalnızca iç politikasını değil, Avrupa Birliği içindeki konumunu, göç politikalarını, ekonomik tercihlerini ve dış politika yönelimini de doğrudan etkileyecek. Bu nedenle 2027 seçimleri, Macron döneminin ardından kimin cumhurbaşkanı olacağından çok daha büyük bir soruyu önümüze koyuyor: Fransa, daha fazla ulusal kapanmaya mı, yoksa daha fazla sosyal ve demokratik dönüşüme mi yönelecek?

Not: Başlıkta neden ‘radikal sol’ ifadesini kullanma gereği duydum: Fransa’da Jean-Luc Mélenchon ve liderliğini yaptığı La France insoumise (LFI – Boyun Eğmeyen Fransa), kapitalist ekonomik düzenin ve mevcut siyasal kurumların köklü biçimde dönüştürülmesini, servet ve gelirin yeniden dağıtılmasını, güçlü bir sosyal devlet ve ekolojik dönüşümü savunduğu için Fransız siyasetinde genellikle “radikal sol” olarak tanımlanıyor. Bu niteleme, Mélenchon’un yalnızca hükümet politikalarında değişiklik değil, VI. Cumhuriyet üzerinden mevcut siyasal düzenin yeniden yapılandırılması ve NATO/Atlantikçi çizgiden kopuş gibi daha kapsamlı bir siyasal dönüşüm programı savunmasıyla da bağlantılı.

Ercan Jan AKTAŞ kimdir?

Sosyal bilimci, yazar ve aktivist. Çalışma alanları toplumsal barış, şiddet, militarizm, toplumsal cinsiyet ve vicdani ret. Sertav Çiya’ya Mektuplar – Yürümek (anı-belgesel), Yürümek (roman) ve Paris’te École des hautes études en sciences sociales’te tamamladığı tezine dayanan Vicdani Ret ve Sosyo-Politik Yaşama Etkileri kitaplarının yazarıdır. Fransa’da politik mülteci olarak akademi, basın ve aktivizm alanlarında çalışmalarını sürdürüyor.

Benzer Haberler

Siyaset bilimci Arzu Yılmaz:

 Türkiye’nin Kürtlerle ittifakı sınanıyor

Uzmanlardan farklı yorumlar geldi

İstanbul'da gece boyu 51 sarsıntı

Civataları sıkıyorlar

Kanal İstanbul'da ilk montaj başladı

Sağlık yoksulluğu denen bir şey var

Cepten sağlık harcaması 22 yılda yüzde 210 arttı

Pervin Buldan:

Öcalan, Silahsızlanma ve Siyasallaşma Alt Kurulu’nda görev alacak

DBP’li Uçar’dan çerçeve yasa açıklaması:

'Görevimiz hem denetlemek hem tamamlamak'

Üyelerin oylarıyla belirlenecek

Yeni Parti'de kongre takvimi belli oldu

‘Süreç, heba ve istismar edilemeyecek öneme sahiptir’

Bahçeli'den seçim sistemi çıkışı: Düzenlenmesi gerekir