BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Rojin Mukriyan yazdı

Mekke Anlaşması: İran ve Türkiye için anlamı ne?

Rojin Mukriyan yazdı

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Rojin Mukriyan

Mekke Anlaşması, yalnızca üçlü bir savunma paktı olarak değil, ortaya çıkan çok kutuplu bölgesel güvenlik mimarisinin bir parçası olarak anlaşılmalı. Önemi, belirsizliğinde yatıyor: Ne açıkça İran karşıtıdır ne de ABD liderliğindeki düzenle bir kopuşu temsil eder…

İran hükümeti, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın 7 Ağustos’ta imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması konusunda “endişelenecek bir neden olmadığını” savundu. Tahran, anlaşmayı açıkça İran karşıtı bir ittifak olarak yorumlamaya kamuoyu önünde direndi. Bunun yerine, İranlı yetkililer anlaşmayı, İsrail’in genişleyen bölgesel emellerine ve Ortadoğu’da birincil dış güvenlik garantörü olarak ABD’nin güvenilirliğine duyulan azalan güvene bir yanıt olarak, stratejik özerkliğe doğru daha geniş bir bölgesel kaymanın kanıtı olarak sundu.

İran’daki sertlik yanlısı gözlemciler ise tamamen farklı bir yorum getirerek, bu anlaşmanın nihayetinde “Direniş Ekseni’ni kontrol altına almaya” yarayabileceği uyarısında bulundu.

Mekke Anlaşması’nın İran için potansiyel faydaları

İran’ın Mekke Anlaşması’na ilişkin daha iyimser yorumu, anlaşmayı Tahran’ın bölgesel stratejisinin uzun süredir devam eden ve birbiriyle ilişkili iki hedefiyle bağlantılandırıyor: ABD’nin Ortadoğu’daki üstünlüğünü azaltmak ve İsrail’in bölgesel gücünü sınırlamak.

Öncelikle, İran uzun zamandır bölgedeki ABD askeri varlığını azaltmayı ve nihayetinde sona erdirmeyi hedefliyor. Bu açıdan bakıldığında, doğrudan ABD liderliğinin dışında bölgesel bir savunma düzenlemesinin ortaya çıkması, Tahran’ın sürekli olarak savunduğu özerk veya “yerli” bölgesel güvenlik mimarisine doğru bir hareket olarak yorumlanabilir.

Bu yorum, İran Dışişleri Bakanlığı’nın dile getirdiği pozisyonla yakından örtüşüyor. Bakanlık sözcüsü İsmail Bekayi, bir basın toplantısında, “İran’ın ilkesel politikası, bölge ülkelerini bölge dışındaki aktörlere güvenmeden yerel güvenlik için işbirliği yapmaya teşvik etmektir” demişti. İran Dışişleri Bakanlığı da buna göre Mekke Anlaşması’nı, bölgesel devletlerin dış güvenlik sağlayıcılarına olan bağımlılıklarını giderek daha fazla sorguladığının kanıtı olarak gösterdi.

İkinci olarak, İran, İsrail’in gücünün sınırlandırılmasını bölgesel güvenlik açısından merkezi bir hedef olarak sunarak bölgesel konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu açıdan bakıldığında, Tahran üçlü anlaşmayı öncelikle İran karşıtı bir denge koalisyonu olarak değil, İsrail’in bölgesel üstünlüğüne ilişkin endişelere potansiyel bir yanıt olarak yorumlayabilir. Bu yorum, İran eski Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in X’te yaptığı açıklamada da görülüyor. Zarif, “Büyük İsrail”in “ırkçı ve saldırgan politikası”nın İslam ülkeleri arasında kapsamlı savunma düzenlemelerini her zamankinden daha gerekli kıldığını savundu.

Suudi Arabistan’ın davranışı, bu iki İran yorumuna daha fazla inandırıcılık kazandırıyor. Riyad, Washington ile stratejik ortaklığına derinden bağlı kalırken, aynı zamanda güvenlik ilişkilerini çeşitlendirmeye ve daha fazla stratejik özerklik korumaya çalışıyor. [İran’daki] 2026 savaşı, ABD’nin Körfez’deki genişletilmiş caydırıcılığının güvenilirliği konusunda soruları gündeme getirerek bu ikilemi daha da keskinleştirdi: On yıllarca süren savunma işbirliğine, silah alımlarına ve Amerikan askeri tesislerinin barındırılmasına rağmen, Körfez güvenliği her zaman Washington’ın kendi stratejik öncelikleriyle örtüşmüyor.

Bu nedenle Mekke Anlaşması, kısmen Suudi Arabistan’ın bir riskten korunma stratejisi olarak okunabilir; yani Amerika Birleşik Devletleri’nden tamamen vazgeçmeden, tek bir dış garantöre olan aşırı bağımlılığı azaltmak.

Aynı zamanda Riyad, bölgesel stratejisini İsrail-Arap normalleşmesine odaklanan Amerikan liderliğindeki bir güvenlik mimarisine tabi kılmak konusunda isteksiz kaldı. Bu gerilim, ABD Başkanının Suudi nükleer işbirliğinin bazı yönlerini Riyad’ın Abraham Anlaşmalarına katılmasına bağlamasının ardından Sivil Nükleer İşbirliği Anlaşması etrafında görünür hale geldi. Mekke Anlaşması, İsrail ile gelecekteki normalleşmenin kesin bir reddi anlamına gelmiyor, ancak Riyad’a İsrail merkezli bir bölgesel düzene entegrasyona bağlı olmayan alternatif bir güvenlik düzenlemesi sunuyor.

Bu yorum, Türkiye ve İsrail arasında giderek artan stratejik rekabet bağlamında ele alındığında daha da inandırıcı hale geliyor. Ekim 2023’ten bu yana Ankara ve Tel Aviv arasındaki karşılıklı tehdit algıları yoğunlaştı. İsrail’in siyasi ve stratejik söylemi, Türkiye’nin genişleyen bölgesel etkisine ilişkin endişeleri giderek daha fazla vurgularken; Ankara da İsrail’in askeri aktivizmini ve bölgesel emellerini Türkiye için potansiyel bir tehdit olarak nitelendirdi ve İsrail’in bölgesel güç dengesini temelden yeniden yapılandırması durumunda “sıradaki hedef Türkiye olacak” uyarısında bulundu.

Dolayısıyla Tahran’ın bakış açısından, Mekke Anlaşması potansiyel olarak paradoksal bir fayda taşıyor. İran ortaya çıkan düzenlemeyi kontrol etmiyor, ancak anlaşma yine de uzun zamandır savunduğu iki hedefi ilerletebilir: ABD’nin güvenlik alanındaki münhasır üstünlüğünün aşınması ve İsrail’in gücünü sınırlayabilecek daha geniş bir bölgesel denge yapısının ortaya çıkması.

İyimser bir İran yorumunun sınırları

İran’ın Mekke Anlaşması’na ilişkin aşırı iyimser yorumunu karmaşıklaştıran iki faktör var.

Öncelikle, bu anlaşma Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın temelde Amerika Birleşik Devletleri’nden uzaklaşmayı veya İran liderliğindeki ABD karşıtı kampa katılmayı amaçladıkları anlamına gelmiyor. Motivasyonları ve tehdit algıları farklı ve her birinin Washington ile yapıcı ilişkiler sürdürmede önemli stratejik çıkarları bulunuyor. Türkiye, NATO’nun merkezi bir üyesi olmaya devam ediyor ve Adana’daki İncirlik Hava Üssü’nde ABD ve NATO güçlerine ev sahipliği yapmayı sürdürüyor.

Suudi Arabistan, Amerika Birleşik Devletleri ile derin bir stratejik, ekonomik ve güvenlik ortaklığı sürdürürken, Pakistan da Washington ile önemli güvenlik ve terörle mücadele bağlarını koruyor. Türkiye ise Mekke Anlaşmasını mevcut ittifakların yerine geçmekten ziyade, onları tamamlayıcı nitelikte olarak sundu.

Bu nedenle, anlaşma ABD’ye karşı dışsal bir dengeleme politikası olarak değil, bir tür riskten korunma ve stratejik çeşitlendirme olarak anlaşılmalı. İmzalayıcıları, Washington ile olan ilişkilerinin faydalarından vazgeçmeden daha fazla stratejik özerklik elde etmeyi amaçlıyor.

İkinci olarak, Mekke Anlaşması, ABD varlığının azalmasının İran’ın en iyi şekilde doldurabileceği bir güç boşluğu yaratacağı varsayımına meydan okuyor. Bu görüşün savunucuları, İran’ın 2026 savaşından stratejik olarak güçlenmiş olarak çıktığını savunuyor: İran devleti, büyük bir ABD-İsrail askeri harekatından sağ çıktı, rejim direncini gösterdi, eş zamanlı iç ve dış baskıları yönetti ve çeşitli alanlarda yatay tırmanma kapasitesini sergiledi.

Tahran ayrıca Hürmüz Boğazı çevresindeki deniz trafiğine önemli maliyetler yükleme yeteneğini de gösterdi; İran ile ittifak halindeki Husiler ise Babu’l Mendeb çevresinde baskıcı nüfuzlarını sürdürmeye devam ediyor.

Bu yetenekler, Tahran’ın savaş sonrası bölgesel güvenlik düzeninin şekillenmesinde merkezi bir rol üstlenme iddiasını güçlendirebilir. Ancak Mekke Anlaşması, Türkiye’nin bölgesel çalkantıyı kalıcı yapısal etkiye dönüştürme konusunda daha iyi bir konumda olabileceğini öne sürerek bu yorumu karmaşıklaştırıyor.

Türkiye ve ortaya çıkan bölgesel denge

Türkiye, özellikle Ekim 2023’ten bu yana jeopolitik bağlantı, askeri kapasite ve siyasi nüfuzun birleşimi yoluyla Ortadoğu’da daha büyük bir stratejik derinlik kazanmayı hedeflemiş durumda.

Ekonomik olarak Ankara, Asya, Orta Asya, Körfez ve Avrupa’yı birbirine bağlayan vazgeçilmez bir transit merkezi olarak konumlanmayı hedefliyor. Bu stratejinin merkezinde Trans-Hazar Orta Koridoru, Zangezur Koridoru ve Irak Kalkınma Yolu yer alıyor.

Bu projeler, ticari faydaların ötesinde kazanımlar sağlıyor; Türkiye’nin mal, enerji, sermaye ve altyapının bölgeler arası hareket ettiği güzergâhları şekillendirmesine olanak tanıyarak yapısal bir güç üretmesine olanak tanıyor.

Bu aynı zamanda, coğrafi konumu nedeniyle doğu-batı ve kuzey-güney geçiş hattında önemli bir rol oynayabilecek İran için rekabette dezavantajlı bir durum yaratıyor.

Türkiye de askeri gücünü artırıyor. Mekke Anlaşması, Ankara’nın önemli konvansiyonel ve savunma sanayi kapasitesini, Suudi Arabistan’ın finansal ve enerji kaynakları ile Pakistan’ın nükleer silahlı devlet statüsünü de içeren daha geniş bir güvenlik çerçevesine yerleştiriyor.

Siyasi açıdan Suriye, Ankara’nın artan nüfuzunun en açık örneğini sunuyor. Esad hükümetinin çöküşünün ardından Türkiye, yeni Suriye siyasi ve güvenlik düzenini şekillendirebilecek başlıca dış aktörlerden biri olarak ortaya çıktı.

Irak’ta Ankara, Kürdistan Bölgesi ile derin siyasi, ekonomik ve güvenlik ilişkileri geliştirirken aynı zamanda Bağdat’taki federal hükümetle de etkileşimini genişletiyor. Kalkınma Yolu özellikle önemlidir çünkü Türkiye’nin ekonomik karşılıklı bağımlılığı, Irak’ın Körfez ve Avrupa ile bağlantısı üzerinde uzun vadeli siyasi bir etkiye dönüştürmesine olanak tanır.

İran’ın ‘Direniş Ekseni’nin zayıflaması ve ABD’nin rolünün azalması, İran’ın egemen olduğu bir düzenin oluşacağını garanti etmez. Türkiye, jeo-ekonomik bağlantılar, askeri ortaklıklar ve siyasi nüfuz yoluyla bu boşluğu doldurmak için giderek daha iyi bir konumda bulunuyor. Bu nedenle Mekke Anlaşması, bölgesel karışıklığı kalıcı yapısal güce dönüştürmek için Tahran’dan ziyade Ankara’nın daha iyi bir konumda olabileceğini gösteriyor.

İran için yeni bir caydırıcılık ikilemi

Mekke Anlaşması, İran’ın gelecekteki ABD askeri eylemlerine karşılık verme konusunda manevra alanını da kısıtlayabilir. 2026 savaşında Tahran, kısmen yatay tırmanma yoluyla Washington’ı caydırmaya çalışmış, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere Körfez ülkeleri tarafından barındırılan ABD askeri çıkarlarını tehdit etmiş ve hedef almıştı.

Yeni Ortak Savunma düzenlemesi, bu stratejiyi karmaşıklaştırıyor. Mekke Anlaşması, bir üyeye yapılacak saldırının diğer üyelerden yardım tetikleyebileceği ilkesini ortaya koyuyor. İran için bu, yeni bir caydırıcılık ikilemi yaratıyor. Eğer ABD tarafından tekrar saldırıya uğrarsa, Tahran, Türkiye ve Pakistan’ı da çatışmaya çekebileceği riskine girerek Suudi Arabistan içindeki hedeflere saldırmayı göze alır mı?

Öte yandan, eğer anlaşma İran’ın Suudi topraklarına yönelik saldırılarının beklenen maliyetlerini başarıyla artırırsa, caydırıcı etkisi daha geniş kapsamlı sonuçlar doğurabilir. Diğer Körfez ülkeleri, çok taraflı kolektif savunma düzenlemelerini İran’ın baskısına karşı savunmasızlıklarını azaltmanın daha etkili bir yolu olarak görmeye başlayabilirler. Bu nedenle anlaşma, İran’ın Körfez’in parçalanmış güvenlik ortamından yararlanma ve ABD’li ortaklarına karşı yatay tırmanma stratejisini kullanma yeteneğini kademeli olarak sınırlayabilir.

Bu endişeler özellikle İran’daki radikaller arasında belirgin. Yüksek Liderin ofisiyle yakından ilişkili bir gazete olan Kayhan , anlaşmanın nihayetinde “Direniş Eksenini kuşatmayı” hedefleyebileceği konusunda uyardı.

Bu nedenle Mekke Anlaşması, yalnızca üçlü bir savunma paktı olarak değil, ortaya çıkan çok kutuplu bölgesel güvenlik mimarisinin bir parçası olarak anlaşılmalı. Önemi, belirsizliğinde yatıyor: Ne açıkça İran karşıtıdır ne de ABD liderliğindeki düzenle bir kopuşu temsil eder, ancak Washington ve Tahran’ı kademeli olarak devre dışı bırakabilecek ek bir bölgesel kutbu işaret eder. Bu nedenle anlaşma, İran’ın uzun zamandır savunduğu türden bir Amerikan sonrası düzeni temsil edebilir, ancak bu İran’ın mutlaka hakim olabileceği bir düzen olmayabilir.

Bu yazı The Amargi internet sitesinden alınmıştır.

×Dr. Rojin Mukriyan: İrlanda’daki University College Cork’ta Hükümet ve Siyaset Bölümü’nde doktora derecesine sahiptir. Mukriyan’ın başlıca araştırma alanları siyaset teorisi, feminist ve sömürgecilik karşıtı teori ve Orta Doğu siyaseti, özellikle de Kürt siyasetidir. Uluslararası Siyaset Teorisi Dergisi, Felsefe ve Sosyal Eleştiri ve Theoria’da makaleleri yayınlanmıştır.

Araştırmaları bugüne kadar Kürt özgürlüğü, Kürt devleti ve Kürt siyasi dostluğu alanlarına odaklanmıştır. Doğu Kürdistan [Rojhilat] veya kuzeybatı İran’daki son siyasi gelişmeler hakkında birçok düşünce kuruluşu yorumu ve raporu yayınlamıştır. Ayrıca çeşitli İngilizce, Kürtçe ve Farsça haber kanallarında sık sık yer almıştır.

X hesabı: @RojinMukriyan

Benzer Haberler

Rojin Kabaiş soruşturması

Kamu yetkilileri için soruşturma talep edildi

11 yıl sonra dosya açıldı

Fenerbahçe otobüsüne saldırı: 1 kişi tutuklandı

Katliamın yaşandığı Digor’dan çağrı:

'Barış yüzleşme ile mümkün olur'

Mazlum Abdi duyurdu:

Geri dönüşlerle ilgili anlaşmaya varıldı

‘Daha nice yıllar’ siyasette olacak

Erdoğan: Bu ülkede anneler artık ağlamayacak

Bilici’nin istifası zora sokmuştu

CHP’li Kasap Yeni Yol Grubu’na katıldı

Çerçeve yasa kaç dosyayı etkileyecek?

Bakırhan: Ekim’de daha somut adımlar atılacak

DEM Parti Kadın Meclisi:

'Kadınların olmadığı barış masası eksiktir'