BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Veri merkezleri uzaya taşınıyor:

Musk ve Bezos’un sürdürülemez vaadi

Veri merkezleri uzaya taşınıyor:

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Yapay zekanın giderek büyüyen hesaplama ihtiyacı, teknoloji şirketlerini bu kez uzaya yöneltiyor. Gerekçe enerji ve arazi ihtiyacını azaltmak. Ancak fırlatmaların, uyduların ve atmosfere geri dönüşlerin yaratacağı çevresel sonuçlar hakkında bilinen bir şey yok!

HABER MERKEZİ- Dünya’da veri merkezleri için yer, elektrik ve soğutma bulmak giderek zorlaşıyor. Yapay zekanın enerji tüketimi de bu baskıyı daha da artırıyor. Teknoloji milyarderlerinin çözümü ise alışıldık: Sorunu Dünya’da çözmek yerine veri merkezlerini uzaya göndermek.

Elon Musk’ın SpaceX’i bu yönde en iddialı projelerden birini hazırlıyor. Şirketin “Starmind” adı verilen projesi, yapay zeka için gereken hesaplama gücünü alçak Dünya yörüngesine taşımayı hedefliyor. Musk’ın gündeme getirdiği ölçek ise sıradan bir uydu projesinin çok ötesinde: bir milyon uydu.

Jeff Bezos’un uzay şirketi Blue Origin de benzer bir gelecek tasarlıyor. Şirketin Project Sunrise adı verilen çalışması, yörüngedeki veri merkezlerini güneş enerjisiyle çalıştırma fikrine dayanıyor. Google ve başka şirketler de uzayda hesaplama altyapısı kurma olasılığını araştırıyor.

Blue Origin
Kaynak: NASA Kennedy
GÜNEŞ HİÇ BATMIYOR

Bu fikrin savunucularına göre uzayın önemli bir avantajı var: Güneş.

Reporterre‘de yer alan habere göre, yörüngede uygun bir konuma yerleştirilen uydular, Dünya’daki gibi gece-gündüz döngüsünden etkilenmeden uzun süre güneş ışığına erişebilir. Böylece veri merkezlerinin elektrik ihtiyacı güneş panelleriyle karşılanabilir. Bir başka avantaj ise soğutma. Dünya’daki dev veri merkezlerinin en büyük sorunlarından biri olan iklimlendirme ihtiyacının uzayda daha kolay çözülebileceği ileri sürülüyor.

Üstelik arazi satın almak, yerel yönetimlerden izin almak ya da veri merkezlerinin su ve elektrik tüketimine karşı çıkan bölge sakinleriyle uğraşmak da gerekmeyecek.

Kağıt üzerinde cazip görünen tablo burada bitiyor.

Çünkü bu merkezleri uzaya göndermek için önce çok sayıda roket fırlatmak gerekiyor. Ardından yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca uyduyu yörüngede tutmak gerekiyor. Ve bu uyduların bir gün yörüngeden çıkarılması gerekiyor.

Asıl çevresel soru da burada başlıyor.

YÖRÜNGE SANAYİ BÖLGESİNE DÖNÜŞTÜRÜLECEK

SpaceX’in Starlink ağı bugün binlerce uydudan oluşuyor. Şirket, yeni nesil Starlink uyduları için çok daha büyük bir filo talep ediyor. Starmind projesinde ise rakam milyon seviyesine çıkıyor.

Bu sayıların tamamının gerçekleşeceğinin garantisi yok. ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC), SpaceX’in her talebini olduğu gibi kabul etmiyor. Ancak sayıların kendisi bile yörüngenin artık yalnızca bilimsel araştırmaların yapıldığı bir alan olmadığını gösteriyor.

Orbitalradar sitesine göre şu anda 29 bin 247 uydu var.

Amazon, Çin’in Guowang ve Qianfan projeleri, Blue Origin ve başka şirketlerin çalışmaları da hesaba katıldığında alçak Dünya yörüngesi giderek yeni bir sanayi alanına dönüşüyor.

Uzay uzmanı Hugh Lewis’in kullandığı benzetmeyle, Dünya’nın çevresinde yapay “Satürn halkaları” oluşabilir.

Üstelik mesele yalnızca uyduların sayısı değil.

ROKET TRAFİĞİ DE ARTIYOR
Kaynak: NASA Kennedy

Bu kadar büyük bir uydu filosunu kurmak ve sürekli yenilemek için fırlatma sayısının da artması gerekiyor.

2020’ye kadar yılda yaklaşık 100 uzay fırlatması yapılırken, 2025’te bu sayı 300’ün üzerine çıktı. Analiz şirketi ABI Research, 2035’e gelindiğinde yılda bin fırlatmanın mümkün olabileceğini öngörüyor. Her fırlatma, atmosfere büyük miktarda roket yakıtı ve yanma ürünü bırakıyor.

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) bu etkinin daha önce yeterince önemsenmediğini kabul ediyor. ESA’da geleceğin itki sistemleri üzerine çalışan Valère Girardin, fırlatma sıklığındaki artışla birlikte roketlerin çevresel etkisinin artık araştırılması gereken başlı başına bir sorun haline geldiğini belirtiyor.

ESA, bu nedenle roketlerin atmosfer üzerindeki etkilerini inceleyen Firewall projesini yürütüyor. Ancak araştırmacıların önündeki temel sorunlardan biri veri eksikliği. Yüksek atmosferde ölçüm yapmak son derece zor.

Uçaklar, balonlar, insansız hava araçları ve uydu tabanlı ölçümler kullanılıyor. Ama bilim insanları hâlâ roket fırlatmalarının ve atmosfere geri dönüşlerin uzun vadeli sonuçlarını tam olarak ortaya koyabilmiş değil.

SON KULLANMA TARİHİ BİTEN UYDULARA NE OLUYOR?

Uzay veri merkezlerinin tartışmadaki en büyük açmazlarından biri, onların “son kullanma tarihi”.

Alçak yörüngedeki uydular sonsuza kadar orada kalmıyor. Starlink uydularının ömrü yaklaşık beş yıl civarında. Kullanım dışı kalan uydular kontrollü biçimde atmosfere sokularak parçalanıyor. Buradaki amaç, uzay çöplerinin birbirleriyle çarpışarak zincirleme bir felakete dönüşmesini önlemek.

Bu olasılık “Kessler Sendromu” olarak biliniyor: Bir uydunun parçalanmasıyla ortaya çıkan enkaz, başka uydulara çarpıyor; onlar da parçalanarak daha fazla enkaz yaratıyor. Bir süre sonra yörünge, yeni uyduların güvenli biçimde çalışamayacağı kadar yoğun bir enkaz alanına dönüşebiliyor.

Uydu atmosfere girdiğinde parçalanıyor ve büyük bölümü yanıyor. Fakat “yanmak”, maddelerin ortadan kaybolması anlamına gelmiyor: uydular yaklaşık 70 ila 95 kilometre yükseklikte parçalanmaya başlıyor ve süreç daha aşağıda devam ediyor.

Araştırmacıların asıl bilmediği ise bu süreç sonunda ortaya çıkan parçacıkların atmosferde nasıl davranacağı.

Bazıları yüksek atmosferde kalabilir, bazıları zamanla daha alt katmanlara inebilir. Kimyasal reaksiyonların nasıl gerçekleştiği ve bu maddelerin atmosferin bileşimini nasıl değiştireceği konusunda hala önemli bilimsel boşluklar bulunuyor.

Dolayısıyla mesele, tek tek uyduların ozon tabakasını doğrudan yok etmesi kadar basit değil. Sorun daha yavaş işleyen, etkileri henüz tam olarak ölçülemeyen bir kirlenme süreci.

Bu konuda yapılan çalışmalar, uyduların atmosfere dönüşü sırasında alüminyum, bakır, lityum, kurşun ve nadir toprak elementleri gibi maddelerin atmosfere karışabileceğine işaret ediyor.

1967 tarihli Uzay Antlaşması, hiçbir devletin uzayı mülk edinmesine izin vermiyor. Fakat özel şirketlerin uzayı ne ölçüde kirletebileceğine dair açık bir düzenleme getirmiyor.

Milyonlarca uyduyu yörüngeye yerleştirme yarışı gerçekten başlarsa, geride yalnızca Dünya’nın çevresinde büyüyen bir teknoloji altyapısı değil, henüz sonuçlarını bile tam olarak bilmediğimiz yeni bir atık alanı bırakabilir.

Benzer Haberler

Meclis’te tarihi gün

Çerçeve yasa görüşmeleri Genel Kurul'da başladı

Soruşturmada 19 kişi tutuklanmıştı

Adalet Bakanı Gürlek, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ailesiyle görüşecek

MKM’den Duman grubuna tepki

‘Kurt dumanlı havayı sever’ 

EFFP ‘atılması gereken adımları’ sıraladı:

Yasayı bir sonuç olarak değil, bir kapının açılması olarak görüyoruz

Kılıçdaroğlu’dan çerçeve yasa mesajı:

‘Bu sürece tereddütsüz katkı vereceğiz’

Mansur Yavaş’tan çerçeve yasa açıklaması:

'Gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz'