29 Ekim 2026 Nûmedya24
Güncel

Çatışmasızlık hali 'bölge'deki gazeteciliği nasıl dönüştürüyor?

Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, çatışmasızlık sürecinde gazeteciliğin nasıl değiştiğini anlamak için 15 gazeteciyle görüştü. Peki çatışmasızlık, bölgedeki gazeteciliği nasıl etkiledi? Gazetecilik nasıl değişiyor, nasıl evriliyor?

HABER MERKEZİ - Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, sürecin gazeteciliğe etkisine ilişkin "Çatışmasızlık hali 'bölge'deki gazeteciliği nasıl dönüştürüyor?" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Bildirici, "Şimdi PKK’nın silahlı gücünün çekilmesi ve çatışmasızlık hali, bölgedeki gazeteciliğe ve özellikle de Kürt gazetecilere yeni alan açıyor. İlk olarak 'terörist' nitelemesiyle anılmaktan kurtuldular. Çatışma ve şiddet haberlerinden uzaklaştıkça da yaşamın farklı alanlarından haberlere yönelebilecekler" ifadelerini kullandı. 

Söz konusu yazıda 15 gazeteci Bildirici'nin sorularını yanıtladı.

BİLDİRİCİ'DEN 'KÜRT GAZETECİLERE YENİ ALAN AÇILIYOR' TESPİTİ

Faruk Bildirici bugünkü yazısında şu ifadelere yer verdi: 

Cumhur İttfakı’nın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı, bölgede “süreç” olarak adlandırılan ama şimdilik PKK’nın tasfiyesi adımıyla ilerleyen bu dönemin en büyük getirisi, çatışmasızlık, silahların ateşlenmemesi, kan dökülmemesi.

Çatışmasızlık halinin bölgedeki gazeteciliği de derinden etkilemesi kaçınılmaz. Zira oradaki gazeteciler, on yıllardır çatışmaların, bombaların, operasyonların tam ortasındaydı. 90’lar gazetecilerin de hedef alındığı karanlık bir dönemdi. Yönetmen Sedat Yılmaz’ın “Press” filmi gazeteci cinayetlerinin ve bölgedeki gazetecilerin olağanüstü çalışma koşullarının belgeselidir. Ama bu koşullar gazeteciliği tüketemediği gibi, 2000’lerde, yaygın medyanın yanı sıra bir de “Kürt medyası”nın doğumunu, güçlenmesini engelleyemedi.

“Bölge” kentlerindeki gazetecilik, çatışmalar, eylemler, ölümler ile hak haberciliğine odaklandı. Üstelik de devletin güvenlikçi politikaları ve PKK’nin baskıları arasında sıkıştı. Elbette nadir ve başarılı örnekleri görülse de bağımsız ve eleştirel gazetecilik sınırlandı. Son yıllarda da erişim engelleri, yasaklar ve uydurulmuş gerekçelerle tutuklamalar, gözaltılarla karşı karşıya.

Şimdi PKK’nin silahlı gücünün çekilmesi ve çatışmasızlık hali, bölgedeki gazeteciliğe ve özellikle de Kürt gazetecilere yeni alan açıyor. İlk olarak “terörist” nitelemesiyle anılmaktan kurtuldular. Çatışma ve şiddet haberlerinden uzaklaştıkça da yaşamın farklı alanlarından haberlere yönelebilecekler. Hatta ilk örnekleri görülmeye başlandı bile.

ÇATIŞMASIZLIK BÖLGEDEKİ GAZETECİLİĞİ NASIL ETKİLEDİ?

Bildirici, "bu yeni dönemde bölgede gazeteciliğin nasıl etkilendiğini, nasıl değiştiğini anlamak için çoğu bölgeden olmak üzere" 15 gazeteciyle görüştü. Meslektaşlarına “Çatışmasızlık, bölgedeki gazeteciliği nasıl etkiledi? Gazetecilik nasıl değişiyor, nasıl evriliyor?” sorusunu yöneltti ve kısa yanıtlar yazmalarını rica etti.

Diyarbakır, Batman, Van’da gazetecilik faaliyeti yürüten ya da bölgeyi ve Kürt meselesini yakından izleyen (alfabetik sırayla) Abdurrahman Gök (Gazeteci), Ahmet Ün (ANKA Diyarbakır Temsilcisi), Deniz Tekin (Gazeteci), Faruk Balıkçı (Güneydoğu Ekspres Genel Yayın Yönetmeni), Felat Bozarslan (Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı), Ferit Aslan (Medyascope Diyarbakır Temsilcisi), Hatice Kamer (Gazeteci), İrfan Aktan (Spot Basın Kooperatifi), Kesira Önel (Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eşbaşkanı), Mahmut Bozarslan (Gazeteci), Mahmut Oral (Gazeteci), Metin Yoksu (Gazeteci), Ruşen Takva (Gazeteci), Sıddık Güler (Serhat News Genel Yayın Yönetmeni) ve Zeynep Durgut (Mezopotamya Ajansı) soruları yanıtladı.

Bildirici, "Fakat 'silahların gölgesinden uzaklaşmanın' gazetecilik için yeni olanaklar ve dönüşme fırsatı yarattığını kabul etmekle birlikte 'süreç'in gidişatındaki belirsizlikten, baskıların artarak devam etmesinden ve yaygın medyada çatışmacı dilin bir türlü bitmemesinden endişeliler. Yeni döneme hazırlanmak ve gazeteciliğin dönüşümünü sağlamak da tartışmak, konuşmak, düşünmek gerektiğinin de farkındalar. Umarım soru yanıtlı bu çalışma zihin açıcı olur, dönüşüme katkıda bulunur" dedi.

İşte 15 gazetecinin yanıtları:

ABDURRAHMAN GÖK: KESKİN DİL YERİNE BARIŞ GAZETECİLİĞİ

Abdurrahman Gök (Gazeteci): İki yıllık çatışmasızlık süresince bölgedeki gazetecilik açısından ciddi anlamda bir değişim dönüşüm yaşandığını söyleyemem. Gazeteciler üzerindeki baskılar hala devam ediyor, gerek haber ajansları ve haber portallarının web sayfalarına getirilen erişim engelleri gerekse de gazetecilerin dijital medya hesaplarına erişim engelleri hızından bir şey kaybetmeden devam ediyor.

Yine gazeteciler gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, denetim altında bulunan gazetecilerin adli kontrolleri kaldırılmıyor ve yargılamaları devam ediyor. Ben de onlardan biriyim. Dolayısıyla baskılar noktasında ciddi bir değişim yaşandığını söylemek mümkün değil.

Çatışmasızlığın tamamen kalıcı hale gelmesi “güvenlik” odaklı habercilikten “hak ve yaşam” odaklı bir haberciliğe doğru radikal bir dönüşümü sağlamalı; ancak devam eden çatışmasızlık halinin kalıcı olup olmayacağı kaygısı, bu radikal dönüşümün önünde bir bariyer olarak duruyor. Buna rağmen gazetecilerin yaptıkları haberlerde ve habere yaklaşımları noktasında bir değişim-dönüşüm çabası gözlemlediğimi söyleyebilirim.

“Güvenlik” gündeminden sıyrılarak bölgenin kalkınma, turizm, ekoloji, kültür sanat, ekonomi gibi potansiyellerini yavaş yavaş ön plana çıkarmaya başladıklarını, yerel medyanın toplumsal sorunları, yerel yönetimleri ve hak ihlallerini az da olsa raporlama imkânı bulabildiğini, keskin dilin yerini toplumsal uzlaşıyı destekleyen barış gazeteciliğine bırakmaya başladığını belirtebilirim.

Geçmişi unutturmadan, travmaları tetiklemeden toplumsal hafızayı inşa eden ve kalkınmayı denetleyen yapısal bir gazeteciliğe kapı aralandığını, ama kalıcı bir çatışmasızlıkla bu kapının ardına kadar açılması gerektiği düşünüyorum.

AHMET ÜN: ÇATIŞMASIZLIK, GAZETECİLİĞİN ÖNCELİKLERİNİ DEĞİŞTİRECEK

Ahmet Ün (ANKA Diyarbakır Temsilcisi): Bölgedeki biz gazeteciler yıllarca haber peşinde koşarken, çoğu zaman haberin öznesi olmaya da yaklaştık. Kimi zaman bir patlamanın hemen ardından olay yerine ulaşmaya çalışıyor, kimi zaman çatışmaların ortasında kalıyor, kimi zaman da bir gösteriyi takip ederken hem güvenlik güçlerinin hem de protestocuların tepkisiyle karşılaşıyorduk. Bölgede gazetecilik yapmak yalnızca bilgi toplamak ve aktarmaktan ibaret değildi, aynı zamanda sürekli risk, baskı ve kutuplaşmanın içinde mesleği sürdürme mücadelesiydi.

Çatışmaların ortasında kalmak, bombalı saldırıların hedefi olmak, yürüyüş ve gösteriler sırasında hem güvenlik güçlerinin hem de göstericilerin müdahalelerine maruz kalmak mesleğimizin sıradan bir parçası haline gelmişti. Gazetecilik faaliyetimizi yalnızca çatışmaların yarattığı fiziksel riskler değil, aynı zamanda siyasi ve idari baskılar da şekillendiriyordu.

Silah seslerinin gündelik hayatın bir parçasına dönüştüğü yıllarda, bölgede gazetecilik yapmak çoğu zaman olayları izlemek değil, tarihin sert akışının içinde ayakta kalmaya çalışmak anlamına geliyordu. Çatışmalı ortamın sona ermesi, gazeteciliğin önceliklerini de değiştirecektir.

Bombalar, operasyonlar ve ölümler yerine yurttaşların gündelik hayatlarına dokunan sorunlar daha görünür hale gelecektir. Daha önce güvenlik gerekçeleriyle ulaşılması zor olan kırsal alanlara rahatlıkla gidebilecek, ekonomi, sağlık, eğitim ve tarım gibi alanlarda yaşanan sorunlara daha fazla odaklanabileceğiz. Emeklilerin, işsizlerin, çiftçilerin ve ihtiyaç sahibi insanların sesini daha güçlü duyurma imkânı bulacağız. Kültür, sanat ve spor gibi çatışmalı dönemlerde geri planda kalan alanlar da medyada daha fazla yer bulacaktır.

DENİZ TEKİN: GAZETECİLİĞİN KENDİNİ YENİDEN DÜŞÜNMESİ İÇİN BİR FIRSAT

Deniz Tekin (Gazeteci): Bölgede, her ne kadar çatışmalı dönem sona ermiş olsa da, güvenlikçi politikaların etkileri azalsa da sansür ve oto sansürün etkisinin halen sürdüğünü düşünüyorum. Süreç nihayete ermiş değil ve bunun sonucunda hangi yasal düzenlemelerin yapılacağı, bunun Kürt meselesini, ifade özgürlüğüne ne kadar etki etki edeceği halen belirsizliğini koruyor.

Bu süreç bölgede gazetecilik konusunda görece kısmi bir özgürlük alanı yaratsa da, Türkiye’nin batısında gazetecilere ve yayın kuruluşlarına yönelik baskı, tutuklama, kayyumlar ve erişim engelleri kaygıları arttıran başka boyut. Kürt medyasına yönelik ağır internet sansürü de devam ediyor. Bunlar değişimin etkileyen faktörler.

Bu süreç, bölgedeki gazetecilik açısından yalnızca haber konularının değişmesi değil, gazeteciliğin kendisini yeniden düşünmesi için de bir fırsat sunuyor. Uzun yıllar boyunca gazetecilik, çatışmaların, operasyonların, hak ihlallerinin ve bunların yargı süreçlerinin takibi etrafında şekillendi. Çatışmalı dönemin sona ermesi, Kürt meselesinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor elbette, geçmişle yüzleşme, cezasızlık, adalet, toplumsal hafıza, onarım ve toplumsal değişimi birlikte izleyen gazetecilik anlayışını daha fazla gündeme taşıma sorumluluğu da doğuruyor.

FARUK BALIKÇI: BÖLGEDE GAZETECİLİK AÇISINDAN OLUMLU BİR HAVA ESİYOR

Faruk Balıkçı (Güneydoğu Ekspres Genel Yayın Yönetmeni): Süreçle birlikte çatışmalı dönemin sona ermesi özellikle bölgede gazetecilik açısından olumlu bir hava esiyor. Son dönemlerde birçok gazetecinin Kandil alanında PKK ile görüşerek haberleştirmesi de bunun somut bir örneğidir.

Oysa süreç öncesi biliyoruz ki bırakın böyle bir görüşmeden bahsetmeyi yapılan haberlerde bile dolaylı yollardan PKK propagandası yapıldığı gerekçesiyle onlarca gazeteci hakkında davalar açıldı ve tutuklamalar yaşandı. Ancak, bu süreçle birlikte 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunundan yargılanma yapıldığını hatırlamıyorum.

Çatışmaların yaşandığı dönemde bölgedeki askeri güvenlik noktalarında sert mizacın yerini süreçle birlikte yumuşama olduğu kendini hissettirdi. Bazı güvenlik noktaları kaldırılırken, var olan kontrol noktalarında da sadece kimlik kontrolü yapılarak ‘iyi yolculuklar’ temennisiyle çatık kaşların yerini güler yüzler almış durumda.

Geçmişte daha çok çatışmalı süreç haberlere yansırken, şimdi ise toplumsal, ekonomik, insan hikâyeleri ve Amedspor haberleri daha ağırlıklı olarak yer alıyor.

FELAT BOZARSLAN: ÇATIŞMASIZLIK, BÖLGE GAZETECİLİĞİ İÇİNN YENİ BİR DÖNEMİN KAPISINI ARALIYOR

Felat Bozarslan (Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı): Çözüm süreci ve getirdiği çatışmasızlık, bölge gazeteciliği için yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Çünkü uzun yıllar bölgede yapılan gazetecilik çatışma, operasyon ve güvenlik politikaları gölgesinde yürüdü. Gazeteciler olarak bu çatışmalı sürecin hem tanığı hem de mağdurlarıyız. Yakın zamana kadar da ağır bedeller ödeyerek yaşananları kayıt altına almaya, bir başka boyutuyla da toplumun hafızasını diri tutmaya çalıştık.

Bölgede gazeteciler uzun yıllar güvenlikçi politikaların baskı ve tehdidi altında mesleğini yapmaya çalıştı. Birçok gazeteci “terörist” ilan edildi, ötekileştirildi, fişlendi. Bugün çatışmasızlık süreciyle bölge basını bir nebze de olsa rahat nefes almaya başladı. Birkaç yıl önce toplu gözaltılar, tutuklamalar, sahada güvenlik güçlerinin müdahaleleri ve hatta ölüm olayları yaşanırken, bugün artık bu gibi durumları görmüyoruz.

Bölgede çatışmalı dönemin sona ermesi gazetecilik açısından önemli bir dönüşüm fırsatıdır. Bölge gazeteciliği artık çatışmanın gölgesinden çıkarak toplumun gündelik yaşamına, ekonomik sorunlarına, kültürel haklarına, adalete odaklanabilmektedir. Bölgenin çok daha geniş bir gündemi ve toplumsal sorunları var. Özellikle yerel medya artık bu sorunlara daha çok eğilebiliyor. Yoksulluk, işsizlik, göç, kadınların yaşadığı sorunlar, gençlerin gelecek kaygısı, ekolojik tahribat ve yerel demokrasinin güçlendirilmesi gibi konular, gazeteciliğin daha fazla üzerinde durduğu başlıklar olarak önümüze çıkıyor.

FERİT ASLAN: GAZETECİLER TAHRİBATI GİDERME FIRSATI BULACAK

Ferit Aslan (Medyascope Diyarbakır Temsilcisi): 100 yıllık bir Kürt meselesinde neden değil sonuç olan PKK’nin silahlı mücadeleyi terk etmesi kararı hayatın her alanında olduğu gibi basın sektörü olanında da tabii ki olumlu etkileri olacaktır. OHAL’den bu yana gazetecilik yapan biri olarak 35 yıldır yaşamımız Kürt meselesinden kaynaklı olan şiddet sarmalı içinde geçti.

2013-2015 yılları arasında yürütülen çözüm sürecinde bir canlı yayında sürecin ilk adımı olan ateşkesin gazetecilerin hayatını nasıl etkilediği ile ilgili bir soruya, “Uykularımız artık gelen bir çatışma, baskın ya da patlama haberlerini veren bir telefon ile bozulmuyor. Deliksiz uyku uyuyoruz” demiştim.

Şimdi gelinen aşamada gazeteciler artık Kürt meselesinden kaynaklanan şiddet sarmalı ile ilgili haberler yerine bulundukları kentlerin, bölgenin sosyoekonomik haberlerine daha çok ağırlık verecekler. Kültür-Sanat haberleri yapacaklar ve belki de geçmişin hikâyelerine başka bir gözle bakacaklar. Bugüne kadar şiddet sarmalı bütün sorunların önüne set çekiyordu ve yapılan her şey bir şekilde PKK ile ilişkilendirilebiliyordu.

Şimdi yürütülen süreç ile birlikte yaşananların en yakın takipçisi ve tanığı olan gazeteciler de belki geçmişteki tanıklıkların belleğinde yarattığı tahribatı giderme fırsatı bulacaktır. Artık 30-25 yıldır çıkılamayan dağlara, yaylalara, vadilere giderek orayı farklı gözle izleme ve haberleştirme fırsatı yakalayacaktır.

HATİCE KAMER: GÖRÜNMEYEN YEL DEĞİRMENLERİYLE SAVAŞIYORUZ

Hatice Kamer (Gazeteci): Türkiye’nin basın hak ihlalleri karnesinin 90’lardan itibaren kötüye gitmesinin başlıca nedenlerinden biri, Kürt sorunu ve bu sorunu ele alan basın mecraları ile gazetecilere yönelik tutum ve baskılardır. Meseleyi yalnızca terör sorununa indirgeyen politika ve ana akım medya, Kürt gazetecileri “terörist” ya da “teröre yardım ve yataklık yapan” potansiyel suçlular gibi görmeye başladı. Sahada gazetecilik çok zorlu koşullarda yürütüldü. Çünkü haber yapılan konular büyük oranda bölgedeki güvenlik politikaları ve kolluk güçlerinin neden olduğu şiddet vakalarıydı.

2009’daki açılım ve 2013-2015 arasındaki çözüm süreciyle medya üzerindeki baskılar azaldı. Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin varlığıyla artan Kürt kanalları ve devlet televizyonunda Kürtçe yayın önemli bir eşik oldu. Mesleğimizi en rahat icra ettiğimiz dönemlerdi.

Ancak çözüm sürecinin sona ermesiyle 90’lar geri döndü. Birçok medya kanalı kapatıldı, gazeteciler tutuklandı, haklarında davalar açıldı, birçoğu yurt dışına gitmek zorunda kaldı. Geride kalan bizler ise gözaltılarla, saldırılarla, sansür ve baskılarla mesleğimize devam ettik. Hendek olayları ile savaş muhabirine dönüştük. Daralan saha, sosyal medyanın varlığıyla gazetecilere görece özgür bir alan sağladı ve bu mecra hızla kapatılan TV kanallarının yerini almaya başladı.

Ancak iki yılı aşkın süredir devam eden süreçte polis ya da asker sahada müdahale etmiyor olsa da baskılar; erişim engelleri, sosyal medya hesaplarının kapatılması, gözaltılar ve tutuklamalar sürüyor. Muhalif kesimler de baskılardan payını aldı; Kürt ya da Türk herkes haksızlıkta eşitlendi.

Sansür ve otosansür giderek artıyor. Bilgiye erişimin kolaylaşırken gerçeğe ulaşmak zorlaştı. Tüm bu etkenler etik ve doğru gazeteciliği daha zor hale getiriyor. Yeni nesil, bu zorluklarla uğraşıp gazeteci olmaktansa “influencer” olmayı tercih ediyor; çünkü riskleri az, getirisi fazla ve popülerliği sağlıyor. İşimiz artık daha zor ve adeta görünmeyen yel değirmenleriyle savaşıyoruz.

İRFAN AKTAN: SÜREÇ, SOMUT GÜVENCE KAZANDIRMADI

İrfan Aktan (Spot Basın Kooperatifi): Kürt meselesi ve PKK konusunda yapılan haberciliğin önündeki bariyerlerin, örgütün kendini feshetmesinden sonra hukuken değil ama, fiilen aralandığını teslim edelim. Nitekim ben dahil bazı gazeteciler Kandil’e, Rojava’ya gidip söyleşiler yapabildi. Fakat bu gazeteciliğin faturasının, sürecin bozulması halinde nasıl kesileceğini öngöremiyoruz. Çünkü süreç, henüz basın faaliyetine dair somut güvence kazandırmadı.

Aslında bu filmi daha önce görmüştük. 2013-2015 çözüm sürecinde Kandil’e giderek yöneticileriyle söyleşi yapan pek çok meslektaşımız süreç bozulduktan sonra hedef gösterildi, bazıları ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. O çözüm süreci biter bitmez, 4 Ekim 2015 günü Diyarbakır-Silvan’da bir polis memuru, daha sonra KHK ile kapatılan Dicle Haber Ajansı’ndan (DİHA) Serhat Yüce’nin kafasına, kameralar önünde silah dayadı.

Zihinlerdeki bu şok edici hatıra ve hukuki güvencesizlik nedeniyle şu anda da dört başı mamur gazetecilik yapamıyor; Kürt meselesinin pek çok veçhesini derinlemesine ele alamıyoruz. PKK silahlı mücadeleyi terk etti, evet. Fiili bir ateşkes yürütülüyor, doğru. Fakat Serhat Yüce’nin kafasına dayanan silahın inip inmediğinden emin değiliz.

Öte yandan bu süreçte iktidarın ve yargının eleştirel gazeteciliğe yönelik baskıcı uygulamaları derinleşti. LGBTİQ+ bireylerin sorunlarına ilişkin haberler gerekçe gösterilerek T24’e erişim yasağı getirilmesi, patronunun ticari faaliyetleri gerekçe gösterilerek Halk TV’ye, öncesinde TELE1’e el konması, Kürt meselesi dâhil, çeşitli alanlarda yaptıkları haberler nedeniyle pek çok gazetecinin yargılanmaya, tutuklanmaya devam edilmesi bunun en görünür örnekleri.

2010 yılında, Express’te yayınlanan bir makalemdeki iki alıntı gerekçe gösterilerek hakkımda hapis cezası verildiğinde ortalık ayağa kalkmış, iktidara yakın gazetelerde bile tepki yazıları yayınlanmıştı. Şu anda ise benzer yargı kararları her gün veriliyor ve çıt çıkmıyor.

KESİRA ÖNEL: GAZETECİLER BİRLEŞTİRİCİ BİR DİLİ GÜNDEMİNE ALMALI

Kesira Önel (Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eşbaşkanı): 2013-16 Çözüm sürecinin bozulmasıyla birlikte devlet mekanizması siyasi operasyonlara basın kurum ve kuruluşlarını da dahil ederek neredeyse kapatılmayan basın mecrası bırakmadı. Onlarca TV, ajans tek bir gecede KHK ile kayyum uygulanarak işlevsiz hale getirildi. Takip eden yıllarda birçok medya kuruluşunun iktidara yakın isimlere geçmesi Türkiye’de bağımsız gazetecilik yapmak isteyen herkese gözdağı niteliği taşıyordu. Yüzde 99 tekelleşen medya aklı ve dijitalleşmenin gelişimi ile yeni bağımsız mecra alanlarını kullanmaya başlandı.

Ne yazık ki ana akım medya olarak tanımlanan basın yayın organları zayıflayınca kurulan birçok dijital platform bu kez de 2022 yılında Meclis’ten geçen Sansür Yasası ile müdahale edilen alan haline getirildi. Son birkaç yıl itibariyle yüzlerce kapatılan site, dijital sayfası ve kişisel hesaplar üzerinden halkın haber alma hakkı neredeyse basın özgürlüğü kapsamında Türkiye’yi dünya sıralamalarında en geri seviyelere taşıdı.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile basına dönük sansür ve baskılama politikalarının demokratik adımlarla bertaraf edilmesi konuşulurken ne yazık ki baskılamalar hâlâ devam etmekte. Halk TV’ye kayyum atanması iktidarın basını kontrol altına alıp dizayn etmek istemesinin en bariz örneği olarak karşımızda durmaktadır.

Değişim ve demokratikleşme önündeki en büyük engel olarak kitle iletişim araçlarına müdahale otoriter devlet anlayışıyla pekiştirilip tüm muhalif seslerin sesini kısmak olarak da yorumlayabiliriz. Buna en güçlü cevabın amasız fakatsız bütün basın örgütlerinin kolektif bir akıl ile sürecin ruhuna uygun bir basın yayın faaliyeti yürütmesi ve aynı zamanda ana akım medyanın aksine süreci besleyen birleştirici dili artık gündemine alıp tartışması gerek.

MAHMUT BOZARSLAN: GAZETECİLER AÇISINDAN BİR CENNET YARATMADI

Mahmut Bozarslan (Gazeteci): Bölgemizde silahların susması hayatın her alanında olduğu gibi gazetecilik alanında etkisi gösteriyor. Neredeyse 12 Eylül askeri darbesinden bu yana, bölgede görev yapan gazetecilerin en önemli ve yıllarca hiç değişmeyen gündem maddesi şiddet oldu. Silahların susmasıyla bu gündem maddesi yerini çok farklı konulara bıraktı.

Son günlerde bir TV kanalının sosyal medya paylaşımları dikkatimi çekiyor. Daha önce bu kanalın haberlerinin kahır ekseriyeti bölgede yaşanan olaylar ve etkilerine ilişkindi. Ancak son günlerdeki haberlerin tamamı Diyarbakır’ın gündelik yaşamındaki renkliliğe ilişkindi. Yine kadınların yaşadıkları sorunlar, özellikle de kadına yönelik şiddet. Kadınların şiddet başta olmak üzere yaşadıkları sorunlar silahların susmasıyla daha görünür hale geldi. Çatışmanın sona ermesiyle eğitim, işsizlik, tarım, çevre, kadınların yaşamı, kültür, dil ve yerel yönetimleri daha fazla konuşma imkanına sahip olacağız.

Önceki yıllarda haber kaynaklarına ulaşmak sanıldığı kadar da kolay değildi. Birçok kişi, kaotik ortamda başına bir şey gelir endişesiyle, gazetecilerden köşe bucak kaçardı. Çünkü gündem PKK’ydi ve haksız da sayılmazlardı. Şimdi ise bu kaygı tamamen ortadan kalkmasa da önemli ölçüde azaldı.

Silahların susmasının en önemli etkisi: mesleğin nispeten daha rahat yapılaması olacaktır. Burada bir konunun altını özellikle çizmek istiyorum, silahları susması gazetecilik açısında bir cennet yaratmadı. 90’lı yıllarda sadece bölgede görev yapan gazeteciler sorunlarla boğuşurken, bugün bütün Türkiye’deki meslektaşlarımız daha ağır sorunlar yaşıyor. Bölgedeki gazeteciler sorun yaşamaya devam edecek ama sorunun kaynağı ve nedeni değişti.

Bana kalırsa en önemli etki de Kürt meselesinin basında tartışılmasına dair olacak. Süreç başarıya ulaşırsa, bu meselenin tartışılması ve çözüm üretilmesi de daha rahat olacak.

MAHMUT ORAL: TOPLUMDAKİ GENEL GÜVENSİZLİK HALİ, GAZETECİLERE DE HAKİM

Mahmut Oral (Gazeteci): Halihazırdaki süreçte gazeteciler ve gazetecilikte tam bir “kal geldi” durumu söz konusu. Çünkü sürecin nihayetinde nereye evrileceği, başarılı olup olmayacağı, sürecin başarılı olması durumunda Kürtlerin ne gibi kazanımlar elde edeceği veya edemeyeceği konularında belirsizlik söz konusu.

Benim mesleki gözlemime göre 2013/15 dönemindeki süreçle şimdikinin arasında, sahada uzaktan yakından bir benzerlik bulunmuyor. Zira o dönemdeki medya bombardımanı veya sivil toplum, siyasetçi akınları, seferleri ortalarda yok. Yani saha sakin görünüyor. Durum böyle olunca sanki hiçbir şey yürümüyor gibi algılanıyor.

Gerçekten de Devlet Bahçeli’nin açıklamaları, araya serpiştirilen Feti Yıldız beyanları ve “her şeyi bilen AKP’li gazeteci” Abdülkadir Selvi ve nihayetinde seyrek olarak İmralı’ya gidip gelen heyetin suya sabuna dokunmayan söylem ve mesajları dışında kamuoyunu ve gazetecileri tam anlamıyla tatmin eden bir açıklama, beyan, taahhüt ortalarda yok.

Ya da iyi niyet temennilerinin ötesine geçen bir şey görebilen, eğer akamete uğramadan nihayetlenecekse, projeksiyonun sonucunu tam olarak bilen çok az insandan söz edebiliriz. Bunlar içinde kaç gazeteci olabilir dersiniz?

Diğer yandan toplumdaki genel güvensizlik hissi, gazetecilerde de hâkim. Memleket işleriyle ilgili olarak bölgede bir elin parmağını geçmeyecek sayıda yazabilen gazeteciler de içinden geldiği gibi muhataplarına soruları soruyor ve yanıtlarını da dobra dobra alıp yayın yapıyor denemez.

Zira iktidarı veya onun süreçteki Kürt partner aktörlerini az da olsa üzebilecek, rahatsız edebilecek bir yazı, haber, hatta imada bile “süreç bozgunculuğu” yaftasını sırtlamak pekâlâ mümkün. Bu yük de bölgedeki gazeteci için hayli ağır. Kaldı ki süreç boyunca hem iktidardan hem de DEM İmralı Heyeti’nden bu yönde pek çok açıklama da yapıldı. İşimiz zor iş vesselam.

METİN YOKSU: GAZETECİLİĞİN ÖNÜNDEKİ ENGELLERİN KALKTIĞI ANLAMINA GELMİYOR

Metin Yoksu (Gazeteci): Çatışmasızlık süreci, bölgedeki gazetecilik açısından yeni bir dönemin kapısını aralayabilir. Ancak bu dönüşümü yalnızca silahların susması üzerinden değerlendirmek eksik olur. Çünkü çatışmalı dönemin sona ermesi, gazeteciliğin önündeki engellerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Uzun yıllar boyunca bölgede hak odaklı gazetecilik yapan birçok gazeteci, haberleri nedeniyle kriminalize edildi, yargılandı, baskıyla karşılaştı ve mesleğinden uzaklaştırıldı. Bugün çatışmasızlık tartışmaları sürerken bu gazetecilerin önemli bir bölümü hâlâ işsiz, güvencesiz ya da mesleğini sürdürebilmek için kendi imkânlarıyla mücadele ediyor.

Asıl çelişkilerden biri de burada ortaya çıkıyor: Dün çatışmalı sürecin koşullarında gazetecilik yapmaya çalışanlar bugün yeni medya düzeninde kendilerine yer bulmakta zorlanırken, sektörde alan bulmanın çoğu zaman gazetecilik birikiminden çok politik yakınlıklara, kişisel ilişkilere ve kafa-kol ilişkilerine bağlı olduğu yönünde güçlü bir eleştiri var.

Çatışmasızlık, gazeteciliğin gündemini değiştirebilir. Yoksulluk, işsizlik, ekoloji, kent hakkı, kadınların yaşamı ve yerel yönetimlerin sorumlulukları daha fazla haberleştirilebilir. Ancak dönüşüm için gazetecilerin özgürce çalışabilmesi ve ekonomik olarak ayakta kalabilmesi gerek.

Bağımsız gazetecilik açısından mesele, yalnızca haber konularının değişmesi değil, gazeteciliğin kimin tarafından ve hangi koşullarda yapılabildiğidir. Gazetecilerin politik görüşlerine göre ayrıştırılmadığı, kişisel ilişkiler yerine mesleki yeterliliğin ve etik ilkelerin belirleyici olduğu çalışma ortamına ihtiyaç var.

Çatışmasızlık, gazeteciliğin özgürleşmesi için fırsat olabilir; ancak gazetecilerin işsiz, güvencesiz ve dışlanmış kaldığı bir düzende bu fırsat kendiliğinden gerçekleşmez. Barışın toplumsal karşılığı, yalnız silahların susmasıyla değil, eleştirel gazeteciliğin de özgürce nefes alabilmesiyle sağlanır.

RUŞEN TAKVA: GÜNDELİK HAYATA YANSIMALARINI SORGULAYABİLECEK

Ruşen Takva (Gazeteci): Çatışmasızlık, bölgedeki gazeteciliği sadece silahların ve güvenlik operasyonlarının gündem dışı kalmasına değil, haberin merkezini de değiştirme ihtimalini ortaya çıkardı. Yıllarca çatışmayı, operasyonları, gözaltıları, kayıpları ve hak ihlallerini izleyen bölge gazeteciliği, ilk kez barışın toplumsal çıktıları olan demokratikleşmeyi, hukuki güvenceleri ve Kürt meselesinin gündelik hayata yansımalarını daha geniş biçimde sorgulayabilecek bir zemine kavuştu.

Fakat teoride böyle ihtimaller olsa bile iktidarın sürdürdüğü mevcut politikalar bambaşka bir perspektif ortaya koyuyor. Mesela hukuki reformlar, ifade özgürlüğü ve haber kaynaklarına erişim konusunda somut adımlar atılırsa bölge gazeteciliği çatışma haberciliğinden toplumsal dönüşümü izleyen daha araştırmacı bir gazeteciliğe evrilebilir. Hatta sürecin eksiklerini, devlet politikalarını ve ihlalleri haberleştirme imkânı sunar.

Ancak iktidarın güvenlikçi politikaları, sansürü ve baskısı, sürece rağmen tüm şiddetiyle sürüyor. PKK’nin silah bırakmasıyla başlayan süreçte Kürt gazeteciler, silahlar susmadan önceki dönemden daha ağır bir baskı ve ihlaller zinciriyle karşı karşıya kalma riski taşıyor. Seçimlere de bu baskı ikliminde gidilmesi muhtemel görünüyor. Bu durumda da bölge gazeteciliğinin “barış karşıtı” gibi absürt bir gerekçeyle, süreç öncesinden daha sert suçlamalarla hedef alınması ihtimalini güçlendiriyor.

SIDDIK GÜLER: İŞSİZLİK, EKOLOJİ, KALKINMA GİBİ BAŞLIKLAR ANA HABER KONUSU OLDU

Sıddık Güler (Serhat News Genel Yayın Yönetmeni): 20 yılı aşkın süredir gazeteciyim. PKK ile Türkiye arasındaki savaşın sıcak olduğu dönemlerde Dicle Haber Ajansı’nda muhabirlikten bölge müdürlüğüne kadar her kademede çalıştım. Geçmiş dönemde yaşadığımız en büyük sorun haber takibinin zorlaşmasıydı. Çatışmalar, operasyonlar, cenazeler dolu bir sürece sıkışmıştık hepimiz.

Şimdi çatışmasız bir ortam oluşunca artık haberlerimizi “özel savaş politikaları” ve “güvenlik” haberleri perspektifinden biraz daha hak temelli bir perspektiften ve sosyoekonomik bir değerlendirmeyle işlemeye başladık. Bu aslında tarihsel bir eşik. Çünkü -Kürtlerin hâlâ kimlik ve dil sorunlarını konuşuyorsunuz şüphesiz- şu anda işsizlik, ekoloji, kadın hakları, gençlik, yerel kültür, turizm ve kalkınma gibi başlıklar ana haber konusu haline geldi.

Daha önce sahada ciddi engellemelerle karşılaşıyorduk bazen haber takibi yapmadan gözaltına alınıyorduk, ekipmanlarımıza el konuyordu. Fiziksel ve hayati birçok sorun vardı. Bunlar elbette tamamen bitmedi. Türkiye’de hâlâ süregelen bir siyasi baskı söz konusu ama bu çatışmasızlık hali görece daha sürdürülebilir bir saha çalışma olanağına bıraktı.

Geçmiş dönemde hepimiz bir taraftık. Bağımsız ve objektif gazetecilik yapmaya çalışsak da zaman zaman bu işin ekseni kayıyordu. Çünkü çok yakından ve içten bir yerden hissediyorduk yaşanılanları ve ister istemez ajitasyon odaklı bir dile sahiptik. Şimdi dil kısmen de olsa yumuşadı. Saha araştırması, veri haberciliği, özel haber, dosya haberler daha da güçlendi. Çünkü bu bilgilere erişebilir bir zemin kısmen de olsa sağlanmaya başlandı. Haber kaynakları çeşitlendi.

Bu alanda çalışma yapmış insanlar artık daha rahat konuşabiliyor. Birçok seslilik söz konusu şu anda. Kısacası çatışmasızlık, bizi “sıcak hat muhabiri” rolünden çıkararak, kentin toplumsal, ekonomik ve kültürel dokusunu işleyen gazeteciler haline getirdi.

ZEYNEP DURGUT: GAZETECİLİK GEREKTİĞİ ÖLÇÜDE DÖNÜŞÜM YAŞAMIYOR

Zeynep Durgut (Mezopotamya Ajansı): Barış gazeteciliğinin ön planda tutulması, geliştirilmesi ve güçlendirilmesi gereken bir dönemde, basın üzerindeki baskılar giderek arttı.

T24 hakkında kapatılma kararı ve yine Mezopotamya Ajansı’nın internet sitesinin 44’üncü kez erişime engellenmesi, haber sitelerine ve sosyal medya hesaplarına yönelik kısıtlamalar ile gazeteciler hakkında açılan davalar, muhalif basının karşı karşıya kaldığı engellerin sürdüğünü gösteriyor. Baskılara rağmen özgür basın, barış gazeteciliğini ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni esas alan bir habercilik anlayışını geliştirmeye çalışıyor.

Gazetecilik değişmiyor; en azından değişmesi gerektiği ölçüde bir dönüşüm yaşanmıyor. Savaş dilini ve çatışmayı önceleyen bir habercilik anlayışı, barış gazeteciliğinin önüne geçiyor. Hakikatin sansürlendiği, gazetecilerin tutuklandığı ve cezaevlerine konulduğu bir ortamda değişimden bahsetmek ne yazık ki oldukça güç. Gazeteciliğin dönüşümü, basın özgürlüğünün güvence altına alınmasını, gazetecilerin üzerindeki yargısal ve idari baskıların sona ermesini ve toplumun her kesiminin doğru bilgiye erişebilmesini gerektiriyor.

Bizler, barış gazeteciliğinin sansüre uğramadan yapılmasını ve hakikatin hiçbir engelle karşılaşmadan topluma aktarılmasını istiyoruz. Çünkü hakikatin yansıtılmadığı, gelişmelerin tek taraflı ele alındığı ve toplumun doğru bilgiye ulaşmasının engellendiği bir ortamda, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin de kamuoyuna bütün yönleriyle aktarılması mümkün değildir.

Sürecin gerçek amacına ulaşabilmesi ve toplum tarafından sağlıklı bir biçimde değerlendirilebilmesi için öncelikle gazeteciliğin önündeki engellerin kaldırılması gerekiyor.

Yıllardır savaş, çatışma ve ölüm haberlerini takip ederken dahi kaygı duyan Türkiye halklarına artık barışı, birlikte yaşamı ve demokratik toplumu esas alan bir habercilik anlayışını ulaştırmanın zamanı geldi. Toplumun yalnızca çatışmalarla değil, barışın imkânlarıyla, demokratik çözüm yollarıyla ve ortak yaşamın olanaklarıyla da buluşması gerekiyor.

İlgili Haberler

Anasayfa