Türkiye’de hava kirliliğinin yüzde 52’sine yol açan fosil yakıtlar, yılda 55 milyar dolarlık ekonomik kayba ve 26 bin 500 erken ölüme neden oluyor. COP31 ev sahibi Türkiye, kömür, petrol ve gaza bağımlılığı azaltarak hem halk sağlığını koruma hem de Doğu Akdeniz’de iklim liderliğini üstlenme imkanına sahip.
HABER MERKEZİ- Türkiye, önümüzdeki günlerde COP31 iklim zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, toprağın ve havanın ne denli ağır bir yük altında olduğunu gösteren çarpıcı bir çalışma kamuoyuna sunuldu. Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (CREA) ile Temiz Hava Hakkı Platformu’nun (THHP) İstanbul’da açıkladığı son rapor, bacalardan ve egzozlardan yükselen dumanın arkasındaki insani ve ekonomik boyutu gözler önüne seriyor.
ÜLKE EKONOMİSİNE MALİYETİ 55 MİLYAR DOLAR
Türkiye’deki mikroskobik ince toz kirliliğinin (PM₂.₅) yüzde 52’si doğrudan kömür, petrol ve gaz yakılmasından kaynaklanıyor. Bu durum, sadece hastane koridorlarında biten hayatlar anlamına gelmiyor; faturası her yıl ülke ekonomisine yaklaşık 55 milyar dolar olarak geri dönüyor.
Bir başka deyişle, Türkiye gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 4,1’ini her yıl havaya yansıyan kirlilik yüzünden kaybediyor. Bu miktar, Sağlık Bakanlığı’nın yıllık bütçesinin yaklaşık iki buçuk katına denk bir kaynağın küle dönüşmesi demek.
Ekonomik yıkım bununla da kalmıyor. Dışarıya bağımlı olunan fosil kaynaklar, küresel krizlerde bütçeyi sarsıyor; nitekim Hürmüz krizinin etkisiyle 2026’nın Ağustos ayında enerji ithalat faturası bir önceki yıla göre yüzde 33,8 sıçramış durumda. Kirlenen hava nedeniyle yılda 8,5 milyon iş günü kaybolurken, sanayinin kömür ve gaza olan göbek bağı, Avrupa’nın Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması karşısında ihracatçıyı da vuruyor.
SINIR TANIMAYAN ZEHİR VE ANNE KARNINDAKİ TEHLİKE
İstatistiklerin ötesinde, her gün soludukça eksilen hayatlar var. Raporun en çarpıcı verilerinden biri de fosil yakıt kirliliğinin Türkiye’de her yıl 26 bin 500 erken ölüme yol açtığı. Bu sessiz salgın İstanbul’da 8 bin 100, Ankara’da 2 bin 500, İzmir’de ise 2 bin 400 can alıyor.
Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan’ın dikkat çektiği üzere kirlilik, henüz dünyaya gelmemiş bebekleri dahi etkiliyor: Her yıl 8 bin erken doğum ve 8 bin 200 düşük doğum ağırlıklı bebek vakası doğrudan bu kirli havayla bağlantılı. Çocuklarda görülen binlerce yeni astım vakası ve acil servis başvuruları da madalyonun diğer yüzü.
Üstelik zehirli bulutlar sınır hatlarında durmuyor. Rüzgarla taşınan baca gazları; Mısır’dan Yunanistan’a, İsrail’den Irak ve Suriye’ye kadar tüm Doğu Akdeniz çanağında binlerce insanın sağlığını bozuyor ve milyarlarca dolarlık zarara yol açıyor.
ÇIKIŞ YOLU KİRLETİCİ TEŞVİKLERİNİ KESMEK VE ADİL DÖNÜŞÜM
Raporu kaleme alan isimlerden CREA analisti Vera Tatari, COP31 eşiğindeki Türkiye’nin bölge sağlığını korumak adına fosil yakıtlardan çıkış taahhüdü vererek gerçek bir liderlik gösterebileceğini vurguluyor.
THHP Koordinatörü Deniz Gümüşel ise atılması gereken somut adımların altını çiziyor: Afşin Elbistan A ve Cenal gibi kömürlü santral genişletme projelerinin derhal durdurulması ve mevcut santrallerin bölge halkı ile çalışanların haklarını güvence altına alan “adil bir plan” çerçevesinde kapatılması:
“Fosil yakıtlar, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) tanımladığı sağlığın 4 cari belirleyicisinden biri; dolayısıyla tütün ve diğer sağlığa zararlı ürünler gibi, halk sağlığı açısından ele alınmalı ve sağlığa zararlı ürünler olarak tanınmalı. Fosil yakıtların insan sağlığı üzerindeki etkileri ve yol açtığı ekonomik maliyetler, bu konuda acil adımlar atılmasını gerektiriyor. Devletlerin fosil yakıt şirketlerine sağladığı teşvikler sonlandırılmalı; halk sağlığını koruyan, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltan somut ve etkili politikalar hayata geçirilmeli.”







