Ayşen Şahin
Tamam bunları ezberlerdik, bilirdik ama aklım bazı şeyleri almazdı.
Ulaşımın kervanla atla yapıldığı gemilerin kürek ve rüzgar gücüyle ilerlediği dönemde Piri Reis nasıl Adriyatik’te Dalmaçyalı korsanlarla savaşıp bir yandan Süveyş Kanalı bir yandan Hürmüz Boğazı, Atlas, Hint Okyanusu’na yelken açabildi?
Savaşların sebebi, sonucu, tarihi, komutanı bilgisi var da müfredat insanın gözünde o yüzyılların bir gününü canlandırtamıyor.
Jean-Christophe Rufin’in Kralın Kervanları romanını okuduğumda o dönemler bir ülkeden diğerine okumak için gitmenin nasıl olabildiğini, limanlarda gemi beklemenin ve gemi yolculuklarının ne kadar sürdüğünü, kervanların nasıl ilerlediğini biraz anlar gibi olmuştum. Meydan savaşlarını da aklım kesmezdi. Nasıl oluyor iki yamaçtan koşarak birbirine kılıçla saldırmak akıl alacak şey değil; gürzler iniyor, toplar, oklar, kılıç, süvari, filler!
Filmlerde görüyoruz, binlerce insan elde kılıç birbirine giriyor da arkanı kim kollayacak, sen kime saldıracağını nereden bileceksin derken Wilbur Smith’in romanlarından da meydan savaşının nasıl olduğunu anlayabilmiştim biraz. Öyle detaylı izah ediyordu ki… Kılıcı nasıl savuracağın kadar nereye saplayacağını bilmen de önemli. Kemiğe denk getirirsen kılıç seni iter ve sendelersin, kılıç saplı kalır hızla geri çekemezsin, üstelik yara düşmanı hemen öldürmez.






