Yusuf Karadaş
SDG’nin (Suriye Demokratik Güçleri) askeri, güvenlik ve idari yapılarının Suriye devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin tamamlandığının SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi tarafından açıklanması, yalnızca Suriye ve Rojava açısından değil; Türkiye’de yürütülen süreç ve Ortadoğu’daki yeni güç dengeleri bakımından da önemli bir gelişme. SDG’nin ortaya çıkış koşullarından ABD ile kurduğu ilişkinin sınırlarına, Türkiye’nin Suriye Kürtlerine yönelik politikasından son “süreç” ile Suriye’deki entegrasyon arasındaki ilişkiye kadar birçok gelişmeyi de birlikte değerlendirmek gerekiyor.
- SDG hangi koşullarda ve nasıl kuruldu?
SDG’nin omurgasını oluşturan PYD (Demokratik Birlik Partisi), Öcalan’ı önder olarak gören KCK sistemi içindeki partilerden biri olarak 2003’te kuruldu.
Erdoğan iktidarı 2011 yılında ABD ve Fransa’nın desteğinde Suriye’de rejimi değiştirmeye yönelik müdahalenin öncülüğüne soyunduğunda en beklemediği sonuçlardan biri de Kürtlerin Kuzey ve Doğru Suriye’de (Rojava) özerk bir yönetim kurmasıydı. Ancak Esad/Baas rejimi ile Batı ve Türkiye destekli cihatçılar arasındaki savaşın yayılması karşısında 2012 yazında Kürtler, PYD öncülüğünde kendi askeri güçlerini de oluşturarak (YPG-Halk Savunma Güçleri) yaşadıkları bölgelerde (Kobanê, Cizîre ve Afrin) özerk kanton yönetimleri ilan ettiler. Bu tarihten itibaren Kürtler hem Erdoğan yönetiminin hem de cihatçıların hedefi oldu. HTŞ’nin (Heyet Tahrir eş Şam) önceli olan el Nusra ve ardından IŞİD Kürtlere saldırılar gerçekleştirdi.






