Çerçeve yasayı “barış ihtimaline açılan ilk adım” olarak gören oyuncu Jülide Kural, metindeki güvenlikçi dili eleştirdi. Kural’a göre asıl mesele, toplumun zihnine yerleşen “terör” ve “barış” eşleşmesini kırmak.
HABER MERKEZİ- Türkiye’de iki yılı aşkın süredir devam eden çözüm sürecinin ardından kabul edilen çerçeve yasa, tartışılmaya devam ediyor. Oyuncu Jülide Kural, yasayı hem eleştirileri hem de taşıdığı ihtimal üzerinden değerlendirdi. Kural, metinde Kürt halkının eşit yurttaşlık ve özgürlük taleplerine doğrudan yer verilmemesini ve güvenlikçi dili sorunlu bulduğunu söyledi.
Fırat Haber Ajansı’nın sorularını yanıtlayan Jülide Kural, süreci “ilk replik” olarak nitelendirdi:
“O replik daha güzel kurulabilirdi tabii. Ben olsam daha güzel yazardım. Ama böyle yazıldı. Daha sonra gelen replikleri daha istediğimiz, daha insana yakışır, daha toplumlara yakışır, barışa yakışır, özgürlüğe yakışır bir çizgide yeniden kurmak için ele ele vermek, birlikte bunu başarmak zorundayız.”
“YASANIN İÇİNDE NEDEN BİR KÜRT SÖZCÜĞÜ BİLE YOK?
Kural, çerçeve yasaya ilişkin temel itirazını ise şöyle dile getirdi:
“Bunca zamandır görünmeyen, duyulmayan Kürt halkının kendi eşit vatandaşlık, eşit yurttaşlık, özgürlük için verdiği mücadelede devletin ilk defa Meclis’inde bunu bir yasa maddesi olarak ele alıyor olması kuşkusuz çok önemli. Yasanın kendisine baktığımda çok fazla sorun görüyorum doğrusu. Bu meseleye dair konuşuyorsak neden bir Kürt sözcüğü bile geçmiyor? Ya da güvenlikçi bir dilin olması da yine benim için soru işareti olan bir yer.”
Kural’a göre bu eksikler, sürecin tümüyle reddedilmesini gerektirmiyor. Asıl yapılması gereken, mevcut hukuki zeminin demokratik haklar ve özgürlükler yönünde genişletilmesi.
“BARIŞ KAVRAMINI ÖZGÜRLEŞTİRMEK GEREKİYOR”
Türkiye’de “barış” kelimesinin uzun yıllar boyunca “terör” kavramıyla yan yana getirildiğin dikkat çeken Kural, bunun toplumsal algıyı etkilediğini söyledi.
Bunun yalnızca siyasi aktörlerin değil, toplumun da meselesi olduğunu belirten Kural, demokratik hakların kullanılabileceği meşru bir hukuki zeminin oluşturulmasını istedi. İnsanların düşüncelerini ifade edebilmesinin temel bir hak olduğunu vurgulayan Kural, iktidarın bu konuda daha somut adımlar atması gerektiğini söyledi.
SANATIN SINIRLARI GENİŞLEYECEK
Kural’a göre çatışmanın dilinin değişmesi, sanat alanını da doğrudan etkileyecek. Her sözün “terör” suçlamasıyla ilişkilendirilebildiği bir ortamda sanatçının yalnızca dışarıdan gelen baskıyla değil, zamanla kendi içinde oluşturduğu sansürle de karşı karşıya kaldığını belirtti:
“Sanat üreticileri daha çok hakikati arayan, çelişkiye parmak basan, özgürlüğü talep eden bir çizgide oldu, olması da gerekir zaten. Bu tanımları bile bir araya getirdiğinizde aslında hep bir ip üzerinde yürümek zorunda kalan bir cambaza dönüşüyorsunuz. Çünkü her biri aslında tanımsal olarak, mesela her hareketinizi ‘terör’le bağdaştırılmış bir toplumda yaşadığınızda, kendinizi hiçbir zaman özgür hissetmeyeceksiniz. Oysa sanat üreten insanların o içsel özgürlüğe tamamen sahip olması gerekiyor. Bırakın söylediğiniz için cezaevine girmeyi, asıl önemlisi o kafanızın içindeki özgürlüğü, oradaki hakikate ulaşmak için yaşadığınız o sancıyı bile eğer kategorize edip orada kendinize sansür uyguluyorsanız, o zaman üretebileceğiniz şey de o oranda sınırlı bir hale geliyor.”
Kürtçenin yasaklandığı, insanların kimliklerini ve dillerini ifade etmekte zorlandığı dönemlere de dikkat çeken Kural, Kürt toplumunun kendi dili, müziği ve kültürüyle görünür olma mücadelesinin yalnızca Kürtleri değil, bu toplumda yaşayan herkesi özgürleştirebileceğini savundu.







