7 Kasım 2026 Nûmedya24
Ekoloji

Hevsel Bahçeleri'nin sonu olacak

Diyarbakır'ın gıda ambarında petrol arıyorlar

15 bin hektarlık ruhsat, altı sondaj kuyusu ve tartışmalı bir üniversite anlaşması: Diyarbakır'da petrol arama faaliyetleri Dicle Nehri'ni, tarım alanlarını ve UNESCO Dünya Mirası'nı koruma kararını nasıl etkileyecek?

Fotoğraf: Nûmedya24

GÜLER YILDIZ

İnsanlık tarihinin en eski tarım havzalarından biri olan Dicle Vadisi, endüstriyel kaynak arayışlarının hedefinde.

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Hevsel Bahçeleri ve Dicle Nehri’ni kapsayan 15 bin 255 hektarlık geniş bir alanda petrol arama faaliyetleri başlatılacak.

Tartışmaların odağında iki ayrı girişim bulunuyor: Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) bölgedeki arama kuyu planları ve SANKO Holding iştiraki PETAR A.Ş.’ye verilen devasa ruhsat alanı.

Her iki proje için de "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir" kararları jet hızıyla çıkarıldı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı

KAMPÜS ARAZİSİNDE 6 PETROL KUYUSU

Krizin boyutlarını derinleştiren hamle ise Dicle Üniversitesi yönetiminden geldi.

Rektörlük, kamu arazisi niteliğindeki kampüs sınırlarında yer alan 45 bin metrekarelik alanı, 10 yıllığına PETAR şirketine kiraladı. Hukuk fakültesinin hemen arkasında ve öğrenci spor alanlarının dibinde toplam altı adet petrol kuyusu açılması planlanıyor.

2025 yılında PETAR tarafından yapılan açıklamaya göre hedeflenen kuyu sayısı 10 idi.

Dicle Üniversitesi Rektörlüğü’nde gerçekleştirilen imza töreninde sözleşme, Rektör Prof. Dr. Kamuran Eronat ile PETAR Doğalgaz ve Petrol Arama Sanayi Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Akyol tarafından imzalandı.
Dicle Üniversitesi Rektörlüğü’nde gerçekleştirilen imza töreninde sözleşme, Rektör Prof. Dr. Kamuran Eronat ile PETAR Doğalgaz ve Petrol Arama Sanayi Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Akyol tarafından imzalandı.Foto:Dicle Üniversitesi

Yıllık 750 bin TL gibi bir kira bedeli ve net gelirden %3 pay karşılığında imzalanan pazarlık usulü sözleşme; akademi camiasında ve kamuoyunda ağır eleştirilere yol açtı. Üniversite yönetimi, hamleyi "millî enerji arz güvenliği" diyerek savundu.

DİCLE HAVZASINDA 120 PETROL SONDAJ KUYUSU AÇILDI

Bölgedeki ekolojik kriz meclis gündemine taşınırken, 15 Ekim'de, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren’in Hevsel Bahçeleri ve Dicle Nehri’nin korunmasına ilişkin verdiği soru önergesini yanıtladı.

Bakanlık tarafından sunulan veriler, arama faaliyetlerinin sanılanın çok ötesinde bir boyuta ulaştığını gözler önüne seriyor: Nisan 2024’ten bu yana kent genelinde 35’i arama, 52’si tespit ve 33’ü üretim olmak üzere toplam 120 petrol sondajı ve 1 jeotermal kuyu açıldı; bunlardan 21’i aktif olarak çalışıyor.

Bakan Bayraktar, yeraltı sularının korunması amacıyla 600-650 metre derinliğe kadar koruma boruları indirildiğini, boru etraflarının çimentolanarak sondaj çamurunun yüzey sularıyla temasının tamamen kesildiğini ileri sürdü. Faaliyetlerin ÇED mevzuatına uygun yürütüldüğünü savunan Bakanlık, diğer kurumların yetki alanındaki sorumlulukları pas geçerek ekolojik risklerin saha ölçeğindeki somut etkilerine ise değinmedi.

YILDIRIM: 2 KUYU UNESCO KORUMA TAMPON BÖLGESİNDE

Konuya ilişkin Yeni Yaşam gazetesinden Şirin Bayık’a konuşan Doç. Dr. Ahmet Yıldırım, planlanan kuyulardan en az iki tanesinin doğrudan Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri için tanımlanmış olan UNESCO koruma tampon bölgesinde yer aldığına işaret etti.

ÇED raporlarının bilimsel derinlikten uzak bir "kopyala-yapıştır" tekniğiyle hazırlandığını belirten Yıldırım, DSİ’nin koyduğu yaklaşık 10 emniyet koşulunun sahada doğrulanmadan çalışmalara başlandığına dikkat çekti.

Hidrolojik yapının idari sınır tanımadığını hatırlatan Yıldırım, yeraltı sularına ve nehir yatağına yönelecek ağır metaller ile sondaj kimyasallarının, Diyarbakır’dan başlayarak Batman, Siirt ve Mardin’e kadar uzanan hat boyunca yaklaşık 3,5 milyon insanın su ve gıda güvenliğini tehdit edebileceği konusunda uyarıyor.

Petrol arama faaliyetlerinin sürmesi ve ilerleyen süreçte çıkarma aşamasına geçilmesi halinde kentin doğal ve kültürel yaşamını oluşturan bütün unsurların zarar göreceğini belirten Ahmet Yıldırım, merkezi hükümete ve özellikle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na kararlarını yeniden gözden geçirme çağrısı yaptı:

“Şu anda yalnızca arama faaliyeti yürütülüyor. Ancak çıkarma faaliyeti de başlarsa insan ve yerleşim alanları, tarihsel ve kültürel miras, Dicle Nehri, yeraltı suları, Hevsel Bahçeleri, vadideki flora ve fauna, tarımsal faaliyetler, turizm ve ekonomi zarar görecek. Bizi biz yapan doğal ve kültürel yaşamın bütün parametreleri açısından zarar görüyorsak hani attığınız taş sıçrattığınız kurbağaya değmeyecek.”

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ise yüzey su seviyesini korumak adına 600 metrelik koruma boruları ve çimentolama teknikleri kullanıldığını, faaliyetlerin kanunlara uygun olduğunu iddia etse de; sahada bağımsız bilim kurulları tarafından yapılmış hiçbir su kalitesi ve toprak analiz raporu bulunmuyor.

UNESCO LİSTESİNDEN ÇIKARILABİLİR

Mezopotamya’nın en eski gıda ambarı olan ve MÖ 9. yüzyıl Asur yazıtlarında dahi kentin hayat kaynağı olarak anılan Hevsel Bahçeleri, 2015 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası koruması altında.

Ancak baraj projeleri, kaçak yapılaşma ve nehirdeki debi düşüşü nedeniyle halihazırda hassas bir dengede duran bölge, şimdi de petrokimya riskleriyle karşı karşıya. Tampon bölgedeki sondaj ısrarı sürerken, Diyarbakır'ın 2027 yılı UNESCO değerlendirmelerinde "Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi"ne alınması ve ardından miras statüsünü tamamen kaybetmesi en somut ekolojik kriz senaryolarından biri olarak öne çıkıyor.

8 BİN YILLIK EKOLOJİK VE TARIMSAL MİRAS

Diyarbakır Barosu, yürütmenin durdurulması ve kararların iptali talebiyle açtığı davalar Diyarbakır 1’inci ve 2’nci İdare Mahkemelerinde sürüyor.

Baro Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu'ndan Ahmet İnal, riskin yalnızca Hevsel Bahçeleri ile sınırlı kalmadığını, ruhsat sahasının Dicle Nehri, Kabaklı Göleti, çevredeki akarsular ile birlikte 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı statüsündeki Tıl Alo ve Kabasakal höyüklerini doğrudan etki alanına aldığına işaret ediyor.

İlgili Haberler

Anasayfa