COP31’de iki ayrı iklim zirvesi:
Devletlerin kurduğu masaya halklardan itiraz var
Türkiye COP31'e ev sahipliği yapacak. Kendini küresel iklim mücadelesinin önemli aktörlerinden biri olarak sunmaya hazırlanan ülkede aynı anda kömürlü termik santrallerin faaliyetleri sürüyor, yeni madencilik alanları açılıyor, ormanlar ve tarım arazileri enerji ve maden projelerine tahsis ediliyor. Türkiye dünyaya iklim liderliği iddiasıyla seslenirken kendi ekolojik sicilini nasıl açıklayacak, nasıl bir iklim hikayesi anlatacak?

Güler YILDIZ
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da yapılacak. Türkiye zirveyi “Uygulama COP’u” olarak tanımlarken temiz enerji, atık yönetimi, sanayinin dönüşümü ve iklim hedeflerinin uygulanmasını öne çıkaracak.
Bilindiği gibi bu zirvenin bir de partneri var: Avustralya. Ev sahipliği ve başkanlık gündemini Türkiye’nin üstlendiği zirvede Avustralya sadece resmi müzakereleri yürütecek.
COP31’e ev sahipliği yapmak Türkiye için oldukça önemli ve stratejik: Uluslararası alanda kapasitesini bir daha gösterme fırsatı yakalamış olacak, Antalya’nın turizm gelirlerinde artış sağlanacak ve belki de en önemlisi Avustralya gibi dünyanın en büyük fosil enerji üreticisi gibi bir partnerle dünyayı kendi evinde ağırlayacak…
Aynı kentte, 14-18 Kasım tarihlerinde ise yine dünyadan önemli sayıda katılımcı Halkların İklim Zirvesi’nde boy gösterecek. Sendikalar, ekoloji örgütleri, insan hakları savunucuları, kadın ve LGBTİ+ hareketleri ile savaş karşıtı gruplar, iklim krizini yalnızca karbon salımları ve enerji politikaları üzerinden değil; üretim ilişkileri, eşitsizlik, savaş ve doğa hakları üzerinden tartışacak, çok sayıda etkinlikte bir araya gelecek ve bir strateji belgesi üretecek.
İklim Adaleti Koalisyonu’ndan Çiğdem Özbaş, zirvenin aylarca süren hazırlık sürecini ve farklı mücadele alanlarını ortaklaştırma çabasını NûMedya24’e anlattı. Söyleşinin merkezine tek bir soruyu aldık: Türkiye ev sahipliği yaptığı COP31’de dünyaya hangi iklim hikyesini anlatacak? Ve bu hikaye ülkenin gerçekliğiyle ne kadar örtüşecek?

“FARKLI MÜCADELE ALANLARI ORTAK BİR DENEYİM BİRİKTİRDİ”
2026 başından bu yana yürütülen hazırlık sürecinde sendikalar, insan hakları örgütleri, LGBTİ+ hareketi, kadın hareketi ve ekoloji örgütleri bir arada çalıştı. Özbaş, zirvenin asıl öneminin çok sayıda kurumun aynı etkinliğe katılmasından ibaret olmadığını, bu kurumların aralarındaki mesafeyi aşabilecek ortak bir politik zemin kurabilmesinde olduğunu söylüyor. Ona göre bu biraradalık” kendi içinde ciddi bir deneyim biriktirdi.”
Türkiye’de yerel, ulusal ve uluslararası katılımla ağ merkezli bir zirve örgütlemenin önemli bir iddia olduğunu belirten Özbaş, hazırlık döneminde ciddi kaygılar yaşadıklarını, ancak farklı hareketlerin ortak bir perspektif geliştirebildiğini ifade ediyor.
Glasgow ve Belém’deki önceki halkların iklim zirvelerinden çıkarılan deneyimlerin üzerine yeni bir yaklaşım koymaya çalıştıklarını söyleyen Özbaş, hedeflerini şöyle anlatıyor:
“İnsan hakları ve doğa haklarının artık birleşik ve bütüncül bir şekilde savunulacağı politik perspektifi binlerce insanla birlikte ilan edebileceğimiz bir zirveye doğru gidiyoruz.”

“EMEK İLE EKOLOJİ HAREKETİ ARASINDAKİ MESAFEYİ AŞMAK”: AYIN SONU MU GEZEGENİN SONU MU?
Özbaş, emek ile ekoloji hareketi arasındaki ayrılığı kapitalist üretim ilişkilerinin yarattığı temel sorunlardan biri olarak değerlendiriyor. Enerji politikaları, sanayi üretimi ve istihdam tartışmalarında bu iki alanın zaman zaman karşı karşıya getirildiğine dikkat çekiyor.
Zirve kapsamında TUED (Trade Unions for Energy Democracy-Enerji Demokrasisi İçin Sendikalar) çerçevesinde uluslararası bir emek meclisi düzenlenecek. Özbaş'ın verdiği bilgiye göre 90'dan fazla ülkeden 100'ün üzerinde delegasyonun katılması bekleniyor. Bu delegasyonlar aynı zamanda Halkların İklim Zirvesi'nin çalışmalarında da yer alacak.
Dönüşümün maliyetini kimin üstleneceği, enerji kaynaklarının kimin denetiminde olacağı, işçilerin bu süreçte nasıl korunacağı ve enerjiye kimin hangi koşullarda erişebileceği de tartışmanın parçası.
"İlk kez belki de bu zirvede sendika ve emek boyutu görünür olacak. Sendikal katılımın güçlü olduğu bir zirve örgütlüyoruz. Yani dünya sendikacılığı bizimle birlikte olacak. İşçiler açısından temel sorulardan biridir bu: Ayın sonunu getirebilmek. Ama şimdi mesele 'ayın sonu mu gezegenin sonu mu' meselesi."
HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ’NDE NELER VAR?

Halkların İklim Zirvesi, 14 Kasım'daki küresel eylem günüyle başlayacak. Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri'nin çağrısıyla düzenlenecek “Yaşamı Savunuyoruz” yürüyüşü saat 13.00'te Aydın Kanza Parkı'ndan başlayacak ve Cumhuriyet Meydanı'nda yapılacak mitingle devam edecek. 15–18 Kasım arasında Mimar Sinan Kongre Merkezi'nde paneller, atölyeler ve toplantılar düzenlenecek.
Ana program ise 15 Kasım'da ekolojik yıkım ve doğanın haklarıyla devam edecek. Madencilik, su kaynaklarının kullanımı, ormansızlaşma ve biyoçeşitlilik kaybı, iklim krizinin daha geniş ekolojik tahribatla ilişkisi içinde ele alınacak.
16 Kasım'ın gündemi fosil yakıtlardan çıkış ve enerji demokrasisi. Burada yalnızca hangi enerji kaynaklarının kullanılacağı değil, enerjinin kim tarafından üretildiği, kimin denetiminde olduğu ve fiyatların nasıl belirlendiği de tartışılacak.
18 Kasım'da ise agroekoloji ve gıda egemenliği gündemde olacak. Endüstriyel tarımın ekolojik etkileri, şirketlerin tohum ve gıda sistemleri üzerindeki hâkimiyeti, küçük üreticilerin karşılaştığı sorunlar ve suya erişim bu başlığın temel konuları arasında.
“GAZZE İKLİM HAREKETİNİ FİLİSTİN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİYLE BULUŞTURDU”
COP31 Zirvesi’nde savaşın ekolojik yıkımına dair elbette bir başlık yok! Ama Halkların İklim Zirvesi’ndeki en önemli başlıklardan biri olacak.
Özbaş, askeri faaliyetlerin emisyonlarının ve savaşların yarattığı ekolojik yıkımın uluslararası iklim müzakerelerinde yeterince tartışılmadığını düşünüyor. COP'un resmi gündeminde NATO ve militarizmle iklim krizi arasında bağ kurulmasına karşı çıkan bir siyasi yaklaşım bulunduğunu söylüyor.
“Glasgow'dan sonra yaşanan savaşlar ve yıkımlar, Gazze'nin yaşadığı büyük acı, hareketin çok ciddi biçimde Filistin'e özgürlük mücadelesiyle buluşmasına neden oldu. Türkiye’de özellikle Kürt bölgelerine yönelik ekolojik yıkımın kökeninde de bu militarist anlayış var.”

17 Kasım'da savaş, militarizm ve barış başlığı altında savaş karşıtı hareketler, antimilitaristler ve vicdani retçiler bir araya gelecek. Askerî harcamalar, silah üretimi ve savaşların doğa üzerindeki etkileri tartışılacak.
Ve elbette Türkiye’de ikinci yılından gün alan “barış süreci” de HİZ’in önemli başlıklarından birisi olacak.
Savaşlar yalnızca can kayıplarına ve zorunlu göçe yol açmıyor; tarım alanlarını, su kaynaklarını, ormanları ve yerleşim yerlerini de tahrip ediyor. Askerİ faaliyetlerin sera gazı salımları da iklim müzakerelerinde yeterince görünür değil.
Silahlanmaya büyük kaynaklar ayrılırken iklim krizini önlemek, etkilerine uyum sağlamak ve kayıp-zararları karşılamak için gereken finansmanın yetersiz kalması, zirvenin tartışacağı temel çelişkilerden biri. Bu nedenle iklim mücadelesi ile savaş karşıtı hareketin ortaklaşması gerektiği savunuluyor. Özbaş'a göre militarist bir sistem içinde iklim krizine kalıcı çözüm üretmek mümkün değil.
TÜRKİYE BU ZİRVEDE NASIL BİR İKLİM HİKAYESİ ANLATACAK?
Türkiye bir yandan gelişmekte olan ülkelerin iklim finansmanına erişimde yaşadığı eşitsizlikleri gündeme getirirken diğer yandan fosil yakıt yatırımlarını sürdürüyor. Kömürden çıkış için belirlenmiş bir takvimin bulunmaması ve doğa üzerindeki baskının devam etmesi, uluslararası alanda dile getirilen hedeflerle ülke içindeki uygulamalar arasındaki mesafeyi ortaya koyuyor.
Türkiye'nin 2053 net sıfır emisyon hedefi var. 2025'te Birleşmiş Milletler'e sunulan ikinci Ulusal Katkı Beyanı'nda 2035 yılı için emisyonların 643 milyon ton karbondioksit eşdeğeriyle sınırlandırılması öngörüldü. Türkiye, bunu herhangi bir ek önlem alınmadığı varsayılan senaryoya göre 466 milyon tonluk azaltım olarak açıklıyor. Peki bu hangi politikalarla mümkün olacak ?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 23 Eylül’de BM Genel Merkezi’nde düzenlenen İklim Etkinliği’nde yaptığı konuşmayı da anımsatan Çiğdem Özbaş, Erdoğan’ın da “iklim adaleti” talep ettiğini anımsatıyor.
Savaşın, eşitsizliğin ve emek sömürüsünün sürdüğü bir düzende iktidarın iklim adaleti talebi ne anlama geliyordu?
“Erdoğan, o toplantıda iklim finansmanına ve teknolojiye erişimdeki eşitsizliklerin giderilmesi çağrısında bulundu. İklim hedeflerinin ülkelerin ekonomik ve toplumsal koşullarıyla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Ancak iklim adaleti yalnızca ülkeler arasındaki finansman paylaşımıyla sınırlı değil. Bir ülkenin kendi içindeki eşitsizlikler, enerji politikalarının kimin yararına düzenlendiği ve dönüşümün maliyetinin hangi kesimlere yüklendiği de bu başlığın parçası. Türkiye'nin COP31'de anlatacağı iklim hikayesinin inandırıcılığı, açıklanan hedeflerin enerji, sanayi, ulaşım ve tarım politikalarına nasıl yansıtılacağıyla ölçülecek. Fosil yakıtlara yönelik desteklerin sürmesi, kömürden çıkış takviminin bulunmaması ve kamu kaynaklarının hangi yatırımlara aktarıldığı bu açıdan yanıt bekleyen sorular.”
AVRUPA’NIN ÇÖPÜNE TALİP OLURKEN 'SIFIR ATIK’TA ALKIŞ BEKLEMEK
Emine Erdoğan'ın girişimiyle 2017'de başlatılan Sıfır Atık projesi, atıkların azaltılması, ayrıştırılması ve geri dönüşümün yaygınlaştırılmasını hedefliyor. Oysa Türkiye aynı zamanda Avrupa Birliği ülkelerinden tonlarca atık ithal ediyor!

Çin'in 2018'de plastik atık ithalatını yasaklamasının ardından Avrupa'dan çıkan atıkların yönü neredeyse tamamen Türkiye'ye kaymış durumda.
Avrupa Komisyonu'nun 18 Eylül 2026'da yayımladığı değerlendirmeye göre AB ülkeleri 2025 yılında Türkiye'ye 510 bin ton plastik atık gönderdi. İktisadi Kalkınma Vakfı'nın aktardığı verilere göre Türkiye'nin bütün ülkelerden yaptığı plastik atık ithalatı 2025'te yaklaşık 699 bin ton olarak gerçekleşti.
Çiğdem Özbaş bu durumu "korkunç bir ikiyüzlülük" olarak özetliyor:
"Bir yandan ithal çöp alacaksın, Adana, Mersin gibi kentlere yığacaksın diğer yandan 'sıfır atık' projesiyle konuşulmak isteyeceksin."

İstanbul'a gelenlerin mutlaka görmesi gereken 3 yer!
Gören bir daha gitmek istiyor
Nûmedya24 uygulaması
Nûmedya24'ü cebinize ekleyin
Telefonunuza ya da bilgisayarınıza ekleyin: tek dokunuşla açılsın, okuduğunuz haberler bağlantısız da okunsun.

























