
Almanya’nın duvarı çatlıyor mu?
Almanya’nın karşısındaki problem, sadece “aşırı sağla nasıl mücadele edilir?” değildir. Asıl mesele şudur: Demokratik merkez, seçmenlerinin önemli bir bölümünü kaybettikten sonra demokrasiyi nasıl savunabilir?

Siyaset bilimci, akademisyen ve yazar. Uzun yıllar üniversitelerde öğretim üyeliği yaptı. Çalışma alanları arasında etnik kimlikler, demokrasi, siyasal katılım, çatışma çözümü ve insan hakları yer alır. Türkiye’de toplumsal barış ve Kürt meselesi üzerine hazırlanan çeşitli akademik ve saha araştırmalarında yer almıştır. 1995 yılında TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeyken Doğu Raporu’nu hazırladı. 45 kitap ve çeşitli dillerde yayımlanmış düzinelerce bilimsel makalesi ve kitap bölümü vardır.

Almanya’nın karşısındaki problem, sadece “aşırı sağla nasıl mücadele edilir?” değildir. Asıl mesele şudur: Demokratik merkez, seçmenlerinin önemli bir bölümünü kaybettikten sonra demokrasiyi nasıl savunabilir?

Türkiye’de Yurttaşlığın Sınırları, Mülkiyetin Millîleştirilmesi ve Devletin “Makbul Vatandaş” Arayışı

Hareket Eden Ama İlerleyemeyen Bir Ülkenin Anatomisi

Bir milletvekili ilkeleri nedeniyle parti değiştiriyorsa, neden milletvekilliğinden de istifa edip yeni partisinin programıyla yeniden seçmenin karşısına çıkmasın? Hukuken buna mecbur değildir. Ama demokratik etik açısından bu argüman çok güçlüdür. Çünkü özellikle nispi temsil ve parti listesi sistemi altında milletvekilliği yalnızca kişinin şahsi malı sayılamaz. Sandalyenin arkasında parti etiketi, seçim programı ve o partiye oy vermiş yüz binlerce, hatta milyonlarca, insan vardır.

Amerikan güvenlik tekelinin aşınması ve Ortadoğu’da yeni düzen arayışı

Hannah Arendt'ten esinlenerek, "Kötülüğün Sıradanlığı" üzerine düşünceler

Belki de asıl soru artık şudur: Türkiye’nin futbola voleybol kadar yatırım yapıp yapmadığı değil; voleybolun kurumlarını futboldaki kadar değil, futbolun kurumlarını voleyboldaki kadar iyi yönetip yönetemediğidir.

Bu nedenle önümüzdeki yılların temel siyasal sorusu şu olacaktır: Türkiye artan jeopolitik ağırlığını daha fazla merkezileşme/otoriterleşme ile mi yönetecek, yoksa daha güçlü kurumlar ve daha kapsayıcı/katılmacı bir siyasal düzen kurarak kalıcı bir bölgesel liderlik sağlayacaktır?