Dolayısıyla önümüzdeki günlerin temel sorusu, hareketin şiddet ve güvenlik tartışmasının içine sıkışıp parçalanıp parçalanmayacağı ya da başlangıçtaki eğitim, eşitlik ve gelecek taleplerini yeniden merkeze alarak liselerden üniversitelere uzanan daha örgütlü ve kalıcı bir gençlik hareketine dönüşüp dönüşmeyeceği olacak.
Ercan Jan Aktaş
28 Eylül’de Paris çevresindeki liselerde başlayan ve 1 Ekim’de ülke geneline yayılan lise hareketinin temelinde, öğrencilerin günlük eğitim koşullarına ilişkin biriken sorunları bulunuyor. Le Monde’un haberlerine göre öğrenciler; öğretmen ve eğitim personeli eksikliği, dersliklerin kalabalık olması, öğretmenlerin yerine yenilerinin atanmaması, bakımsız okul binaları, ağır ders programları ve Parcoursup’un yarattığı baskı ve belirsizlik gibi sorunları öne çıkarıyor. Hareketin ilk olarak 21 Eylül’de Créteil’de, bazı öğretmen kadrolarının boş kalması üzerine başlaması ve ardından Île-de-France’taki okullara yayılması, taleplerin yalnızca tek tek okullara özgü olmadığını gösterdi. 29 Eylül’de yaklaşık 410 okulda eylem görülürken, 1 Ekim itibarıyla İçişleri Bakanlığı ülke çapında 1.027 okulda eylem, 222 okulda ise bloke etme eylemi bildiriyordu (1). Union étudiante/Öğrenci Birliği’ne göre, Perşembe sabahı Paris, Strazburg, Marsilya, Lyon 2, Reims, Poitiers, Bayonne ve Nanterre’de yaklaşık otuz kampüs kapatıldı. Öğrenci birliğine göre bu, “tarihi” bir eylemdir. Birliğe göre, kampüslere giriş engellenmiş olsa da üniversiteler dersleri uzaktan verebiliyor.
Hareketin ikinci boyutu ise eğitim sistemindeki eşitsizlikler ve gençlerin kendilerini karar alma süreçlerinin dışında bırakılmış hissetmeleriyle ilgili. Özellikle banliyölerdeki öğrenciler, Paris’in merkezindeki bazı liselerle kendi okulları arasındaki kaynak, bina ve öğretmen koşullarındaki farklılıklara dikkat çekiyor; dolayısıyla talepler yalnızca daha fazla öğretmen veya daha iyi okul binaları değil, eğitimde eşitlik ve kendilerinin dinlenmesi talebine de dönüşüyor (2). Bu talepler üzerinde gittikçe kitleselleşen eylemlere Üniversilerden doğru katılımın gelişmesiyle eylemler daha da büyümeye başladı.
1 Ekim’de hareketin şiddet olaylarıyla birlikte büyümesi üzerine hükümet, eylemlerin bir bölümünün siyasi olarak araçsallaştırıldığını iddia etmeye başladı. Buna karşılık lise örgütleri ve öğrenciler, hareketin temelindeki eğitim sorunlarının ve gençlerin taleplerinin bu siyasi tartışmanın gölgesinde bırakılmaması gerektiğini belirtiyor. Dolayısıyla mevcut tabloyu yalnızca güvenlik veya siyasi gerilim üzerinden okumak, hareketin başlangıcındaki eğitim koşulları, eşitsizlik ve gençlerin gelecek kaygısı boyutunu eksik bırakır (3). Hükümet her zaman olduğu gibi bir kez daha olayların arkasında Jean-Luc Mélenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa’sının (LFI) bulunduğunu öne sürerken LFI suçlamayı reddediyor.
AFP’nin kamerasını tuttuğu 10. sınıf öğrencisi Lola: “Bizi dinlemiyorlar, sokağa çıkmak zorunda kalıyoruz, sabah 8’den akşam 6’ya kadar süren ders programı çok ağır, bu tempoya ayak uyduramıyoruz, yerine geçecek öğretmeni olmayan öğretmenler var, hatta bir sınıfın sınıf öğretmeni bile yok,” biçiminde anlatıyordu yaşadıkları sorunları. Loa aslında bir hafta önce Paris banliyölerinde başlayan lise öğrencileri hareketini tetikleyen nedenlerin bir kısmını özetliyor. “Kırmızı çizgiyi aştık. Sarı Yelekliler’e yaptıkları gibi gençlerin gözlerini oyuyorlar,” diye AFP’ye derdini anlatmaya çalışan Union syndicale lycéenne (USL)/ Lise Öğrenci Sendikası (USL) Başkanı Ryad Rani yaşananların ciddiyetini anlatmaya çalışıyordu.
Bundan sonra hareketin nasıl bir seyir izleyeceğini ise büyük ölçüde iki dinamik belirleyecek gibi görünüyor. Bunlardan ilki, liselerde başlayan itirazın üniversitelere ve eğitim emekçilerine ne ölçüde taşınabileceği. 1 Ekim’de yaklaşık kırk üniversite yerleşkesinde farklı düzeylerde eylem ve blokajların görülmesi, lise öğrencilerinin taleplerinin yükseköğretimde uzun süredir tartışılan öğrenci yoksulluğu, kontenjan yetersizliği ve eğitim bütçesi gibi sorunlarla birleşme ihtimalini ortaya çıkardı. Böyle bir ortaklaşmanın gelişmesi halinde, hareket yalnızca liselerdeki öğretmen eksikliği, ağır ders programları ya da Parcoursup karşıtlığıyla sınırlı kalmayarak Fransa’da gençlerin eğitim sistemi ve gelecekleri üzerine daha geniş bir toplumsal itirazına dönüşebilir. Ancak bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini, önümüzdeki günlerde öğrenci örgütleri, üniversite sendikaları ve eğitim emekçilerinin ortak talepler etrafında ne ölçüde yan yana gelebilecekleri gösterecek.
İkinci belirleyici mesele ise hükümetin hareket karşısında izleyeceği yol olacak.
1 Ekim’de yaklaşık 2.000 kişinin gözaltına alınmasının ardından CRS ve jandarma birliklerinin devreye sokulması, yüzlerce lisenin kapatılması ve 2 Ekim için kapalı okulların çevresinde gösterilerin yasaklanması, hükümetin şimdilik güvenlik merkezli bir politika izlediğini gösteriyor. Buna karşılık Eğitim Bakanlığı aynı anda lise örgütleri, veliler ve sendikalarla görüşme sürecini de başlatmış durumda. Üstelik hükümetin BTS ve hazırlık sınıflarındaki burslu olmayan öğrencilerden alınması planlanan kayıt ücretinden geri adım atması, kitlesel hareketin şimdiden bazı kararlar üzerinde etkili olabildiğini gösteren ilk somut gelişmelerden biri. Dolayısıyla önümüzdeki günlerin temel sorusu, hareketin şiddet ve güvenlik tartışmasının içine sıkışıp parçalanıp parçalanmayacağı ya da başlangıçtaki eğitim, eşitlik ve gelecek taleplerini yeniden merkeze alarak liselerden üniversitelere uzanan daha örgütlü ve kalıcı bir gençlik hareketine dönüşüp dönüşmeyeceği olacak.
- Le blocage des lycées prend de l’ampleur et oppose La France insoumise et le gouvernement
- Blocage des lycées : en banlieue parisienne, les élèves veulent se faire entendre sur leur quotidien et « contre l’injustice »
- EN DIRECT, blocages de lycées : 564 établissements perturbés vendredi ; « nos lycéens ne sont pas trop dans un état d’esprit à suivre des cours en distanciel aujourd’hui », observe un proviseur







