Aynı şeyi savunuyorlar, ama 50 yıldır ihtilaflılar:
Yine, yeniden iki parti, iki bölge mi?
Esasında aynı şeyi savunsalar da KDP ile KYB arasında ihtilaf, hükümetin kurulamaması ve kurumların işlevsizleşmesiyle yeni bir krize dönüştü. KYB’nin rest çekerek ayrı yönetim seçeneğini gündeme getirmesiyle Federe Kürdistan, 1990’lı yıllardaki ikili yönetim dönemine geri dönme riskiyle karşı karşıya.

Federe Kürdistan’daki Kürtlerin Irak’a karşı verdikleri mücadelenin geçmişi en az 20. yüzyılın başlarına kadar gider. Ama 1940’lı yıllardan sonra Federe Kürdistan Bölgesi’nde öne çıkan başat güç, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) oldu ve 1975’ten sonra ikinci bir başat güç olarak sahneye çıkan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) de KDP’den ayrılan isimler tarafından kuruldu.
1940’tan sonra Molla Mustafa Barzani öne çıktı ve artık Kürdistan Bölgesi’ndeki Kürt muhalefetinin başını o çekiyordu. Irak ile ilk çatışmalarında başarılı olamayınca İran’ın egemenliği altındaki Doğu Kürdistan’a [Rojhilat] geçen Molla Mustafa Barzani, burada tarihsel bir gelişmenin parçası oldu.
Qazi Muhammed liderliğindeki Kürtler, 1946’da Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’ni ilan etti ve Molla Mustafa Barzani de binlerce peşmergesiyle bu cumhuriyetin hizmetine girdi. Ancak cumhuriyetin ömrü altı ay kadar oldu, sonra yıkıldı ve Molla Mustafa Barzani Irak ve Kürdistan Bölgesi'ne dönemeyince bu kez yönünü Sovyetler Birliğine döndü. Burada 12 yıl kaldı ve 1958’de yeniden Kürdistan Bölgesi’ne dönebildi.
Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti'nin yıkılmasının ardından Barzani Sovyetlere giderken, Bağdat’ta ise partisinin kuruluş kongresini yaptırdı. Qazi Muhammed’in partisiyle aynı adla, Kürdistan Demokrat Partisi adıyla Barzani partisinin kuruluşunu ilan etti. 16 Ağustos 1946’da Bağdat’ta yapılan ilk kongrede, sürgündeki Barzani genel başkanlığa seçildi.
BARZANİ TAM OLARAK NE İSTİYORDU?
KDP’nin ilk kongresinde Kürdistan’ın bağımsızlığı talebi yoktu, bunun yerine “Kürtlerin kendi serbest iradeleriyle elde edilecek bir Irak birliği içinde yaşamayı öneren milliyetçi bir program benimsendi.” (McDowall 2004:398). Bu program aslında yeni bir şey demiyordu; nitekim birkaç yıl önce, henüz Molla Mustafa Barzani, Güney Kürdistan’dayken ve isyanın liderliğini fiilen yapıyorken Irak hükümetiyle yaptığı görüşmelerde talep ettikleri gayet açıktı. Örneğin Kürt “kökenli” Nuri Said’in Irak Başbakanlığı sırasında, 1943-44 yıllarında yürütülen müzakerelerde Barzani’nin en önemli talepleri şunlardı:
“- Kerkük, Hewlêr, Süleymaniye liva’larını; Musul, yani Duhok, Amediye, Akre, Zaho, Şengal, Şeyhan gibi tamamen Kürtlerin bulunduğu kazaları; Diyala liva’sındaki çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Xanekin kazasını içeren, sadece Kürtlerin yaşayacağı bir eyalet oluşturulması.
- Bu yeni Kürt eyaletini yönetmesi için Bakanlar Kurulu’na üye bir Kürt yetkilinin atanması.
- Kürdistan’ın kültürel, ekonomik ve ziraî özerkliğinin mümkün olan en geniş biçimde, ordu ve jandarma ile ilgili meseleler haricinde, temin edilmesi.
- Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilmesi.” (Jwaideh 2014:449-450)
Bu talepler bugün hala Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile Irak devleti arasında var olan, mesela Kerkük, Musul, Diyala, Xanekin gibi eyaletlerin statülerinin belirsizliği gibi önemli ihtilaf konularının geçmişini de ortaya koyuyor. Aynı zamanda bu maddeler esasında Kürdistan Bölgesi’ndeki Kürt hareketinin 1940’lardan itibaren sistematik olarak ileri sürdüğü talepler olageldi.
SADDAM HÜSEYİN VE ÖZERKLİK ANLAŞMASI
Molla Mustafa Barzani 1958’de 12 yıl kaldığı Sovyetler Birliğinden Irak’a döndükten sonra yeniden Irak hükümetiyle müzakerelere oturduğunda da benzer talepleri dille getirdi. Doğrusu 1960’lı yıllar hem savaş hem de müzakere yılları oldu. Irak’ta iki kez darbe yaşandı ve hükümet değişti. Değişen hükümetler yeni savaş ve müzakereler demekti. Son olarak iktidarı Baas yönetimi aldı ve Baas yönetimi içinde de 1970’li yıllarla birlikte tüm ipler Saddam Hüseyin’in eline geçti. Artık Kürtlerin muhatabı oydu.
Saddam Hüseyin, Kürtlerle 11 Mart 1970’te Özerklik Anlaşması imzaladı. Bu KDP’nin tam olarak ne istediğini bir kez daha ortaya koyan bir metindi. Örneğin anlaşmada şu maddeler yer alıyordu:
“Kürt bölgesinde resmi dilin Kürtçe olması, Kürt halkının varlığının tanınması ve Kürtçenin anayasada yer alması, ekonomik kaynakların Kürtlere de adil bir şekilde dağıtılması, Kürt bölgesinin polis ve güvenliği de dahil olmak üzere içişlerinin Kürtler tarafından yönetilmesi, devlet başkan yardımcılarından birisinin Kürt olması, Kürtlerin Irak Parlamentosu’nda nüfus oranlarına göre temsil edilmesi, Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerin özerklik kapsamına alınması...” (McDowall 2004:437)
Bu anlaşma, imzalanmasının üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen hayata geçirilmedi; zira Kürtler ile Baas rejiminin anlaşmadan anladıkları farklıydı. Örneğin Kerkük gibi bazı kritik kentlerin statüleri hala belirsizdi ve Irak bunları Kürtlere bırakmaya niyetli değildi. Kürtler ise aksini kabul etmiyordu. Nihayetinde Saddam Hüseyin, Mart 1974’te tek taraflı olarak bir Özerklik Yasası ilan etti ve bu yasa, açıkça 1970’deki anlaşmanın büyük oranda geçersizleştirildiğini ortaya koyuyordu.
ENFAL SOYKIRIMI VE KYB'NİN ORTAYA ÇIKIŞI
Saddam Hüseyin Kürtleri bu yasaya uymaya zorlayınca, yeniden çatışmalı dönem başladı ve 1975 itibarıyla bu çatışmalar Kürtler açısından büyük bir hezimete yol açtı. Saddam Hüseyin ise, 1987-88’de Halepçe dahil Kürdistan Bölgesi’nin tamamında yürütülen ve 200 bin civarında Kürdün öldürüldüğü Enfal Soykırımına giden yolun taşlarını örmeye başladı (Bkz. Middle East Watch 2003). Köy boşaltmaları, kimyasal silahların kullanılması, sivillerin öldürülmesi…

Bu arada 1975’te bu dramatik gelişmeler yaşanırken, uzun yıllardan beri Molla Mustafa Barzani ile gerilimleri bulunan Celal Talabani ve bir grup arkadaşı, 1975’deki hezimetten doğrudan Molla Mustafa Barzani’yi sorumlu tutarak KDP’den ayrıldı ve kendi örgütlerini kurdular. 1 Haziran 1975’te Şam’da Kürdistan Yurtsevler Birliği’nin (KYB) kuruluşu ilan edildi. KYB’nin Kürtler için istedikleri ise, KDP’nin taleplerinden farklı değildi. KYB de KDP gibi “Irak’a demokrasi, Kürdistan’a Özerklik” vaadinde bulunuyordu (D. McDowall 2004:457)
1980’li yıllar bir yandan Saddam Hüseyin İran ile 8 yıllık savaş halindeyken, öbür yandan bununla birlikte Kürtleri soykırımdan geçirme planından taviz vermedi ve bunu adım adım gerçekleştirdi. 1960’lı yıllardaki parlak günlerinden epey uzaklaşmış olan Kürt hareketi ise, iki ayrı oluşum halinde, bir yandan mücadeleye devam ederek mevzilerini korumaya çalışıyordu, öbür yandan da Saddam’la bir şekilde özerklik meselesini yeniden müzakere etme girişimlerinde bulunuyordu. Bu çabalarında ise kesinlikle ortak hareket etmiyorlardı. Nihayetinde Kürt örgütleri için 1980’li yıllar zor geçti; Saddam Hüseyin ile hem çatıştılar hem de müzakere ettiler, ama sonuç elde edemediler, aksine Saddam Hüseyin 1987-88’de Enfal Soykırımını yaptı.
RAPERİN SÜRECİ SONRASI SADDAM'LA ÖZERKLİK MÜZAKERELERİ
1991’de Barzani ve Talabani yine Saddam Hüseyin ile müzakerelere oturmaya karar verdi. Soykırımdan birkaç yıl sonra gerçekleşen bu görüşmeler halk nezdinde anlaşılmaz bulunsa da, çoğu siyaset bilimcisi tarafından doğal karşılanıyordu; savaşan taraflar bir çözüm isteyeceklerse elbette oturup müzakere edeceklerdi.
Koşullar 1991’de önceki yıllardan ayrıca farklıydı. En önemlisi Kuveyt’i işgal eden Saddam Hüseyin, 1991’deki Körfez Savaşında, ABD’nin başını çektiği uluslararası koalisyon tarafından yenilgiye uğratılmıştı. Bu savaşın ardından Kürdistan Bölgesi’ni kapsayacak şekilde BM kararıyla 36. Paralelin kuzeyinde uçuşa yasak bölge ilan edilmişti. Bu gelişmeler Kürtlerin elini rahatlatıyordu. Daha da önemlisi 1991’in Mart ayında, çoğu tarihçinin dikkat çektiği üzere, büyük ölçüde her iki Kürt örgütünden bağımsız şekilde bir tür yerel inisiyatif olarak halk isyanları ya da Raperin başlamıştı ve Saddam Hüseyin’in güçleri birçok Kürt kentinden çıkarılmıştı. Bu halk isyanı Kürt hareketlerine avantaj sağlamıştı. Ayrıca bu dönemde KDP ve KYB ilk kez Kürdistani Cephe adıyla bir birlik oluşturmuş ve ortak hareket etmeye karar vermişlerdi. Bütün bu gelişmeler, Kürdistan Bölgesi’nin 1991’den itibaren fiili olarak özerk bir konuma gelmesini sağlamıştı, üstelik Saddam Hüseyin’in tehditlerine, zaman zaman devam eden saldırılarına ve ağır ekonomik ambargolarına rağmen…
Bu koşullar altında Kürdistani Cephe olarak KDP ve KYB 1991’in bahar aylarında yeniden Saddam’la masaya oturdu ve 1970’in Özerklik Anlaşmasını müzakere etmeye başladı. İhtilaf konusu olan hususlar bakiydi; Kerkük gibi statüsü belirsiz bırakılan bölgelerin ne olacağı, Araplaştırma siyasetinin örneğin Kerkük ve Musul gibi birçok kentte nasıl duracağı, petrol gelirlerinin nasıl paylaşılacağı gibi konular hala tartışma konusuydu. Ancak buna rağmen Talabani de Barzani de amaçlarının Saddam’ın devrilmesi olmadığını, "Irak’a demokrasi Kürdistan’a özerklik" için çabaladıklarını söylemeye devam ettiler.
Ancak hiçbir şey olmadı, Saddam Hüseyin Kürtlerin taleplerini görmezden gelmeye devam etti ve her iki Kürt örgütü de müzakerelerden çekildi.
KDP VE KYB'NİN ORTAK İSTEMİ: 'IRAK'A DEMOKRASİ, KÜRDİSTAN'A ÖZERKLİK'
Bununla birlikte, 1992’de fiili olarak özerk olan Kürdistan Bölgesinde, Kerkük gibi statüsü belirlenmemiş bölgeler haricinde bir seçim yapıldı, KDP ve KYB başa baş sayılacak oranda oy oranını elde etmişlerdi. Bu seçimlerde gerek Barzani’nin gerekse de Talabani’nin benimsediği program ve sloganlar ilginçti.
“Irak’ın komşularını alarma geçirmek istemeyen Barzani Bağdat ile bir anlaşmaya varma gereği olduğunu vurgulayarak, ‘Kürdistan’a Özerklik, Irak’a Demokrasi’ sloganını benimsedi. Talabani ise federal bir Irak içinde Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkını savunuyordu, Irak’ın yönetim şekline ilişkin güvenceler vermesine rağmen, bu sloganın bağımsızlığa daha yakın bir şeyi ifade ettiği açıkça görülüyordu.” (McDowall 2004:504)
Bu sloganlara bakıldığında KDP ile KYB’nin aynı şeyi savunduğu görülüyordu. Zaten fiili olarak yönettikleri özerk bölgede, bu iki slogan arasında görülen farkın bir bakıma liderlik çekişmesinden kaynaklandığına dikkat çekiliyordu. Çünkü her iki lider de esasında bu sloganları kullanırken, daha ziyade Irak’a, komşu ülkelere ve uluslararası güçlere mesaj veriyorlardı. Bütün ipleri koparmaya niyetleri yoktu, zaten konjonktür de buna hiç müsait değildi; örneğin ABD’nin bağımsız Kürdistan gibi bir stratejiye desteği olamazdı, birkaç yıl önce soykırım tecrübesini yaşamış Kürtler de bunu bildikleri için maceracı davranmaya niyetli görünmüyordu. Ayrıca Türkiye o dönemlerde PKK gerekçesiyle Kürdistan Bölgesi’ne girip çıkıyordu ve olası bir Kürt statüsüne Saddam kadar sert tepki vereceğini pek çok kez açıklamıştı. En makul yol olarak, her iki Kürt örgütünün özerklik ya da federasyonu Irak’ın demokrasisiyle birlikte dillendirmeye devam ettiklerine dikkat çekiliyordu.

STATÜ RESMİLEŞTİ: FEDERE KÜRDİSTAN BÖLGESİ'NİN İLANI
2003’e gelindiğinde ABD ve müttefikleri Saddam Hüseyin’i devirdi, 30 yılı aşan diktatörlük dönemi sona erdi. Yeni Irak’ta Kürtler yeniden taleplerini müzakere etmeye başladı ve nihayetinde Irak Anayasasında resmen kabul edilen Kürdistan Federal Bölgesi ilan edildi.
Bu yeni dönemde, Kürdistan’ın federal statüsü resmen kabul edilmesine rağmen, geçmişin kronik anlaşmazlıkları yine çözümsüz kaldı. En başta da Kerkük ve benzeri bölgelerin geçmişten beri süregelen ihtilaflı konumları bugüne sarkan belirsizlik olarak varlığını korudu.
2017’ye gelindiğinde Kürdistan Bölgesinde KDP’nin ısrarı ve diğer Kürt partilerinin de katılımıyla bağımsızlık referandumu yapıldı. 25 Eylül 2017’deki referandumda Kürtlerin yüzde 92’si bağımsızlık için irade beyan etti. Ancak Türkiye, İran ve Irak askeri, ekonomik, siyasi, diplomatik alanlarda ortak hareket etti ve referanduma karşı çıktı; referandumu desteklemeyeceğini pek çok kere deklare eden ABD ise gelişmeleri seyretmekle yetindi.
Bu gelişmenin ardından İran destekli milislerin takviyesiyle Irak güçleri Kerkük ve Musul gibi önemli bölgelere hareket etti, yer yer çıkan ufak çaplı çatışmaların ardından Kerkük ve Musul dahil önemli toprak parçaları Kürt güçlerinin denetiminden çıktı ve Kürt güçleri anayasal olarak belirlenmiş Erbil, Dohuk ve Süleymaniye illerinin sınırlarına çekildi.
İKİ YILI AŞAN KRİZ: HÜKÜMET NEDEN KURULAMIYOR?
Kürdistan Bölgesi’nde Kürt güçleri arasındaki çekişme, son yıllarda yeniden gün yüzüne çıkmaya başladı. 1980 ve 1990’lı yıllarda baba Mesud Barzani ve Celal Talabani arasında yaşanan ihtilaflar, bu kez onların yerine geçen Mesrur Barzani ve Bafel Talabani aracılığıyla sürdürülür hale geldi.
Kürdistan Bölgesi’nin yönetimi konusunda iki parti arasında 2005’ten sonra ortak bir tutum benimsenmişti, bu mutabakat aynı zamanda bu iki Kürt örgütünün Bağdat’ta üstlenecekleri pozisyonların belirlenmesini de içeriyordu. Örneğin Kürtlere ayrılan Irak Cumhurbaşkanlığı kontenjanı KYB’ye verildi, Irak Dışişleri Bakanlığı ve başbakan yardımcılığı gibi bazı mevkiler de KDP’deydi.
Son birkaç yıla gelindiğinde bir şekilde sönümlenmiş gibi duran kronik çekişmeler yeniden baş göstermeye başladı. Bu, hem Kürdistan Bölgesinde hem de Bağdat’ta açığa çıktı.
Bağdat’ta Saddam Hüseyin sonrasında KYB’nin temsil ettiği Cumhurbaşkanlığı koltuğuna 11 Nisan’da Nizar Amedi oturdu. Amedi KYB’nin adayıydı, ancak kendi adayının cumhurbaşkanı olmasında ısrar eden KDP Amedi’nin Cumhurbaşkanlığını tanımadı, resmileşmesine rağmen hala da tanımıyor.
Kürdistan Bölgesinde 20 Ekim 2024’te yapılan yapılan parlamento seçimlerinin üzerinden iki yılı aşkın süre geçmesine rağmen hükümet kurulmadı. KDP ile KYB, daha önce bazı koltukların paylaşılması üzerine kurulmuş olan mutabakatı bu kez görmezden geldi ve yeni şartlarla hükümet kurma girişimlerine başladı. Aradan geçen sürede taraflar arasında 30’dan fazla kez görüşme yapıldı, ama sonuç çıkmadı.
Hükümet kurma çabalarının başarısız olduğu Kürdistan Bölgesi’nde parlamento da faaliyete başlayamadı. İki yılın ardından ise KDP parlamentoyu toplantıya çağırdı, KYB ve ittifakı olan partiler ise karşı çıktı.
Bütün bu gelişmeler KDP ile KYB arasında, bir süreden beri sönümlenmiş olan, ancak on yıllara dayanan ihtilafların yeniden alevlenmesine yol açtı. Son kritik gelişme de, KDP’nin parlamentoyu açma hamlesine karşılık olarak KYB’nin Kürdistan Bölgesi’nden çekildiğini ve ikili yönetime döneceğini duyurması oldu.
KDP için parlamentonun yeniden açılması, bir yasama organını yeniden kurmaktan çok daha fazlasını ifade ediyordu. Bu durum, KYB ile yapılan müzakerelerdeki dengeyi değiştiren bir hamleydi.
Yaklaşık iki yıldır, hükümet kurma süreci, KDP ve KYB’nin nihayetinde birbirlerine ihtiyaç duyduğu varsayımı üzerine kuruluydu. Gerçekleşen en az 30 görüşmeye rağmen çözülemeyen temel anlaşmazlık, gerçek gücün dağılımı konusunda ortaya çıktı: Bölgesel başkanlık, başbakanlık, parlamento liderliği ve stratejik bakanlıklar, özellikle İçişleri Bakanlığı.
KYB, sistemin anlamlı bir güç paylaşımına geri dönmesi gerektiğini savunuyor. Yeni Nesil Hareketi ile kurduğu ittifak ile KYB bu talebi güçlendirmeyi amaçlıyordu: Birlikte KDP'den sadece bir eksik olmak üzere 38 sandalyeye sahiptiler ve neredeyse eşit bir blok olarak müzakere etmeyi hedefliyorlardı. KDP ise bu yorumu reddederek, 2024 seçimlerinin KDP'ye 39, KYB’ye ise sadece 23 sandalye kazandırdığını ve seçim sonrası ittifakların sonucu yeniden yazmaması gerektiğini ileri sürdü.

KYB, bölgesel başkanlık veya başbakanlık makamını ve İçişleri Bakanlığı da dahil olmak üzere güçlü portföylerin daha fazla kontrolünü hedeflemişti. KDP ise, Kürdistan Bölgesel Yönetiminin yürütme yetkisinin büyük bir kısmını kullandığı kurumları teslim etmeye direnmişti.
YİNE, YENİDEN İKİ PARTİ, İKİ BÖLGE Mİ?
KYB, son gelişmeleri resmen gayrimeşru ilan ediyor ve nihayetinde ayrılık gündeme geldi ve ciddi seçenek olarak, fiili iki yönetimli sisteme geri dönüş söz konusu oldu.
Kürdistan Bölgesi bunu daha önce de yaşamıştı.
1992'deki ilk seçimlerin ardından ortaya çıkan istikrarsız güç paylaşımı düzenlemesiyle birlikte, KDP ve KYB arasında gümrük gelirleri, toprak kontrolü ve siyasi otorite konusundaki anlaşmazlıklar 1994 yılında silahlı çatışmaya dönüştü. 1996'da KDP, Erbil'i KYB’den geri almak için Saddam Hüseyin'in güçlerine başvurdu. O zamandan beri KDP, Erbil'i kontrol altında tutuyor ve Kürdistan Bölgesel Yönetiminde üstünlüğünü koruyor. Bölgesel yönetim, Erbil'de KDP kontrolündeki hükümet ile Süleymaniye'de KYB kontrolündeki yönetim arasında fiilen bölünmüş durumda.
Bu dönem, kısaca "ikili yönetim dönemi" olarak anılmaya başlandı.
Washington Anlaşması 1998'de iç savaşı sona erdirdi, parlamento 2002'de yeniden toplandı ve 2003’te Saddam Hüseyin'in düşüşünün ardından yaşanan siyasi değişiklikler birleşme için koşulları yarattı. Ancak iki yönetim, ancak 2000'li yılların ortalarındaki KDP-KYB birleşme düzenlemeleriyle resmen bir araya getirildi. O zaman bile, güvenlik hizmetleri, Peşmerge güçleri, maliye ve parti himaye ağları bölünmüş halde kaldı.
Dolayısıyla Kürdistan Bölgesel Yönetimi hiçbir zaman tam anlamıyla birleşik bir devlet yönetimi olmadı. İki derinden kökleşmiş sistemin üzerine oturtulmuş siyasi bir uzlaşmaydı.
Bu uzlaşma, son yirmi yılın en büyük baskısı altında.
Parlamento yasama yetkisine sahip değil ve yürütmeyi denetleyemiyor. Mevcut kabine geçici hükümet statüsünde kalmaya devam ediyor. Bağdat ile yaşanan maaş ve bütçe anlaşmazlıkları kamu maliyesini defalarca istikrarsızlaştırırken, federal hükümet petrol ihracatı, gümrük ve Kürdistan Bölgesi'nin para aldığı mekanizmalar üzerindeki etkisini genişletti.
Bölge içinde, idari bölünme zaten gözle görülür durumda. Maaşlar için Bağdat'a aktarılan iç gelirler bile ayrı Erbil ve Süleymaniye sistemleri üzerinden hesaplanmaya devam ediliyor. Resmi Peşmerge reformlarına rağmen, güvenlik kurumları coğrafi ve siyasi olarak bölünmüş durumda; eski KDP 80. Birimi ve KYB 70. Birimi güçleri, büyük ölçüde eski etki alanlarını koruyan iki bölgesel komutanlık altında yeniden örgütlendi.
Maaşlar, yolsuzluk, işsizlik, kamu hizmetleri ve siyasi faaliyetlere getirilen kısıtlamalar konusundaki kamuoyu memnuniyetsizliği, kurumsal felcin yanı sıra arttı. Bu arada, Irak federal yetkilileri ve komşu devletler, Kürt partilerinin giderek ayrı siyasi ilişkiler kurmaya çalıştığı bir bölgede faaliyet gösteriyor.
KDP, KYB’nin birleşik bir Kürdistan Bölgesel Yönetimi içindeki konumunu kaybetme riskini göze almaktansa nihayetinde uzlaşmaya varacağını hesaplıyor gibi görünüyor. Ancak KYB bu hesaba karşı restle karşılık vermiş durumda.
KYB ise, Süleymaniye ve Halepçe’nin büyük bir bölümünü kontrol eden siyasi gücü, önemli güvenlik güçlerini ve bölgesel bürokrasinin büyük bir kısmını dışladığı sürece KDP'nin Kürdistan Bölgesi'ni sürdürülebilir bir şekilde yönetemeyeceğini hesaplıyor. Son restleşmeden sonra ayrı bir yönetim söz konusu ve bunun ne derece sürdürülebilir olacağı önemli bir belirsizlik olarak ortada duruyor.
Kürdistan Bölgesi, birbirine güvenmeyen ve birbirini yenemeyen güçler arasında yapılan bir uzlaşma sonucu kuruldu. İç savaştan otuz yıl sonra, aynı çözülememiş toprakları, gelirleri, silahlı kuvvetleri ve siyasi gücü kimin kontrol ettiğine dair sorunlar, bugün yaşanan ihtilafın da temelini oluşturuyor.

Kırmızı lahana yerken bir kez daha düşünün
Vücuda 5 önemli faydası var
Nûmedya24 uygulaması
Nûmedya24'ü cebinize ekleyin
Telefonunuza ya da bilgisayarınıza ekleyin: tek dokunuşla açılsın, okuduğunuz haberler bağlantısız da okunsun.

























