Şükrü Aslan
Türkiye, iktidarı ve muhalefetiyle bir süredir bir tür soygun sistemi olarak nitelenen ‘fon’ öyküleri ile meşgul durumda. Kabaca ‘fon öyküleri’ diyorum, zira sessizce ama radikal biçimde sermayenin belirli kişilere ve kesimlere transferini mümkün kılan bir dizi uygulamayı içeriyor. Dahası etkilediği kesimlerin genişliği ve özellikle iktidar partisi ve devlet içi aktörlerin baskın rolleri nedeniyle sadece sosyolojik değil, siyasi etkileri yönünden de yoğun bir sorgulama ve tartışma konusu olarak duruyor.
Türkiye ‘fon’ olgusuyla esas olarak küresel eğilimlerin tüm dünyayı etkilediği 1980’li yıllarda tanışmıştı. Bu eğilimlere uygun olarak çıkarılan meşhur 24 Ocak kararları ve ardından bu kararların aktörlerinden biri olan Özal’ın Başbakan olmasıyla, doğrudan fon sistemini deneyimleyen bir dizi politik kararlar da alınmıştı. Dönemin iktidarları yasal zeminleri ile birlikte ‘fon’ kurumları inşa etmişti. Bunlardan birisi 1986’da 3294 sayılı yasa ile oluşturulan Sosyal Yardımlaşmayı ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’ydu ki gündelik dilde genellikle Fak-Fuk Fon olarak bilinirdi.






