BM sözleşmeleri halkların kendi kaderini tayin hakkını güvence altına alırken, Kürtlerin uluslararası kurumlarda temsili bulunmuyor. Brüksel’de düzenlenen konferansta, bu hukuki hakkın uluslararası tanınmaya ve BM nezdinde somut bir temsil mekanizmasına dönüştürülmesi için izlenecek yollar tartışılıyor.
HABER MERKEZİ – Kürtlerin Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde temsili ve uluslararası statü talebi, Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenen konferansta ele alınıyor. Kürdistan Ulusal Kongresi’nin (KNK) çağrısıyla Vrije Universiteit Brussel’de (VUB) gerçekleştirilen toplantıya, Kürdistan’ın dört parçasından ve diasporadan siyasi parti ve kurum temsilcileri, akademisyenler ile uluslararası hukuk uzmanları katılıyor.
KNK’DEN BİR YILLIK DİPLOMASİ ÇALIŞMASI
Konferansın açılış konuşmasını yapan Nilüfer Koç, Kürtlerin yaklaşık bir asırdır uluslararası alanda kendi kimlikleriyle temsil edilmediğini söyledi. “Neden Kürtler de diğer uluslar gibi kendi adlarına konuşmuyor?” sorusunu yönelten Koç, konferansın temel gündeminin Kürtlerin uluslararası temsili ve 60 milyon olarak ifade edilen Kürt nüfusunun kimlik ve temsil hakkı olduğunu belirtti.
KNK’nin yaklaşık bir yıldır bu konu üzerinde çalıştığını aktaran Koç, konferansın söz konusu girişimlerin tartışılması açısından önem taşıdığını ifade etti.

KNK Eşbaşkanı Zeynep Murad da diplomatik çalışmalar kapsamında Kürdistan’daki siyasi parti ve kurumlarla görüşmeler yürüttüklerini söyledi. Çalışmaların KNK diplomasi grubu tarafından koordine edildiğini belirten Murad, sürecin uzun vadeli ve stratejik bir görev olarak ele alındığını kaydetti.
Murad, “60 milyon insan kendi coğrafyasında, kültürü ve kimliğiyle yaşıyor. Ancak uluslararası bir kurumda temsili yok. Bugün bunun üzerine bir tartışma yürüteceğiz” dedi.
KARAMUS: STATÜ TALEBİ TÜM KÜRTLERİN ORTAK TALEBİDİR
KNK Eşbaşkanı Ahmet Karamus, Kürdistan’ın dört parçasında BM nezdinde temsil ve statü talebinin ortak bir gündem haline geldiğini belirterek, siyasi yapılar arasında ortak tutum geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Başvuru hazırlıkları kapsamında oluşturulan heyetin farklı bölgelerde temaslarda bulunduğunu söyleyen Karamus, Rojava, Bakur ve Avrupa’nın yanı sıra Süleymaniye, Kandil ve Hewlêr’de görüşmeler gerçekleştirildiğini açıkladı. Karamus, Federe Kürdistan’daki siyasi parti ve yönetimlerle yapılan temasların olumlu geçtiğini söyleyerek, “İlk defa Başûr Kürdistan’ın tüm parti ve yönetimiyle görüşmelerimiz ve tartışmalarımız oldu. Büyük bir umut ortaya çıktı. Bu yeni süreçte birlikte ve ortak davranma umudumuz ve imkanımız ortaya çıktı. Görüşmeler ilk defa bu kadar olumlu geçti” ifadelerini kullandı.
KOTHARİ: KÜRTLERİN KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI ÇOKTAN TANINMIŞ OLMALIYDI
Konferansın ikinci bölümünde konuşan Prof. Miloon Kothari, Kürtlerin uluslararası alanda tanınması, kendi kaderini tayin hakkı ve BM’nin insan hakları mekanizmaları üzerinden yürütülebilecek girişimler üzerinde durdu.
ANF‘de yer alan haberde Kothari, BM Şartı’nın başlangıç bölümünde yer alan “büyük ve küçük ulusların eşit hakları” ilkesini ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin (ICESCR) 1’inci maddesini hatırlattı. Söz konusu madde, bütün halkların kendi kaderini tayin hakkına sahip olduğunu; bu hak kapsamında siyasi statülerini özgürce belirleyebileceklerini, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimlerini sürdürebileceklerini düzenliyor.
Kothari, “Kürt halklarının içsel kendi kaderini tayin hakkının küresel düzeyde tanınması çoktan gerçekleşmiş olmalıydı” dedi.
Bu hakkın tanınmamasının Kürtlerin insan haklarından tam olarak yararlanmasının yanı sıra uluslararası toplum ve BM sistemiyle bütünleşmelerinin önünde engel oluşturduğunu belirten Kothari, uluslararası insan hakları mekanizmalarının bu alandaki çalışmalar açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.
BM’DE GÖZLEMCİ STATÜSÜ GÜNDEMDE
Konferansın devam eden oturumlarında Kürtlerin uluslararası hukuktaki konumu, BM nezdinde temsil olanakları ve gözlemci statüsü hedefi ele alınacak.
BM sisteminde temsil için izlenebilecek hukuki ve diplomatik yolların yanı sıra farklı siyasi yapılar arasında ortak bir tutumun nasıl oluşturulabileceğine de odaklanılacak.
Konferans, uluslararası hukuk ve insan hakları alanındaki uzmanların sunumlarıyla devam ediyor.
×
BM’DE TEMSİL VE STATÜ NASIL KAZANILIYOR?
Kürtlerin BM’de temsil ve statü talebi, uluslararası hukukta farklı biçimlerde karşılık bulabilecek bir girişim. Ancak BM sisteminde halkların kendi kaderini tayin hakkı, siyasi temsil, gözlemci statüsü ve tam üyelik birbirinden ayrı hukuki kategoriler olarak düzenleniyor.
BM Şartı’nın 1’inci maddesi halkların eşit hakları ve kendi kaderini tayin ilkesini örgütün temel amaçları arasında sayıyor. İkiz insan hakları sözleşmeleri olarak bilinen Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin ortak 1’inci maddesi de bütün halkların kendi kaderini tayin hakkını güvence altına alıyor.
Bununla birlikte söz konusu hükümler, bir halkın BM’de kendiliğinden ayrı temsil hakkı elde etmesini veya bağımsız devlet olarak tanınmasını sağlamıyor.

FİLİSTİN VE FKÖ ÖRNEĞİ
BM’de devlet olmayan bir siyasi temsil oluşumunun gözlemci olarak kabul edilmesinin en bilinen örneği Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ).
BM Genel Kurulu, 22 Kasım 1974 tarihli 3237 sayılı kararıyla FKÖ’yü Filistin halkının temsilcisi olarak tanıyarak Genel Kurul çalışmalarına gözlemci sıfatıyla katılmaya davet etti. Karar, örgütün BM toplantılarına ve BM himayesinde düzenlenen uluslararası konferanslara katılımının önünü açtı.
Filistin’in statüsü 29 Kasım 2012’de bir kez daha değişti. Genel Kurul, 67/19 sayılı kararla Filistin’e BM üyesi olmayan gözlemci devlet statüsü verdi. Karar 138 ülkenin lehte oyuyla kabul edildi; 9 ülke karşı çıktı, 41 ülke çekimser kaldı.
BM Genel Kurulu çalışmalarına sürekli gözlemci olarak katılan üye olmayan iki devlet bulunuyor: Vatikan’ı uluslararası alanda temsil eden Kutsal Makam ve Filistin Devleti.
BM Şartı’nda gözlemci statüsü için bütün başvuru sahiplerine uygulanabilecek, ayrıntılı ve standart bir kabul prosedürü yer almıyor: Üye olmayan devletlerin sürekli gözlemci statüsü, zaman içinde oluşan kurumsal uygulamalara dayanıyor.
Kürtlerin dört ülkede yaşayan nüfusunu kapsayacak ortak bir temsil iddiası bakımından siyasi partilerin ve kurumların katılımı, temsil yetkisinin nasıl belirlendiği ve ortak başvurunun hangi siyasi mutabakata dayandığı önem taşıyacak.







