Bekir Ağırdır
Meclis yeni yasama yılına, hayat pahalılığının, geçim sıkıntısının ve gelecek kaygısının ağırlaştırdığı bir toplumsal iklimde başladı. Önümüzdeki aylarda bütçeyi, anayasayı, “Terörsüz Türkiye” sürecini ve bölgesel gelişmeleri konuşacağız. Ancak bu gündemi, siyasetin hangi koşullarda yapılabildiğinden ayrı düşünemeyiz.
Yalnızca son üç ayın adli ve idari işlemlerini hatırlamak bile yeterli. Muhalefetin belediyelerine ve parti örgütlerine yönelik soruşturmalar, tutuklamalar ve görevden uzaklaştırmalara, başkanvekili seçimleri ve iktidar partisine geçişler eşlik ediyor. İktidar çevresindeki bazı isimlere uzanan soruşturmaların yanında dinî topluluklara, sivil örgütlenmelere ve şirketlere yönelik operasyonlar, kayyum atamaları var. Finansal fonlar ve foreks ağları hakkındaki dosyalar ekonomik alana, sanatçılara yönelik uyuşturucu operasyonları kültür alanına uzanıyor. Gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanması, haber kuruluşlarıyla sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engelleri de haberin ve fikirlerin dolaşımını daraltıyor.
Bu dosyaların hukuki dayanakları ve sonuçları ayrı ayrı değerlendirilmeli elbette. Hepsini tek bir merkezî planın kanıtı sayamayız. Fakat birlikte oluşturdukları siyasi ortamı ve üretecekleri siyasi sonuçları da yok sayamayız. Muhalefetin, sivil toplumun ve medyanın faaliyet alanları üzerindeki baskı, açılan siyasi sezonun başlangıç koşullarından biri. Muhalefetin dağınıklığı ve muhalif kesimlerdeki umutsuzluk da bu tablonun bir başka boyutu.






