BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Bakırhan’dan İran’a müzakere çağrısı: Kimse kaybetmez

'Barış, bekleme salonunda tutulacak bir şey değildir'

Bakırhan’dan İran’a müzakere çağrısı: Kimse kaybetmez
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, süreçte yaşanan yavaşlığa tepki göstererek “Barış, bekleme salonunda tutulacak bir şey değildir” dedi. Yasal düzenlemeler ve oluşturulacak kurullar konusunda adım atılması çağrısı yapan Bakırhan, bölgede Kürtlerin diyaloğunun artırılması gerektiğini de vurguladı.   

HABER MERKEZİ – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

İstanbul ve Marmara Bölgesinde etkili olan sağanak nedeniyle zarar görenlere geçmiş olsun, sel felaketinde yaşamını yitirenlere baş sağlığı dileyen Bakırhan, zararların tazmin edilmesi gerektiğini belirtti.

MERI Forumu’nda Kürt aktörlerinin yan yana geldiğini hatırlatan Bakırhan, bunun önemli ancak yetersiz olduğunu vurgulayarak “Bu yakınlaşmasının siyasi, toplumsal ve diplomatik ayakları da kurulmalıdır” dedi.

Bakırhan, Türkiye’de Kürt meselesi demokratik yollarla çözümünün bölgeye de olumlu etkisi olacağını altını çizdi. İran’da başlayacak olası barış görüşmelerine destek vereceklerini açıklayan Bakırhan, Türkiye’ye de sürece destek çağrısı yaptı.

Türkiye’de devam eden süreç ilgili “Barış bekleme salonunda tutulacak bir şey değildir” diyen Bakırhan, artık adım atılması gerektiğinin altını çizdi. Yasaların çıkarılması ve Abdullah Öcalan’ın koordinatörlüğünde oluşturulacak olan kurulun bir an önce kurulması çağrısı yapan Bakırhan, “Her geçen gün barış için kaybedilen gündür” dedi.

‘İSTANBUL’UN MEGA PROJELERE DEĞİL, MEGA RİSKLERDEN KORUNMAYA İHTİYACI VAR’

Bakırhan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

Ortaya çıkan durumu sadece yağmura başlamak doğru değildir, ortaya çıkan durum kentin nasıl yönetildiği ile ilgilidir. Yıllar içinde dere yatakları daraltıldı, su havzaları yapılaşmaya açıldı, her yer betona dönüştürüldü.

Yaşanan bu felaket yetmiyor gibi yine Kanal İstanbul projesini gündeme taşıdılar. İstanbul’un mega projelere değil, mega risklerden korunmaya ve kurtulmaya ihtiyacı var. İstanbul’da değişmesi gereken belediye başkanları değil, dereyi arsaya, yeşili betona, kenti ranta çeviren anlayışı değiştirmek gerekiyor. Biz kayyumcu düzene karşı yerel demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz.

‘KÜRTLER KENDİ ARALARINA DAHA FAZLA DİYALOG KURMALI’

MERI Forumda en sık yapılan değerlendirmelerden biri şuydu; “Türkiye bölge barışının dinamosu olabilir” dediler. Biz de buna katılıyoruz. Çünkü Türkiye’de Kürt meselesi demokratik yollarla çözüldüğünde bunun olumlu etkisi Türkiye ile sınırlı kalmaz. Suriye’de, Irak’ta, İran’da da hissedilir. Bu süreç yalnızca Türkiye’nin değil, bütün bölgenin umududur.

Yan yana gelmek önemlidir, bugüne kadar oluşan mesafeyi azaltır. Ama bu yakınlaşmasının siyasi, toplumsal ve diplomatik ayakları da kurulmalıdır.

Kürtler bugün bölgede barış en istekli ve kararlı taraflarından birisidir. Kürtlerin ortak stratejik çıkarları etrafında birleşmesi, bulundukları ülkelerin başkentlerinde daha güçlü olması, bölge barışındaki rolünü daha da büyütecektir. Çünkü, Hewler’de gördüğümüz en önemli şey şu oldu; Ortadoğu bekleyenin değil, konuşanın ve siyaset üretenin yol aldığı zemindir. Kürtler kendi aralarında daha fazla diyalog kurmalı ve bölgenin geleceğinde güçlü biçimde yer almalıdır.

İRAN’DAKİ OLASI SÜRECE DESTEK

Bafıl Talabani, İran’daki Kürtlerle ilgili yeni bir diyalog sürecinin başlangıcında olduğunu, İran devletinin de buna sıcak baktığını bildirdi. İran’da Kürt siyasi dinamikleri meselelerini savaşla değil, müzakereyle çözmen istiyorlar. Tahran da bunu bir imkan olarak görmeli. İdam sehpaları yerine diyalog ve müzakere talebine sırtını çevirmemeli. İran yönetimi, diyalog isteyen Kürt aktörleri ile doğrudan konuşabilmeli, aracıya gerek kalmamalıdır. Silahın konuştuğu yerde herkes kaybeder, masanın olduğu yerde kimse kaybetmez. Bu masa geçici olmamalıdır. Masanın takvimi ve güvenceleri olmalıdır. Kürtlerin dili, kimliği ve siyasi iradesi tanındığında İran kazanır, dış müdahalelere karşı daha dirençli olur. DEM Parti olarak bu süreci sonuna kadar destekçisi oluruz. Türkiye de yürüyen sürecin başarıya ulaşması da İran’ın aleyhine değil, bütün bölgenin çıkarınadır. Türkiye de olası bir Kürt ve İran sürecine destek vermelidir.

‘HER HAFTA YENİ BİR ŞART ÜRETEREK BU TARİHİ İMKAN TÜKETİLEMEZ’

2 yılı aşkın süredir önemli bir süreçten geçiyoruz. En son 8 Ekim’de Türkiye’den tamamen çekilindiği açıklandı. Şimdi insanlar, ‘daha neyi bekleyeceğiz’ diye soruyor. Fesih yapıldı, silahlar yakıldı, kamplar boşaltılıyor, bu tablo karşısında artık beklemenin bir gerekçesi kalmadı. Bu soruya artık iktidar sessizlikle yanıt veremez. Barış bekleme salonunda tutulacak bir şey değildir. Her hafta yeni bir şart, her ay yeni bir gerekçe üreterek bu tarihi imkan tüketilemez. Meclis daha fazla sorumluluk alsın, gerekli yasaları çıkarsın, kayyum düzeni bitsin, ifade ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engelleri kaldırsın, hukuk herkesin güvencesi haline getirilsin.

Sayın Öcalan’ın koordinatörlüğünde Barış ve Siyasallaşma Kurulu gecikmeden artık kurulmalı ve çalışmalarına başlamalıdır. Silahsızlanma bir irade beyanı ile tamamlanamaz. Onu sonuca götürecek bir mekanizma gerekir. O mekanizma bu kuruldur. Bu kurulda çalışacak isimler Öcalan ile gerekirse 7/24 barış mesaisinde olmalıdır. Sürecin baş müzakerecisiyle haftalar süren aralıklarla görüşülerek bu işi sağlıklı bir şekilde yürütmek imkansız hale geldi. Her geçen gün barış için kaybedilen gündür.

İKTİDAR MI KARAR VERECEK?

Halk TV’ye kayyum atıyorsunuz, bir şirket sahibine yönelik iddialar, yüzlerce gazetecinin emeğine, milyonlarca insanın haber alma hakkına müdahalenin gerekçesi olamaz.

Fon ile ilgili konuşan gazeteciler gözaltına alınmaz. Sansür ve erişim engelleri devam ediyor. 21. yüzyıldayız, hangi kitabı okuyacağımıza, hangi haberin görüleceğine, belediyeyi kimin yöneteceğine iktidar mı karar verecek? Bu uygulamaların adı ‘korku siyaseti’dir. Bunu devlete saldırı olarak gösteremezsiniz. Türkiye’nin bir an önce demokratik bir hukuka ihtiyacı vardır.

FON VURGUNU: SUSMAK KUL HAKKI DEĞİL Mİ?

Ekonomik krizle mücadele ederken Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunlarından birini de yaşadık. Ülke ekonomisi dünyanın en büyük kumarhanelerinden birisine çevrilmiş. Bu kadar soygun, vurgun ahlaki çürüme olmadan yapılabilir mi? Yoksulun, emekçinin hakkı gizli hesaplarda buharlaşırken susmak kul hakkı değil mi?

 

Benzer Haberler

‘Son üç ayda 90 siyasi mahpusun tahliyesi uzatıldı’

Akın Gürlek'e 'keyfi uygulamalara son verme' çağrısı

8 Meclis üyesi de ona eşlik etti

Kemer Belediye Başkanı Topaloğlu CHP'den istifa etti

‘Dezenformasyon’ suçlaması

Gazeteci İsmail Arı çağrıldığı emniyete gitti, gözaltına alındı

Kurtulmuş’tan İzleme Kurulu açıklaması:

Mecliste komisyon kurulacak, en kısa süre içerisinde tamamlarız

Yeni Yol Grubu’ndan istifa etmişti

Bursa milletvekili Torun AKP'ye katıldı, rozeti Erdoğan taktı

Mekke Anlaşması, Meclis’e sunuldu

Detayları belli oldu: Peki 16 maddede neler var?

Pakistan S. Arabistan’a askeri destek verecek

Mekke Anlaşması Meclis’te: Türkiye ne yapacak?