BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Sınırlar fiilen değişirken Türkiye ve Kürtler

🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

Fatih Polat

Türkiye’de iktidarın ve medyasının başarı hikayesi olarak sunduğu Halep harekatı ve Kürtlerin Fırat’ın doğusuna sürülmesi, tarihsel bir bağlama dayanıyor.

İngiliz ve Fransız diplomatlar Mark Sykes ve François Georges-Picot’un adıyla anılan 1916 yılında Birleşik Krallık ve Fransa arasında imzalanan, Rusya ve İtalya tarafından onaylanan Sykes-Picot Antlaşması, Kürtleri “ülkesi ve milletiyle” dörde bölerken, her parçada bir Kürt meselesine de kapı açıyordu. Bu statüko 100 yıl sonra çözülürken, Türkiye’de bazı kurumların bu gidişata dair önden pozisyon aldığını gördük.

6 Ocak 2007 tarihinde Milli İstihbarat Teşkilatının 80. kuruluş yıl dönümünde yayımlanan MİT bildirisi, Türkiye’nin artık Misakımilli ile belirlenen sınırlar ile yetinemeyeceği ve Ortadoğu, Doğu Akdeniz, Karadeniz, Kafkasya ve Afrika’ya uzanan proaktif bir dış politikayı benimsemesi gerektiğini savunuyordu: “Son derece kaygan bir zemin üzerine oturmuş uluslararası ortamda Türkiye, bir yandan yakın zamana kadar değişik çap ve karakterde savaşların yer aldığı ve halen potansiyel çatışma tehditlerinin bulunduğu Balkanlar, diğer yandan, birçok bakımdan sürtüşmelere sahne olan ve çeşitli istikrarsızlık potansiyelleri taşıyan Kafkaslar ile, yaklaşık 40 yıldır fiili çatışmalar ve terörist faaliyetlerle yoğrulmuş Ortadoğu’nun arasında bir iç hat pozisyonuna sahip halde bulunmaktadır. Ayrıca bu pozisyon, kademeli olarak Orta Asya’ya açılan alanlarla da bağlantılıdır.”

Yeni Türkiye’nin jeostratejisi de bildiride şöyle tanımlanıyordu; “Bu üç bölgenin (Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya) ve Orta Asya’nın, birçok bakımdan küresel politikaların ve ‘rol’ savaşlarının belirli açılardan yoğunlaştığı alanları oluşturduğu da bir gerçektir. Dolayısıyla, yeni sorun ve tehditler doğrultusunda 21. yüzyılda doğuya doğru genişleyen dinamik bir alan söz konusu olmakta ve bu durum, Türkiye’nin gittikçe genişleyen bir alanda merkezi pozisyon kazandığını/kazanacağını göstermektedir. Bu süreç içinde Türkiye gerek stratejik gerekse jeopolitik önemi nedeniyle, kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma ya da ‘Bekle-gör-tavır al’ taktiği ile sınırlama lüksüne sahip değildir.”

2009’da MİT müsteşar yardımcılığına atanan, 2010’da MİT müsteşarı olan, ardından Dışişleri Bakanlığı görevine getirilen Hakan Fidan’ın söylem ve pratikleri, bu stratejik hedeflerle bağlantılıdır. Türkiye’nin istihbaratı, askeri birimleri ve sermayesinin son yirmi yıllık serüvenini okurken bu hedefler göz ardı edilmemeli. Örneğin Afrika’nın doğu ucundaki Somali’de, Türkiye’nin en büyük denizaşırı askeri üssü bulunuyor. Türkiye’nin Somali’ye ihracatı 2016 yılı öncesi 100 milyon USD’nin altında iken, 2021 yılında 355 milyon USD’ye yükseldi.

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

 

Benzer Haberler

CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı davası görüldü

İmamoğlu’na ceza, AKP'ye katılan Tugay’a beraat talebi

12 yıldır uygulanmayan karar gündemde

AİHM’in Öcalan kararı için Avrupa’ya yeni başvuru

‘Son üç ayda 90 siyasi mahpusun tahliyesi uzatıldı’

Akın Gürlek'e 'keyfi uygulamalara son verme' çağrısı

8 Meclis üyesi de ona eşlik etti

Kemer Belediye Başkanı Topaloğlu CHP'den istifa etti

Erdoğan’dan fon krizi açıklaması:

'İftira siyasetine teslim olmayız'

Kurtulmuş’tan İzleme Kurulu açıklaması:

Mecliste komisyon kurulacak, en kısa süre içerisinde tamamlarız

Yeni Yol Grubu’ndan istifa etmişti

Bursa milletvekili Torun AKP'ye katıldı, rozeti Erdoğan taktı

Mekke Anlaşması, Meclis’e sunuldu

Detayları belli oldu: Peki 16 maddede neler var?